Avrupa Parlamentosu yeni GDO’ların serbestleştirilmesi yönünde oy kullanarak, GDO’nun önünü açtı. Diğer yandan GDO’nun yarttığı yıkımlar ortadayken, Türkiye’de GDO’lu tohum kapıda bekliyor
K. Bülent Ongun
Avrupa Parlamentosu’nun 18 Mayıs’ta, yeni genetik mühendislik teknikleriyle (NGT) elde edilen gıda bitkilerini mevcut GDO kurallarından muaf tutacak yeni bir yasayı oylaması bekleniyor. Yeni yasanın Avrupa Parlamentosu tarafından Haziran veya Temmuz 2026’da kabul edilmesi ve 2028’in ortalarından itibaren yürürlüğe gireceği belirtiliyor. GDO’ların serbestleştirilmesi, gıda güvenliği standartlarını ve tüketicilerin seçim hakkını zayıflatacak ve ayrıca gıda ürünlerinin patentlenmesi yoluyla tohum sektöründe daha fazla yoğunlaşmaya yol açacak bir gelişme olarak niteleniyor.
AB yurttaşlarının yüzde 80’i karşı
Corporate Europe Observatory (CEO) ve GMWatch tarafından yayınlanan bir makalede, endüstri lobisi gruplarının patentli ürünlerin etkisine ilişkin endişeleri yüzeysel argümanlarla gidermeye çalıştığı gösteriliyor. Deutsche Bauern Verband ve ECVC gibi çiftçi grupları patentlere karşı itirazlarını ve seslerini yükseltmeyi sürdürüyor. “Tohumlara Patent Yok!” koalisyonu, 5 AB ülkesinde (Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda ve Polonya) anketler yayınladı. AB yurttaşlarının yaklaşık yüzde 80’i bitki veya hayvan gibi canlı organizmalarda GDO patenti verilmesini şiddetle reddettiği orraya çıktı.
‘Öneri reddedilmelidir’
GMWatch’ın eş direktörü Claire Robinson, “Serbestleştirme önerisi, tohumlarımız ve gıda tedarikimiz üzerinde tehlikeli bir gücü ele geçirme girişimini temsil ediyor. On yıllarca süren deneyimler, yeni GDO’lar için patent alanına hakim olan büyük tarım şirketlerinin yalnızca kendi çıkarlarına hizmet ettiğini ve çiftçileri ve yetiştiricileri patent ihlali iddialarıyla taciz etmeye hevesli olduklarını gösteriyor. Parlamento, halkın ve gerçekten sürdürülebilir bir sistemin yanında durmalı ve öneriyi mevcut haliyle reddetmelidir” dedi.
GDO tekeli şirketler
25-30 yıl önce dünyada 7.000 civarında tohum üreticisi vardı ve her birinin piyasadaki payı yüzde 1’den azdı. Bugün çok uluslu on büyük biyokimya şirketleri (Monsanto-Bayer, DuPont/Pioneer, Sygenta, BASF and Dow Agrosciences) tohumluk piyasasının yüzde 50’den fazlasını kontrol ederlerken hibrit ve GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohum üretimleri yapıyorlar. Küresel ölçekte GDO’lu tohum sektöründe ise Monsanto, Du Pont/Pioneer, Sygenta ve Dow/Mycogen olmak üzere başlıca dört küresel şirket yer alıyor. Yeşil devrim olarak nitelendirilen hibrit yani kısır tohumlarla şirketlerin bu sektördeki etkisi artırılmış, GDO’lu tohumlarla ise tarımın kontrolü tamamen birkaç şirketin eline bırakılma sürecine geçilmiştir.
