• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Mayıs 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Sözü-pratiği bir olan inşacı olur

14 Mayıs 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Manşet, Şinasi Atabey, Yazarlar

Ne hesapsız-kitapsız öne fırlamak, ne de bekleyip hegemonik güçlerin bir şeyleri vereceğinin gafletine düşmek gerekir. Savaşı iyi çözümlemek gerek. Tablo şudur: Yerli işbirlikçi faşistler ile ağababaları arasındaki tüccar savaşıdır

İlginç olan birilerinin devrimcilik adına bundan anti-emperyalist savaş çıkarmalarıdır. Solculuk, devrimcilik adına mollalardan anti-emperyalizm çıkartanlar da çürümüşler. En vahimi budur. Sistem devrimcileri de çürütmüştür

Birincisi inşacı olması gerekenler çağrıcı olmuş. Herkes herkese çağrı yapıyor! Oysa çağrıcı değil, inşacı olunmalıdır. İkincisi de, muazzam bir şikâyetçilik var. Ancak sözü-pratiği bir olan inşacı olabilir. Aksi demagog ve fesat kişiliğidir… 

Şinasi Atabey

Ortadoğu’da yüzyıl önce kurulan denge bozuluyor. Fakat en önemlisi bozulan stratejik denge sonrası nasıl bir sistemin ortaya çıkacağıdır. Tam anlamıyla bunu kestirmek zor olsa da, şöylesi bir olasılıklar seçeneği olabilir. ABD-İsrail kısa vadede İran rejimi içinden Suriye’deki Şara gibi kendine işbirlikçi kesim devşirebilir. Orta vadede Fars milliyetçiliğine dayalı molla rejiminin bir versiyonunu geliştirilebilir. Savaş uzarsa uzun vadede demokratik entegrasyona dayalı Demokratik Federasyon gelişebilir. Halklar açısından en kötüsü kısa vadelisi olandır. Orta vadelisi ehveni şerdir. En makulü uzun vadeli olandır. Bu olasılıklar keskin bir şekilde birbirinden kopuk değildir. İç içedirler, hangisinin gerçeklik kazanacağını mücadele belirler.

Bir Trump tahlili

İlginç bir şekilde koca koca analizciler Trump’ın dengesiz olduğunu, stratejisiz bu savaşı başlattığını anlatıp duruyorlar. Böylece psikolojik savaşa hizmet ederlerken gerçekleri de örtbas ediyorlar. Oysa Trump tam da kapitalist moderniteye göre bir figürdür. ABD hegemonik savaşın temel aktörüdür. Diğerleri işbirlikçidirler. Rusya ve Çin de el altından işbirlikçilik yapıyorlar. Türkiye basını da gerçekleri örtbas ederek İran’dan daha fazla İran’ın psikolojik savaşını yürütüyor. Özel savaş rejiminin basını olması gereği bunu yapıyor. Bu durumun iyi analiz edilmesi gerekiyor. Özel savaş rejimiyle İran molla rejiminin görünenden daha fazla suç ortaklığının varlığı nedeniyledir. Sadece son yüzyıllık değil, Kasr-ı Şirin’den bu yana kurulan dörtyüz yıllık denge yıkılıyor. Bu denge yıkılırken Özgür Kürt olgusu gelişiyor. Durdurulmaya çalışılan budur.

Ortadoğu felç edilmiş

Bu savaş aynı zamanda ciddi boşluk yaratıyor. Önemli olan halklar lehine bu boşluğu dolduracak demokratik entegrasyon hamlelerinin zamanında yapılmasıdır. Bu konuda ne hesapsız-kitapsız öne fırlamak, ne de bekleyip hegemonik güçlerin bir şeyleri vereceğinin gafletine düşmek gerekir. Dikkat edilirse ikisi de hegemonik güçlerle bağımlılığın sonucudur. Özgüç ve zamanında adımlar atılarak statükocular ve hegemonik güçler arasındaki savaşta halkların lehine gelişmeler yaratılabilir. Fakat Ortadoğu dinamikleri felç edilmiş. Coğrafya ve toplumları can çekişir hale getirilmiştir. ABD’nin, AB’nin ve versiyonlarının Ortadoğu’ya verecekleri bir şeyleri yoktur. “Ulus-Devlet” diye diye haykıranların tümü zihniyetlerinden yüreklerine kadar ABD-AB-İsrail işbirlikçileridirler. Hepsi tüccardırlar. Özünde Hitler’den daha beterdirler. Ulus-Devletçilikle Hitler’in kopyasıdırlar.

