CHP’ye yapılan müdahalelerin Kürtlerle yürüyen süreci zorlaştırdığı doğrudur. Ancak sürecin tümden bitme ihtimalini tamamen CHP müdahalesine indirgemek sorunlu bir okumadır. CHP’ye kayyım atanması, butlan kararı alınması sürecin bitmesini zorunlu kılmaz. Bu tür okumalar hem Kürt meselesini hafife almaktan hem de Türkiye siyasi tarihinden bihaber olmaktan kaynağını alıyor.
CHP darbe aldıkça birçok muhalifin bilinçaltında AKP’yi barış ve demokrasi konusunda zorlama yerine “keşke Kürtler süreçten çekilse” beklentisi gelişiyor. Ne karşılığında, hangi iddia, hangi fedakarlık sonucunda Kürtlerden müzakerelerden çekilme beklentisi içine girildiğini anlamakta zorluk çekiyoruz. Yeni sürece burun kıvırıp, olası yeni iktidarların sanki demokrasi cenneti vaat ediyorlarmış gibi bir algıya sahip olanların ütopyalarıyla hareket edilemez. Kaldı ki Türkiye hiçbir zaman demokratik bir ülke olmadı. AKP öncesini demokratikmiş gibi gösterenler Beyaz Türklerdir. AKP’liler ise kendilerinden önceki sürecin temel ihtiyacı olan “Demokrasiyi” manipüle ederek kendilerine has bir karanlığın üzerinden yükseldiler. Müzakere-mücadele dinamiklerinin kazanımları dışında “AKP sonrasının” da bu tablodan farklı olacağını sanmıyorum.
Buradan hareketle şayet akıl vereceksek “Kürtler müzakerelerden geri çekilmelidir” beklentisini köpürteceğimize baskılar, tuzaklar, kurgular karşısında “CHP’ye uyanık olun, birlik olun, direnin, barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edin” demeliyiz. CHP Kürtlerin kırk yıldır direndiği gibi direnmeli; bunu her şeyden önce kendisi için yapmalı. Bir yasa karşısında direnmeyecek, birbirlerine düşecek, birbirlerini satacak, ama ondan sonra da birileri gelip Kürtlere “süreçten vazgeçin” diyecek. Bu çözüm olabilir mi?
Evet zor bir barış deneniyor. Bu bir pazarlık süreci değil, ortak yaşamı eşitleyerek güncelleme, savaş toplumundan barış toplumuna geçme, karşılıklı olarak paradigmaların değişmesi sürecidir. Sancılı olacaktır. Bilenler bilir, Kürtler için hiçbir şey, hiçbir zaman kolay olmadı. Lenin’in dediği gibi “yaşamın önlerine çıkaracağı bütün olasılıklara uyacak hazır çözüm yollarını önceden sunan bir reçeteyi hazırlamaya kalkacak olan kimse; ya da devrimci proletaryanın siyasetinde güçlüklerin veya karmaşık durumların olmayacağı yolunda güvenceler veren kimse, şarlatandan başka bir şey değildir.” Evet, mevcut süreç zordur, zor olacaktır. Baştan beri sürecin zorlukları ifade edildi, ediliyor. Öyle ki günümüzün siyaseti hiç kimse için gül bahçesi vaat etmiyor. Gül bahçeleri içi boş vaatlerle değil, kararlı politikalarla inşa edilebilir.
Bugün CHP parçalanma riskiyle karşı karşıyadır. Kürtleri defalarca parçalamaya çalıştılar. Hatta CHP bu planların öznelerinden biriydi. Kürtler sistemin parçalanma stratejisine karşı yıllarca direndi. Parti düzeyinde HEP, DEP, HADEP, DEHAP, BDP, HDP, DEM geleneği sürekli parçalanma ajandalarıyla baş etmeye çalıştı. DEM’de şu an temsil edilen bu siyasi gelenek, haksızlığa uğramış tüm kesimlerin yanında durmaktan hiçbir zaman geri durmadı. Bugün de CHP’nin uğradığı haksız-hukuksuz uygulamalar karşısında da aynı duruşu sergiledi. Ancak bu geleneğin de bir ajandası var.
Tam da bu hakikatten hareketle, eğer akıl vereceksek öncelikle CHP’nin direnmesini, baskı sürecine karşı tüm toplumsal dinamiklerden ortak demokratik tavır geliştirmesini önermeliyiz. Eğer CHP demokrasiyi savunursa, birlik olursa düğüm çözülecek. İşte o zaman büyük çoğunluk, demokrasinin ve CHP’nin haklı mücadelesinin yanında saf tutacaktır.
Kaldı ki iktidara talip olan bir parti, kendisine yapılan bir müdahaleyi püskürtemiyorsa, nasıl ülkeyi yönetecek, hangi iradeyle devasa sorunları çözebilecek, hangi akılla bölgesel ve küresel ilişkileri idare edecek? Türkiye’yi yönetme konusunda iddialı olan bir parti kendi içinde kurultaya gitme kararı alamayacak kadar aciz olacak, ama diğer taraftan on binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve tüm ülkeyi bölgeyi derinden etkileyen tarihsel bir sorunun çözümü için müzakerelerden geri çekilmeyi dillendirecek, bu da yetmezmiş gibi barış için büyük bedeller ödemiş Kürtlerden, DEM Partiden, KÖH’ten de süreçten çekilmesi beklenecek? Geçiniz…
CHP’nin ortak hareket etmesi için barıştan vazgeçilmesi gerekmiyor. En ufak sarsıntıda Kürtlere “gelin, barıştan vazgeçin” demek, müzakereleri suçmuş gibi lanse etmek ahlaki, politik açıdan sorunludur. Kürtleri barıştan vazgeçirme, dayak yemeye davet etme kolaycılığını terk etmek gerekiyor. Diyarbakır hapishanesini, doksanların karanlığını; yakın zaman önce yaşanan Sur, Cizre, Nusaybin’i yaşayan bir halkın hikâyesini bir kenara bırakıp merkeze “butlanı” koyarsanız Kürtleri kaybedersiniz. Butlan üzerinden Kürtleri ve muhataplarını barış sürecinden vazgeçirme cüretkarlığında bulunursanız hepimiz kaybederiz.
CHP üzerinde sürdürülen baskıları referans göstererek sürecin köküne kibrit çakma kolaycılığına düşülmemeli, vazgeçilmeli bundan. CHP’yi dağıtmak isteyen akıl ile DEM’i çözümden vazgeçirmek isteyen akıl farklı mahallerden yükselse bile aynı amaca hizmet ediyor. Bu tehlikeli ve sorunlu akıl, Türkiye’yi yangının içine sürüklüyor. Müzakerelerden çekilmek, barıştan vazgeçmek, deneyimle sabitlendiği üzere bugüne kadar hiçbir sorunu çözmedi. O zaman barış ve demokrasi için birlikte direnmeli, barışı ve demokrasiyi ortak bir mücadele haline getirmeliyiz.








