• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
28 Mayıs 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kültür

Nuray Atmaca: Kirmanckî son neslin dili olmasın

28 Mayıs 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Kültür, Manşet, Söyleşi

Yıllardır Kirmanckî programlar yapan gazeteci Nuray Atmaca ile yok olma tehdidi altında olan Kirmanckî’yi konuştuk:  

  • Zamanla fark ettim ki dil sadece bir iletişim aracı değil; bir halkın tarihi, acısı, sevinci ve dünyayı algılama biçimiydi. Gazetecilik yaparken, insan hikâyelerini dinledikçe dilin kaybının hafızanın kaybı olduğunu daha iyi anladım. Bu yüzden Kirmanckî’yi görünür kılmaya çalıştım
  • Kirmanckî için farklı köy ve ilçelere yaptığım ziyaretlerde çok güçlü ama aynı zamanda hüzünlü bir tabloyla karşılaştım. Bir yandan dili hâlâ büyük bir sevgiyle koruyan yaşlı kuşaklar vardı; diğer yandan genç kuşaklarda ciddi bir kopuşun yaşandığını da gördüm
  • Eğer, en kısa zamanda gençlere ve çocuklara dair somut çalışmalar yapmaz isek ne yazık ki Kirmanckî’yi konuşan son nesil gerçek olabilir. Bundan sonra yapılması gereken en önemli şey, dili bireysel çabaların omzundan çıkarıp kolektif ve kurumsal bir zemine taşımak

Duygu Kıt

Dilini ve kültürünü korumak için uzun yıllardır emek veren bir basın çalışanı ve aynı zamanda yerel siyasette yer almış bir isim Nuray Atmaca. Çocukluğu ve gençliği Dersim topraklarında geçti. Sistemin baskısı ve şiddetine birçok Kürt çocuğu gibi küçük yaşlarda maruz kaldı. “Kirmanckî ile ilgili yaptığım her çalışmada kendimi daha rahat ve huzurlu hissediyordum” diyen Atmaca, Dêrsim Belediyesi meclis üyeliği yaptığı dönemde tutuklandı ve 7 yıl cezaevinde kaldı fakat tutsaklık koşullarında dil çalışmalarına ağırlık verdi. Tahliye olur olmaz Can TV’de “Heqibe Perperikî” programını sunmaya başlayan Atmaca, Kirmanckî’nin gündelik halini diasporaya ve ülkede yaşayan birçok insana ulaştırdı. Yok olmayla karşı karşıya olan dilin temsilcilerinin gündelik kaygılarını görünür hale getirdi. Atmaca hala Dêrsim’de Kirmanckî üzerine çalışan tek kadın sunucu. Dil için en büyük handikaplardan biri direncin kesintiye uğramasıyken “Dilime ve kültürüme daha fazla emek harcamak için basın alanında çalışmaya başladım ve kesintisiz devam ediyorum” diyen Atmaca ile Kirmanckî mücadelesini konuştuk.

  • Kirmanckî ile olan tanışıklığın ve yolculuğun nasıl başladı?

Kirmanckî ile tanışıklığım çocukluk yıllarında, evin içinde duyduğum ilk kelimelerle başladı. Aile büyüklerimin konuşmaları, dengbêjlerin sesi, köyde gündelik yaşamın dili benim için aynı zamanda kimliğin ve hafızanın diliydi. Ancak zamanla fark ettim ki bu dil sadece bir iletişim aracı değil; bir halkın tarihi, acısı, sevinci ve dünyayı algılama biçimiydi. Yolculuğum ise daha bilinçli bir süreçle devam etti. Özellikle Dêrsim coğrafyasında Kirmanckî’nin giderek kamusal alandan çekildiğini görmek bende bir sorumluluk duygusu yarattı. Gazetecilik yaparken, insan hikâyelerini dinledikçe dilin kaybının aslında hafızanın kaybı olduğunu daha iyi anladım. Bu yüzden hem günlük yaşamda hem de kültürel çalışmalarda Kirmanckî’yi görünür kılmaya çalıştım.

  • Aynı zamanda siyasi çalışmalar içerisinde yer aldın, uzun bir dönem hem yerel yönetimler hem de kadın çalışmalarına emek verdin, bu çalışmalarını dille nasıl buluşturdun?

Açık söylemek gerekirse her toplumda dilin ve kültürün asıl taşıyıcısı kadınlardır. Evde, sokakta, çocuk yetiştirirken dili yaşatan çoğu zaman kadınlar oluyor. Bu nedenle kadın özgürlüğü mücadelesiyle anadil mücadelesi arasında güçlü bir bağ vardır. O yüzden kadınların kimliklerine dair sorunlara karşı daha duyarlı olduğunu düşünüyorum. Bu duyarlılık ve vicdan, zamanla ister istemez size bir sorumluluk yüklüyor. Dilimiz ve kültürümüz üzerinde gerçekleştirilen asimilasyon politikalarına karşı mücadele etmenin en somut karşılıklarından birisi tabi ki siyaseten mücadele etmektir. Bulunduğunuz topraklarda, diliniz ve kültürünüz yok sayılmak isteniyorsa, lokal olarak yapacağınız kısmi dil çalışmaları ile sadece kendinizi kandırırsınız. Çünkü kamusal alanda varlığı yok edilmeye çalışılan bir dil, kişisel mücadele ile kurtarılamaz. Kadınlar kültürlerini ve dillerini korumak için, ne kadar bilinçlenirse gelecek kuşakların kültürünü sahiplenmesi de o kadar güçlü olur. Yerel yönetimlerde çalışmak istememin temelinde de bu anlayışım etkili oldu. Kamusal alanda dilin korunması ve geliştirilmesinde yerel yönetimlere çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Köy, mahalle, sokaklarda  yerel isimlerin kullanılması, pazar alışverişinde, işyerlerinde Kirmanckî konuşulması, çocuklar ve gençler için yapılan aktivitelerde, kültürün tanıtılması ve dilin konuşulması bunlar bizim için hayatı öneme sahiptir. Şu da bir gerçek ki insanlar kendi diliyle konuşulduğunda kendini daha görünür, daha yakın ve daha güvende hissediyor.

Özellikle kadın çalışmaları içinde bu durum çok daha belirgindi. Çünkü birçok kadın kamusal alanda Türkçe’yi rahat kullanamıyor ama Kirmanckî konuşulduğunda hem daha rahat ifade kuruyor hem de yaşadığı sorunları daha açık paylaşabiliyordu. Bu nedenle kadın toplantılarında, dayanışma çalışmalarında ve sosyal projelerde dilin kapsayıcı gücünü önemsedik.

Benim için dili siyasetle buluşturmak; halkın hafızasını, kültürünü ve yaşam bilgisini görünür kılmak anlamına geliyor. Çünkü bir dil kamusal alanda ne kadar yer bulursa o toplum da kendini o kadar eşit hisseder. Bu yüzden kültürel çalışmalarla yerel yönetim deneyimini birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan alanlar olarak gördüm.

  • Kirmanckî programın için Dêrsim’den Varto’ya birçok yere gittin, nelerle karşılaştın?

Kirmanckî dilinin konuşulduğu birçok yere gittim, köylerimizin çok ıssızlaştığını, neredeyse birçok köyde hiç çocuğun olmadığını gördüm. Ne yazık ki yaşlılarımızla çocuklarımızın yan yana yaşamadığı bir süreç içindeyiz. Tabi ki bu durum kültürün ve kimliğin nesilden nesile aktarımını zorlaştırıyor. Şehirde yaşayan insanların dil hazinesinin, yani kullandıkları kelime sayısının, nesneleri ve durumlara atfedilen kavramların azaldığını biliyoruz, oysa ki köylerde Kirmanckî dili hâlâ yaygın olduğu için kullanılan kelime ve cümle dağarcığı daha geniştir. Hatta bazı ücra köylerde, birçok yerde duymadığınız kelimeler ile karşılaşabilirsiniz. O yüzden bu program benim için sadece köylerin tanıtılması değil, dilimize sahip çıkmanın, eski hikâyeleri, masalları, deyişleri, ninnileri dinlemenin farklı kelimeler ve farklı şeyler öğrenmenin bir aracıydı.

Birçok yerde karşılaştığım şu; “anlıyorum ama konuşamıyorum” diyordu. Bu aslında yıllardır süren inkâr politikalarının, göçün, eğitim sisteminin ve kamusal alanda anadilin dışlanmasının sonucu. Özellikle köy boşaltmaları ve büyük kentlere göçten sonra Kirmanckî ev içindeki alanlara sıkışmış durumda kaldı.