Çöplük haline getirdiler

Ortadoğu’yu çürüttükçe çürütüyorlar. Trump’ın dalga geçmesi boşuna değildir. Çünkü “ne mal” olduklarını biliyor. Gazze çöplük haline getirildi. Çöplük üzerinde kurulacak eğlence merkezlerini “Barış” diye sunan bu tüccarlar değil mi? Yüzlerce yıldır Ortadoğu’yu çöplük haline getiren bunlardır. Halklara Ortadoğu tipi faşizmini uygularken ağababalarının İngiltere, ABD, Almanya, Fransa, İsrail’in sözünden çıkmadılar. Ne Ulus-Devletçilik ne de mezhepçilik bir direniştir. Zaten Ulus-Devletçilik, dincilik, mezhepçilik özgürlük direnişi ile ilgili değildir. Hepsi tüccarlık içindir. Olan halklara oluyor. Etkiledikleri milyonları insanlıktan çıkarmışlar, geriye kalanları da öldürtüyorlar. İstedikleri kadar İsrail karşıtlığı yapsınlar, hepsi İsrail’in işbirlikçileri, suç ortaklarıdırlar. Karabasan gibi Ortadoğu’nun üzerine çökmüşler. Savaşı bu nedenlerle iyi çözümlemek gerek. Tablo şudur: Yerli işbirlikçi faşistler ile ağababaları arasındaki tüccar savaşıdır.

Devrimciler de çürümüş

İlginç olan birilerinin devrimcilik adına bundan anti-emperyalist savaş çıkarmalarıdır. Aslında emperyalizm Ortadoğu’da insan gerçekliğini de bozmuş. Solculuk, devrimcilik adına mollalardan anti-emperyalizm çıkartanlar da çürümüşler. En vahimi budur. Sistem devrimcileri de çürütmüştür. Bir de utanmadan yüzyıllık inkarcıları, Kürdü darağacından kurtaran ve mezardan çıkartana anlatıyorlar. Kürdü mezara koyan ve darağacında sallandıranları Kürdün varlığı ve özgürlüğü için yola çıkan(lar) tanımıyor mu? “Utanmak” da “devrimci duygudur.” Ama bunlarda o duygu olmadığına göre devrimci de değiller.

İnşacı çağrıcı olursa!

Bu tarihi dönemde en temel yanlışlardan biri salt doğruları dillendirip yerinde durmaktır; Ne kadar doğrucu olduğunun saplantısına yakalanmaktır. Teorik doğrular salt dillendirmek için geliştirilmiyor. İstenildiği kadar teorik doğrular dillendirilsin, eğer inşa edilemiyorsa hiçbir anlamı yoktur. Teorik doğrular inşa edilmek içindir. Maalesef yaşanan tam tersidir. Kavramlar, teorik doğrular ezberleniyor, ama inşa edilemiyor. Tuhaf olan ise hala inşacı konumunda olanların “ne olup bittiğini bilmiyoruz; bize bir şey söylenmiyor” demeleridir. Biraz paradigmayı, ideolojik-politik hattı anlayan neyin ne olduğunu bilir. Sahi söylenmedik ne kaldı? Yaklaşık olarak bir yıla yakındır manifesto okunuyor, çeyrek yüzyıldır paradigma okunuyor. Eğer hala “ne olacak, yapılacak nedir?” diye soruluyorsa, demek ki, geçen yıllar boşuna geçmiş/geçirilmiş. Temel sorun demokratik komünalist inşacı olamamaktır. Bunun sonucudur ki iki anlayış gelişmiş.

Birincisi inşacı olması gerekenlerin çağrıcı olmuş olmalarıdır. İlginç bir şekilde herkes herkese çağrı yapıyor-mikrofonu kapan, kürsüye çıkan çağrı yapıyor. Oysa çağrıcı değil, inşacı olunmalıdır. İkincisi de, muazzam bir şikâyetçilik var. Herkes herkesten şikâyet ediyor. Her biri diğerini engel görüyor. Bu da her şeyi tüketiyor. Tüketicilik bu anlamda çürütmüş kişilikleri, kurumları.

Bahane fesat kişiliğidir

Gerçekten de iğneyle kuyu kazarcasına gerçekleştirilen üretim, yaratım, inşa hala anlaşılmayı bekliyor. Komünaliteye dayalı demokratik toplumun inşası önündeki tek engel bu anlayışsızlıktır. Hiç kimse kendini kandırmasın, şu gücü, inkârcıları, şu-bu kişiyi engel olarak göstermesin. Muazzam bir külliyat sunulmuş; el altında tüm insanlık sorunlarını çözecek ciltler dolusu çözümlemeler var. Hızla ve konuya hakim olmak için kendini veren altı ayda özümser. Kaldı ki teorik olarak bir düzey yakalanmış da. Ama mesele gerçek demokratik komünalist inşacı olmakta yaşanıyor. Kendini planlayan, disipline eden, sözü-pratiği bir olan inşacı olabilir. Planlı, disiplinli olduğu oranda inşacı olunur. Ne kadar planlı, disiplinli yoğunlaşma, odaklanma o kadar inşacılık. Aksi birer demagog olmaktır; maalesef genel olarak yaşanan da budur. Doğru inşacı yoğunlaşan, yoğunlaştığı kadar inşacı olandır. Aksi durum fesat kişiliği olur ki, kurumlarda, çalışmalarda yaşanan da budur. Yoksa olup-bitenlerin izahı olabilir mi? Bahaneler öne sürülebilir, bu da fesat kişiliğinin bir özelliğidir. Yoksa son bir yılda her bir güne bir yıllık inşa çalışmasını sığdıramamanın önündeki engel neydi? Dıştan hangi güç engelledi? Ekonomi, eğitim, dil, sağlık, kadın, çocuk, gençlik, ekoloji… Hangi alanda komün inşa edildi de dıştan güç engel oldu?

Nasıl inşacı olunur?

Gerçekten de bu konuda cesur özeleştiriye ihtiyaç vardır. İnşacı zihniyeti, kişiliği, yaşamı, dili ve pratiği geliştirmek önemlidir. Bu tepeden tırnağa, zihniyetten yüreğe, ilişkilerden yaşama, yoğunlaşmaktan pratiğe dönüşümü gerektiriyor. Negatif görevlerle şekillenmişlikle inşacı olunamaz. Dikkat edilirse dil-kavramlar yetmişlerin, doksanlarındır. Oysa artık inşanın nasıl gerçekleştirileceğinin bilinci ve pratiği gereklidir. Hala Kürdün var olduğunu, haklarının inkâr edildiğini anlatmak hiçbir şey ifade etmez. İnşa dönemi Kürt nasıl komünleşir, ekonomik, eğitim, dil, sağlık, ekoloji… vb. alanlarda varlığını nasıl komünlerle özgürleştiririm cevaplarının bilince çıkartıldığı, özümsendiği ve pratikleştirildiği dönemdir. Bu iç içedir. Kürdün özgür varlığı komünleşmeyle gerçekleşecektir. Kürdün ahlakileşmesi, politikleşmesi, kendilik olarak toplumsallaşması komünleşmeyle bağlantılıdır. Bunu gerçekleştiremeyen inşacı olamaz. Olsa olsa oportünist olur.

Dil dilenmek…

Aslında bunun bir örneği geçen ay gazetede çıktı. Bir taraftan 21 Şubat Ana Dil Günü için dil kurumlarının yaptığı çağrılar vardı, bir taraftan da Diyarbakır Belediyesi’nin hizmet dili verileri vardı. Dil kurumları yıllardır yaptıkları gibi kendileri birer dil okulu, her aileyi bir okul haline getireceklerine birilerinden dil eğitimini “dileniyorlar.” Belediyenin verilerine göre her 100 kişiden sadece 8 kişi Kürtçe hizmet ilişkisine giriyor. İlginç olan belediyenin burada kendi sorumluluğunu görmesi gerekirken, çağrı yapıyor halkı suçlarcasına, Kürtçe konuşmasını istiyor. Oysa dil kurumlarının sorumluluğu çağrı yapmak, dil eğitimini “dilenmek” değil, her sokağı, parkı, ağaç altını, işyerini, evi, kahveyi… Dil eğitimi yeri yapması gibi, belediyenin de sorumluluğu dil eğitimi için gereken altyapıyı hazırlamaktır. Dil kurumları birer komün olmadığı, belediye de komünleşmediği sürece bu sorunlar çözülmez. Mesele kurumların inşacı olmamaları, komün işlevselleşmesine evrilmemeleridir. Bu da inşacılıkla ilgilidir. Kurumları işlevselleştiren inşacıdır. Kurumlarda kaç demokratik komünalist inşacı var, ciddi tartışma konusudur.

İnşacı kişilik yeterli kişilik

İnşa sorunu sadece dil konusunda yaşanmıyor. Yaşamın tüm alanlarında yaşanıyor. Bunu giderecek olan da inşacı demokratik komünalist kişiliktir. Ciddi bir fırsat dönemi ve inşa için olanaklar yaratıldı. Yapılması gereken müthiş inşacılıkla buna cevap olmaktır. Yoksa rahatlık, konformizm ve üzerine yatmak için değildir; ya da üzerinde methiyeler düzüp kariyerizm için kullanmak değildir. Bu konuda yeterlilik önemlidir. İnşacı kişilik yeterli kişiliktir. Nereye giderse, nerede bulunursa inşa eder. Her anında inşacılığı konuşturur, sergiler. İmkan, olanak oluşturulsun, bu izin versin demez. Tarihi sorumlulukla inşa eder. Zamanı ve mekanı sadece inşa için değerlendirir. Tek başına inşa etmez. Kolektiftir, komünaldir. İnşacının gücü kolektif ve komünal olmasından geliyor. Eğer inşacı olunamıyorsa, bu komünal ve kolektif olunamadığı içindir.

Kürdileşmek komündür

Önemli aşamalar kat edilmesine rağmen halen Kürt kördüğümü var. Bu nasıl aşılacak? Kürde ne yapılacak? Ne tamamen mezara konuluyor ne de özgür yaşatılıyor. Halen herkesin askeri, ırgatı, işçisi, kölesi; en lanetlisi de kendi mezar kazıcısı. Ama kendisi için, özgür varlık için ortada yoktur. Kürtler koca açık Auschmitz’i yaşıyor. Kürdün hala başkası için yaşaması bu nedenledir. Başkası için yaşamak, araçsallaşmaktır, dikkat edilirse her güç Kürtler üzerine oyun kuruyor. Tüm bu durumlardan, en önemlisi Auschwitz’den kurtuluşun yegane çözümü komünleşmedir. Bu da kendiliğinden olmuyor/olmasının yegane yolu demokratik entegrasyon temelinde komünleşmedir. Bunun için de demokratik komünalist inşacı gereklidir. Özgür varlık olarak Kürdileşmek bu düzeyi gerçekleştirmektir. Demokratik komünalist olmak dışında tarihi sorumluluk yerine getirilemez. Komün dışında özgür varlık olarak Kürd olamaz.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sivrihisar Belediyesi’nde saldırı: Başkan Yardımcısı yaralandı

Sonraki Haber

Avrupa GDO’ya geçmeye hazırlanıyor

Sonraki Haber

Avrupa GDO’ya geçmeye hazırlanıyor

SON HABERLER

‘Dil varlığın evidir’

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Bir komünal inanç olarak Réya Heq Alevi aklı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Hürmüz Boğazı’nda kılçık ‘ABD’

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Avrupa GDO’ya geçmeye hazırlanıyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Sözü-pratiği bir olan inşacı olur

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Sivrihisar Belediyesi’nde saldırı: Başkan Yardımcısı yaralandı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

ODTÜ Bahar Şenliği soruşturmasında 4 öğrenci daha tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır