Zap Vadisi’nden Cilo-Sat buzullarına, yaylalarından endemik yaşam alanlarına kadar Colemêrg, Mezopotamya’nın en görkemli doğa hafızalarından biri. Ancak iktidarın sömürgeci talan politikaları, kenti dev bir maden sahasına çeviriyor
Şirin Bayık
40 milyon ton ile dünyanın en büyük çinko yataklarından birinin burada bulunduğu iddia edilen Colemêrg coğrafyası madenlerle kuşatılmış durumda. Şirketlerin mesken tuttuğu Colemêrg’te yıllık 100 bin ton çinko madeni çıkarılmakta. Şuan Colemêrg coğrafyasında 100’ü aşan sayıda maden lisanslarına sahip şirket cirit atarken, bunların birçoğu bölgede faaliyetine devam ediyor.
Colemêrg’den Şirnex’e kadar 110 kilometrelik dağlık alanlar şirketlere pazarlanması amaçlanıyor. Colemêrg’de birçok çalıştay düzenleyen ‘Türkiye Kurşun, Çinko Çalışma Grubu’nun Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk, Colemerg bölgesinin Türkiye’de kurşun ve çinko üretiminde ayrı bir yeri olduğunu belirterek, “Burayı 15 yıldır araştırıyoruz. Çok özel bir bölge burası… Hakkari’den Şırnak’a kadar yaklaşık 110 kilometre atlaya atlaya devam eden yataklar görüyoruz” ifadesini kullanmıştı.
Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) tarafından hazırlanan fizibilite raporunda ise, “Hakkari-Şırnak bölgesi, Türkiye’nin en büyük çinko-kurşun provensi (aynı türden birden fazla yatak) ve 100 milyon ton düzeyinde kurşun-çinko potansiyeli içermektedir. Bölgedeki yataklardan üretilecek cevher yılda 1 milyon tona kadar çıkabilecek ve bu en az 2 fabrikayı besleyebilecektir” vurguları bölgesel yağma planlarının uzun süredir yapıldığını gösteriyor. Bölge madenciliği geliştirecek bir adım ise Sêrt’te atıldı. 2021 yılında Siirt Organize Sanayi Bölgesinde, Katar ile ortak “Siirt Çinko Flotasyan ve İzabe Tesisi” kuruldu ancak tam faaliyete geçebilmiş değil.

Colemêrg’de artan ekolojik tahribata ilişkin gazetemize konuşan İHD Colemêrg YK ve Ekoloji Komisyonu üyesi Musa Bor, Colemêrg’in sistematik bir işgal politikası ile karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Yıllar içerinde Colemêrg’in karşı karşıya kaldığı tahribat pratiğini anlattı.
Bilinçli bir ekolojik yıkım
Bor, özellikle Şemzînan’daki (Şemdinli) ormanlık alanların çatışmalı süreçlerde bilinçli biçimde yakıldığını belirtti. Şirnêx haatına kadar uzanan ağaç kesimlerinin çoraklaşmaya yol açtığını ifade etti.
“Şemzînan’da bulunan Aker bölgesinde olan ormanlık alanımızda, çatışmanın sıcak olduğu dönemde yangınlar meydana geldi ve ormanlar tahrip oldu. Bu bilinçli bir şekilde yapıldı. O dönemlerde savaş bahanesiyle yangın çıkarıyorlardı. Dolayısıyla bu tahribat aslında bilinçsiz yapılan bir tahribat değil. Bilinçli tahribat. O dönem devlet yetkilileri bu bahanelerle ormanları yakmayı kendilerine hak görüyorlardı. Bu durum sadece Şemzînan ile de kalmadı. Başur sınırına doğru da ormanlar Şirnêx’te olduğu gibi kesilerek tahrip edildi. Şöyle somutlaştırabiliriz; 20-30 yıl önce ağaçlardan dolayı Depîn’den biz Zap Suyu’nu görmezdik. Ancak şuan ağaç kalmadı. Tabi bu sadece iktidarın değil bizim de yarattığımız bir tahribat. Örneğin kesilen ağaçların yerine yenisini dikmedik. Yakacak olarak kullandık falan. Böylelikle bazı alanlar çoraklaştı.”
Zap Vadisi maden şirketlerine açıldı
Bölgedeki en büyük yıkım başlıklarından birinin de maden faaliyetleri olduğunu belirten Bor, Colemêrg coğrafyasının büyük bir kısmının ruhsatlandırılmış olduğuna dikkat çekti.
“Bölgemizde bir diğer tahribat unsuru maden sahaları. Colemêrg coğrafyasının neredeyse yüzde 60-80’i bu maden ocaklarına peşkeş çekilmiş durumdadır. Örneğin sadece Colemêrg’i değil, Bakur ve Başur’u besleyen Zap Vadisi üzerinde 3-4 maden sahası var. Üzümcü’de, Kibirköy’de, Kaval Bölgesi’nde Marunîs maden sahaları var. Aşağısında Çêle (Çukurca) Vadisi boyunca talana açılmış durumda. Bakır, çinko gibi maden faaliyetleri ile doğa talan ediliyor. Doğal kaynaklar zehirleniyor. Ancak burada da işletme yok. Bu madenleri ülke dışına götürüyorlar. İran gibi. Ama burada temizledikten sonra götürüyorlar. Zap Suyu’na karışan bir zehir var. Öte yandan delik deşik edilmiş dağlar bırakıyorlar arkalarında. ÇED raporlarında doğa eski haline getirilecek deniliyor ancak bunu yapmıyorlar. Tahrip edip, gidiyorlar. Şuan Marunîs Bölgesi’nde yaptığımız incelemelerde Meskan’ın delik deşik edilip bırakıldığını gördük. Üzümcü’de de hakeza öyle.”
Buzulların tahribatı
Ekolojik yıkımın sadece madenlerle sınırlı kalmadığını belirten Bor, Colemêrg’i tehdit eden ‘turizm’ projelerine dikkat çekti. Bor, “Bir diğer ekolojik tahribatın adresi ise buzullarımız. Colemêrg’in önemli bir doğa güzelliği olan Sat-Cilo Bölgeleri’nin turizme açılması projeleri var. Bu projeler arasında mevcut doğanın tahrip edilmesi var. Örneğin o noktalara yol götürülüyor, festivaller yapılıyor. Doğal güzellikler insan eliyle tahrip ediliyor. Tabi ki insanlar gidip görsün ama bilinçsiz bir şekilde yapılıyor bu. Talan mantığı işliyor. Doğanın tahrip edilmesi bunlar için bir şey ifade etmiyor. Bunun dışında Zap Karakolu’nun olduğu bölgede Kırkdağ noktası var. Orada binlerce yıllık buzullar, turizme açıldığı gibi erimeye başladı. Doğal oluşum, insan baskısı ile çökmeye başlıyor” dedi.
Colemêrg doğası şirketlere açık, halka yasak
Öte yandan gün geçtikçe maden sahası haline getirilen Colemêrg’de dikkat çeken bir ayrıntıya da değinen Bor, “Buranın yerli halkı doğasıyla koparılmaya çalışılıyor. Bazı yerlerde halkın kendi toprağına girişi bile engelleniyor. Şemzînan’da özellikle böyle bir sıkıntı var. Daha önce biz de İHD olarak bir açıklama yapmıştık. İnsanlar X-Ray cihazı ile kendi köylerine girebiliyorlardı. Biz de girmek istediğimizde izin verilmemişti. Bu insanlar kendi köylerinde hayvanlarını bile otlatamıyordu. Çok büyük bir psikolojik baskı vardı. Son bir iki yıla kadar da yayla yasakları vardı. Her üç ayda bir yasaklı bölgeler güncelleniyordu. Bu durum içerisinde bulunduğumuz süreçten bu yana biraz daha esnetildi. Ancak kimi yetkililer hala kendi inisiyatifleri ile halk için bu durumu zorlaştırıyor. İzin vermiyor. Örneğin Berçelan bölgesi, Esendere bölgesinde insanlar hala izin alarak köyüne gidebiliyor” şeklinde konuştu.
Rant alanı genişliyor
Kürdistan’ın diğer kentleri gibi Colemêrg’de rant uğruna şirketlere verilmiş durumda. Artan maden faaliyetleri binlerce yıllık bir hafızayı tehdit ederken, rant alanının genişlemesi bekleniyor. Bor, maden sahaları için dağların tepelerine kadar yol çalışmalarının yapıldığını söylerken kent merkezinde bir türlü çözülmeyen yol problemlerini akla getiriyor. Öte yandan sömürü mekanizmasının devreye girdiği Colemêrg’de halk sağlığı da tehdit altında. Bor, “Birçok ilçe ve çevre köylerinde ise faaliyetler başlamış durumda ancak Colemêrg’de birçok noktanın şirketlere kiralandığını ancak henüz faaliyetin başlamadığını da biliyoruz. O noktalara doğru kırsalda yol yapıyorlar. Zap Vadisi boyunca, Güzeliş bölgesinde dağların tepelerine kadar yol götürdüler. Maden sahası açıyorlar. Maden arıyorlar. Son zamanlarda bu faaliyetler attı. Burada 6-7 farklı maden şirketi var. Bunlar bazen ortak da çalışıyorlar. Örneğin Marînus’ta halkın tepkisi üzerine maden arama çalışması durduruldu ancak şirket değiştirme adı altında başka bir şirket faaliyete başladı. Şuan bu şirket de Zap Suyu’na korkunç bir tahribat veriyor. İnsanların içme-kullanma suyuna zehir katılıyor. Zehirli suyun kullanıldığı tarım ve hayvancılık ile de aynı zamanda bu zehirli su ile halk sağlığını riske atıyor” dedi.
Ekolojik mücadele artmalı
Colemêrg’de ekoloji mücadelesinin de yetersiz olduğuna dikkat çeken Bor, “Sadece birkaç kurumda ekoloji komisyonu var ve bu konuda eksiğiz” dedi. Ardından, “Şu an Colemêrg bir işgal ile karşı karşıya. Bizim bu işgale bir set kurmamız gerekiyor. Ama bugün bu setleri çekemiyoruz. Çünkü gücümüz zayıf. Bu gücümüz zayıf olduğunda da iktidarların o peşkeş çektikleri şirketler o hukuk sopasını da kullanarak aslında çevre örgütlerini biraz minimalize ediyor. Yani geri çektirmek zorunda kalıyor. O yüzden de hani biraz toplumsal olarak refleks vermek lazım. Şuan hali hazırda mevcut olan bu yol kayması, toprak kayması insanlarda ne bilincini oluşturdu? Biz kendimizi sahipsiz hissettik. Aslında sahipsiz değiliz. Biz doğamıza sahip çıkmadığımız için problem yaşıyoruz. Eğer doğamıza sahip çıkmış olsaydık bu problemi yaşamamış olacaktık. Dolayısıyla bu dünya bizim değil. Bize emanettir. Çocuklarımızın bize emanetidir. Bu emaneti onlara bugünkünden daha güzel bırakmak hepimizin görevidir. Dolayısıyla insanlar bu sorumluluğu alarak doğaya, ekolojiye, insanlık adına sahip çıkmalıdır” dedi.