Ama bütün bunlara rağmen beni en çok etkileyen şey, insanların dile sahip çıkma isteğiydi. Varto’da da Dêrsim’de de gençlerin yeniden öğrenmek istemesi, kadınların çocuklarına birkaç kelime de olsa öğretmeye çalışması umut vericiydi. Gittiğim her yerde şunu hissettim: Dil hâlâ yaşıyor ama nefesinin güçlenebilmesi için daha fazla dayanışmaya, üretime ve görünürlüğe ihtiyaç var.

Ayrıca bölgeler arasında bazı ağız farklılıklarıyla da karşılaştım. Aynı dilin farklı tınılarını duymak bana Kirmanckî’nin ne kadar köklü ve geniş bir kültürel birikime sahip olduğunu yeniden gösterdi. Bu yolculuklar benim için sadece bir dil çalışması değil, aynı zamanda hafızayla, coğrafyayla ve insan hikâyeleriyle yeniden buluşma anlamına geldi.

Kirmanckî için farklı köy ve ilçelere yaptığım ziyaretlerde çok güçlü ama aynı zamanda hüzünlü bir tabloyla karşılaştım. Bir yandan dili hâlâ büyük bir sevgiyle koruyan insanlar vardı; özellikle yaşlı kuşak konuşurken dilin bütün zenginliği, deyimleri ve hafızası canlı bir şekilde hissediliyordu. Ama diğer yandan genç kuşaklarda ciddi bir kopuşun yaşandığını da gördüm.

  • Kirmanckî gerçekten son nesil tarafından mı temsil ediliyor? Bu bağlamda köylerdeki günlük yaşam ile Dêrsim merkezdeki günlük yaşayış arasında nasıl bir fark var?

Eğer, en kısa zamanda gençlere ve çocuklara dair somut çalışmalar yapmaz isek ne yazık ki bu söylediğiniz gerçek olabilir. Son nesil olmak ifadesi gerçekten çok korkutucu. 40 yıl sonra Kirmanckî’yi çok az kişinin konuştuğunu, toplumun genelinin hiç bilmediğini düşünme fikri çok acı verici olurdu. Böyle bir şey ulus devlet zihniyetinin amacına ulaştığının göstergesi olur. Bu sistem ve zihniyet bir türlü şunu anlamak istemiyor; bir toplumun çok dilli ve kültürlü olması o toplumun sanatını, edebiyatını, siyasetini besler. Oysa ki tek dil tek kültür sanatı olduğu kadar hayatın her alanını çoraklaştırır. Köy yaşamıyla Dêrsim merkez arasında tabi ki bu anlamda belirgin bir fark var. Köylerde özellikle yaşlı nüfusun yoğun olduğu yerlerde Kirmanckî hâlâ günlük yaşamın doğal dili olabiliyor. Tarlada, evde, komşuluk ilişkilerinde dil daha canlı kalmış durumda. İnsanlar düşüncesini de duygusunu da daha çok anadilde ifade ediyor. Ama Dêrsim merkezde hayat daha hızlı, daha karmaşık ve daha çok Türkçe eksenli ilerliyor. Özellikle gençler eğitim, iş hayatı ve sosyal çevre nedeniyle Türkçe’yi daha baskın kullanıyor. Bu da Kirmanckî’nin gündelik dolaşımını azaltıyor. Kentte bazen insanlar dili biliyor olsa bile kamusal alanda konuşmaktan çekinebiliyor ya da alışkanlık olarak Türkçe’ye dönüyor.

Buradan Dêrsim’e, gündelik yaşama baktığımızda, ne yazık ki asimilasyon politikaları etkili olmuştur diyebiliriz. 1938’den beri birçok kimlik ve dil kırımı yöntemi uygulanmıştır. Köylerde bile Türkçe konuşulmasının zorunlu hale getirilmesi, Kemalist ideolojinin teşvik edilmesi, yaşam tarzının Türkçe konuşulması ile özdeşleştirilmesi gibi birçok politika Kirmanckî dilinin konuşulmasına engel oluşturmuştur. 90’larda köylerin boşaltılması, 2000’lerden sonra ise, sosyal medyanın küresel etkisinin yeni nesilleri etkisi altına almasıyla ucube, homojen bir kültür algısı hâkim olmaya başlamıştır. Sosyal medya alanında alt kimlik ve kültürlere pozitif bir ayrımcılık yapılmamakta hatta yok sayılmaktadır. Gözetim kapitalizmi dediğimiz sosyal medya şirketleri, kapitalizm ve sömürgeci büyük devletlerin tek tipleştirme anlayışına hizmet etmektedir. Dünyanın bütün kültürlerinde olduğu gibi, Dêrsim Kızılbaş Rae Haq Alevi inancı ve kültürü ile Kirmanckî dili de tabi ki bu teknolojik hegemonyadan nasibini almıştır.

Kentlerde sadece dilin unutulması değil; yaşam biçiminin değişmesiyle de ilgili. Çünkü dil, yaşadığı kültürel ortamla birlikte var olur. Köydeki kolektif yaşam, sözlü kültür, ziyaretler, uzun sohbetler dili besliyor. Kent yaşamı ise insanları biraz daha bireyselleştiriyor ve dili gündelik akıştan uzaklaştırabiliyor. Buna rağmen Dêrsim’de hâlâ güçlü bir hafıza var ve bu hafıza doğru çalışmalarla yeniden canlandırılabilir.

Kolektif çabayla Kirmanckî yaşar

  • Altı yıl boyunca kesintisiz bir şekilde bu programı sürdürdün, Kirmanckî için herkesin üzerine düşenler neler sence?

Program benim için hem çok değerli hem de oldukça zorlayıcı bir deneyim oldu. En büyük artısı şu oldu: Kirmanckî’nin duyulmasına, görünür olmasına ve insanlar arasında yeniden konuşulmasına küçük de olsa bir katkı sunduğumuzu gördük. Özellikle yaşlıların “kendi dilimizi duymak bize iyi geliyor” demesi ya da gençlerin programdan sonra dili öğrenmeye ilgi duyması çok kıymetliydi. Çünkü bazen bir dilin yaşaması için önce duyulması gerekir. Bir diğer önemli tarafı da farklı kuşakları buluşturmasıydı. Program sayesinde hem sözlü kültür kayıt altına alındı hem de unutulmaya yüz tutmuş hikâyeler, deyimler, ağıtlar ve yaşam anlatıları görünür hale geldi. Bu aslında sadece bir yayın değil, aynı zamanda hafıza çalışmasıydı.

Ama eksileri ve zorlukları da vardı. Anadilde üretim yapan çalışmalar ne yazık ki hâlâ çok sınırlı imkânlarla yürütülüyor. Teknik yetersizlikler, maddi destek eksikliği, kurumsal sürdürülebilirlik sorunları ve bazen de dil bilen insan kaynağının azlığı ciddi zorluklar yaratıyor. Ayrıca kamusal alanda Kirmanckî’ye yeterince alan açılmaması da üretimi zorlaştırıyor.

Bence bundan sonra yapılması gereken en önemli şey, dili bireysel çabaların omzundan çıkarıp daha kolektif ve kurumsal bir zemine taşımak. Yerel yönetimlerin, kültür kurumlarının, derneklerin ve özellikle gençlerin bu sürece daha fazla dahil olması gerekiyor. Çocuklara dönük içerikler, dijital yayınlar, belgeseller, atölyeler ve eğitim çalışmaları çok önemli. Çünkü dil ancak günlük yaşamın içinde yeniden üretilirse güçlenebilir. Elbette destek beklentisi var. Ama bu desteği sadece maddi anlamda söylemiyorum. Toplumsal sahiplenme de en az o kadar önemli. İnsanların programı izlemesi, paylaşması, çocuklarıyla birlikte dinlemesi bile büyük bir destek. Çünkü bir dili yaşatan şey sadece onu konuşanlar değil, ona değer veren ortak hafızadır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yargı darbesi, polis darbesi, disiplin darbesi

Sonraki Haber

CHP’nin ‘kuruluş kodları’na dönüş tartışması

Sonraki Haber

CHP’nin ‘kuruluş kodları’na dönüş tartışması

SON HABERLER

Bayramın öteki yüzü

Yazar: Yeni Yaşam
28 Mayıs 2026

Mutlak butlan krizi ve Kürt siyasetinin ilkesel tutumu

Yazar: Yeni Yaşam
28 Mayıs 2026

CHP’nin ‘kuruluş kodları’na dönüş tartışması

Yazar: Yeni Yaşam
28 Mayıs 2026

Nuray Atmaca: Kirmanckî son neslin dili olmasın

Yazar: Yeni Yaşam
28 Mayıs 2026

Yargı darbesi, polis darbesi, disiplin darbesi

Yazar: Yeni Yaşam
28 Mayıs 2026

Hasan Öğüt 34 yılın ardından tahliye oldu

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mayıs 2026

Mûş’un Milazgîr ilçesinde mezarlık ziyaret edildi

Yazar: Yeni Yaşam
27 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır