Réya Heq Alevi kuram ve kavramlarına bakışınız, sizin durduğunuz yeri gösterir. Eğer Réya Heq Alevi inancına klasik sınıf mantığı, pozitivist bir anlayış ve kaba materyalist bir akıl ile bakılırsa, Réya Heq inancını ve tarihsel toplumu anlamamak anlamına gelir. Milyonlarca Kürt Alevisinin binlerce yıla dayanan hakikat ve özgürlük arayışını, inancının gereği sayarak bu arayışa ikrar verenlerin ahlaki-politik tutumunu görmemek, bu inancı yaşayan Kürdü görmemek anlamına gelir.
Özellikle modernist akıl, devlet dışı kalan rıza toplumu süreklerini ve bu toplumsal formu hâlâ yaşayan inançları; ilkel, zamanı geçmiş, gerici şeklinde tanımlar. Réya Heq Alevi inancı, iktidarcı anlayışlara karşı komünaliteyi esas alır. Bu komün değerleri, Ocak sistemi içerisinde ve inancın toplumsal hafızası olan pirler üzerinden bugüne kadar aktarılmıştır. Bütün Alevi sürekleri, bu kadar baskı ve katliama rağmen inancın Ocak sistemini bugünlere getirmişse, bu durum komünalitenin toplumun en büyük öz savunma gücü olduğu hakikatini ifade eder.
Pozitivist tarih anlayışında inancın komünal boyutu geri kalmışlıkla eş tutulur. Özellikle Türkiye’de Réya Heq Alevi inancındaki komünaliteye ve Ocak sistemine bakış; bu inancı geri kalmış olarak tanımlayan mantık, daha çok ulus-devlet anlayışıyla paralel bir mantıktır.
Réya Heq Alevi inancını zamanı geçmiş, müzelik, günümüzde karşılığı olmayan, arkeolojik bir veri kategorisinde değerlendirenleri, resmi ideolojinin temsilcisi olarak görmek yerinde olur.
Réya Heq Alevi inancını anlamanın tek yolu, inancın komünal boyutunun tarihsel sosyoloji esas alınarak incelenmesidir.
Doğal toplumun veya tarihsel toplumun merkezinde komünalite mevcuttur. Komün sadece üretim ilişkileri ve üretimin paylaşımı ile ilgili bir durum değildir. Réya Heq Alevi inancının varlığının teminatı komündür. Komün, toplumun varoluşsal gerekçesidir.
Réya Heq Alevi zihin kodları ve aklının tarihsel kaynakları; zaman ve mekânın ruhu, özgürlük sosyolojisi ve tarihsel sosyoloji formları esas alınmadan anlaşılamaz ya da modernizmin dehlizlerinde kaybolur.
Réya Heq Alevi inancı, Aryenik damarın en güçlü ahlaki-politik zihnini devriye etmiştir. Ahlaki-politik toplum aklı, hâlâ bu inancın içerisinde günümüze kadar kendisini yenileyerek gelmiştir. Başka bir ifade ile demokratik toplumun bütün zihin kodları hâlâ güçlü bir şekilde kendini görünür kılmaktadır.
Devletin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurumunu Aleviliğe kayyum olarak atamasının temel nedeni de bu zihin kodlarıdır. Kapitalist modernist anlayışın Türkiye formu olan ulus-devlet ile şekillenmiş Türk-İslam Aleviliği yaratılmaya çalışılıyor. Bu, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında devletin stratejik aklıdır. Demokratik toplumun son kalesi olan Dersim’i merkez almalarının nedeni de bu aklı yok etmeye ya da asimile etmeye yönelik merkezi bir çalışmanın söz konusu olmasıdır. Demokratik toplum aklının Dersim merkezli Réya Heq inancı olması nedeniyle durum partiler üstüdür; orta yerde yüzyıllık bir proje söz konusudur.
Réya Heq Alevi inancı, rıza toplumunun komünal yaşam tarzının taşıyıcısıdır. Bu bakımdan nehak anlayışa muhalefet değil, alternatiftir. Dersim’de kadın cinayetleri, düşürülme, asimilasyon gibi özel uygulamaların temel nedeni; Dersim’i gözden düşürmek, merkez olmaktan çıkarmak, parçalamak ve halk arasında güvensizlik yaratmaktır.
Réya Heq Alevi inancı hangi zaman ve mekânda oluştu? Tarihsel ve kültürel kodları hangi kaynaklardan beslendi? Ontolojik ve epistemolojik disiplini nedir? Bu inancın ekonomik, kültürel, siyasal, ekolojik ve kadın özgürlükçü yanının derinlikli incelenmesi gerekiyor.
Alevi pirlerinin “Arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden, edepsizden uzak durun” söylemi, demokratik toplumun hangi ilkelerine karşılık gelir?
Kendini muhalif olarak tanımlayan birçok Alevi kurumunun, kurum yöneticisinin ve akademisyenin; komünal aklın örgütlü formu olan “Ocak sistemi”ni zamanı geçmiş olarak görmesini nasıl yorumlamak gerekiyor? Bu aklın yaratacağı sonuçlar, resmi asimilasyon siyasetine hizmet etmiyor mu? Bu yaklaşım, hiyerarşik ve pozitivist bir aklın ürünü değil mi?
Ulus-devlet formunun tekçi anlayışını aşmayan her söylem ve pratik, “devletin Aleviliği”ne su taşımaktan öteye gitmez.
1924 Anayasası ve Tekke-Zaviye Kanunu esas itibarıyla komünaliteyi irrasyonel olarak kabul eder. Cumhuriyetin kuruluşunda Alevi komünalitesine karşı örgütlü bir irrasyonel akıl söz konusudur. Bu irrasyonel akıl, anayasal form ile kendisini güvenceye almıştır. Cumhuriyet modernitesi, bir yasa ile inanç olarak Aleviliğin ve etnik olarak Kürtlerin komünalite formlarını anayasa ile engellemeye ve suç saymaya başlamıştır.
Demokratikleşemeyen Cumhuriyet modernitesinin aklı; komünaliteyi, yereli, Ocak sistemini ve aşiret formunu denetime alarak nesneleştirmiş, kurucu aklı olan pozitivizmi merkezileştirmiştir. Bu kurucu akıl; İngiliz düşünür John Locke’un mülkiyet teorisini, Adam Smith’in piyasa teorisini, İngilizlerin patriarka aklını ve Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in düşüncesini esas alır. Martin Heidegger’in Nazizm ile entelektüel flörtü de Cumhuriyet modernitesinin esas aldığı zihinler arasında değerlendirilir. Her üç akıl; devlet aklını, bilimsel rasyonalizmi ve patriarkayı esas alır.
Réya Heq Alevi aklı sadece belli bir toplumun, inancın ve ritüellerin aklı değildir; on binlerce yıllık Aryenik kültürel direniş damarının epistemolojik biçimidir.
Dersim’in neden merkez alındığı artık daha net anlaşılmaktadır.