‘Yeşil devrim’ yalanı
1947’de Nelson Rockefeller’in kurduğu Uluslararası Temel Ekonomi Ortaklığı (IBEC) ile dünya tarım tekellerinden Cargill, ‘melez mısır tohum’ çeşitlerini üretmeye başladı. GDO’lu tohumlar için “Yeşil Devrim” adı verildi ve Meksika’dan başlayarak, tüm Latin Amerika’ya, ardından da Hindistan ve Asya’ya kadar yayıldı. ‘Yeşil Devrim’in en önemli sonuçlarıysa; zirai zararlılara karşı bağışıklık için kullanılan yeni tür pestisitlerin insan sağlığına olumsuz etkileri, melez türlerin toprağın yapısını bozması ve üretilen ürünlerin azalmasıdır. Ürünü azalan çiftçiler, üreme kapasitesi düşük olan melez tohumları her yıl yeniden almak zorunda kalıyorlar. ‘Devrim’e büyük sulama projeleri eşlik etti ve ediyor. Dünya Bankası yeni barajlar için borçlar verirken ülkeler borç batağına sürükleniyor. İşlerini kaybeden çiftçilerse büyük şirketler için ucuz işgücü haline dönüşüyor.
300 bin çiftçi intihar etti!
Alman Bayer ve Monsanto dünyanın önde gelen pamuk üreticilerinden biri olan Hindistan’a tohum satıyordu. Bayer şirketinin sözcüsü Richard Breum, ‘Bt-pamuk’ üretiminin büyük bir başarı olduğunu ileri sürüyordu. Daha pahalı olun Bt pamuk tohumlarını küçük üreticiler satın alabilmek için ekstradan kredi almak zorunda kaldılar. Geleneksel atalık tohumdan üretilen ürünlerden tohumluk ayrılması mümkünken, GDO’lu tohumlar ancak bir kez kullanılabiliyor ve çiftçiler her yıl yeniden tohum için borçlanmak zorunda kalıyorlardı. Hindistan’da 1995 ile 2013 yılları arasında Monsanto’nun tohumlarına mahkum edilen ve borçlar yüzünden arazilerini kaybeden 300 bini aşkın çiftçi intihar etti. İntihar etmek amacıyla trajik bir yolu kullandılar ve aynı firmanın yani Monsanto’nun ürettiği böcek ilaçlarını içtiler.
GDO öldürüyor
GDO’nun insan sağlığına ve çevreye büyük zararları olduğu uzun yıllar önce tespit edilmiştir. Öldürücü alerjiden tutun da hamile kadınların kan yolu ile bu zehri bebeğine taşımaları, obezite ve kanser dahil birçok hastalığa zemin hazırlamaktadır. GDO üretimi, süper dayanıklı böcek ve yabani bitki türleri yaratırken, bu türlerin varlığı ekosisteme ve tarıma büyük tehditler oluşturuyor. GDO’lar aynı zamanda tozlaşma yoluyla doğal türlere bulaşarak biyoçeşitliliğe zarar vermektedir.
İktidar GDO peşinde
AKP iktidarının uzun süredir Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) olarak nitelenen tohumlarla tarımsal üretime geçilmesini sağlamak istediği bugüne kadar atılan adımlardan anlamak mümün. Tüm itirazlara rağmen endüstriyel boyutta hayvanları köleleştirerek yapılan hayvan üretiminde GDO’lu yemlerin kullanılmasının önünü açan iktidarın, eski Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci sıkı bir GDO savunucusu olması dikkat çekiciydi. Vahit Kirişçi, 2004’te bir konferansta GDO’yu savunarak, “AB’de biyoteknoloji yöntemiyle üretilen genetiği değiştirilmiş ürünlerin zararlı olup olmadığını araştıran 81 çalışma sonucunda olumsuz hiçbir kanıt bulunamadı” sözleri gerçek dışıydı.
GDO’cu akademisyen!
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Dr. Alpaslan Alkış, ‘GDO’nun İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi’ başlıklı bir araştırma yayımlamıştı. GDO’ların dini açıdan haram ve günah teşkil etmeyeceğini ileri sürerek adeta ‘fetva’ veren Alkış, “GDO’lar için caizdir derken, GDO’ların insanlık için açık yararları bulunmaktadır diye belirtmişti.









