Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü vesilesiyle çocuk kurumlarına ‘Kürdistan’da çocuk’ olmayı sorduk:
- Önce Çocuklar Derneği’nden Hivran Timur: ‘AKP yönetebildiği bir yoksulluk istiyor. O yoksulluk üzerinden rant elde ediyor, oy topluyor. İnsanları açlıkla, işsizlikle terbiye ederek iktidarda kalma derdinde’
- Çocuk Çalışmaları Derneği’nden Necla Korkmaz: ‘Çocuklar bazen aile baskısı olmadan bile ‘Ben çalışmalıyım’ diyor. Oynamayı, dinlenmeyi, hayal kurmayı bir kenara bırakıyor…’
- SAMER’den Gülistan Yıldız: ‘Bu coğrafyada bazı çocuklar daha küçük yaşlarda yetişkinlerin taşıdığı kaygılarla tanışıyor. Kimi zaman ailesinin geçimini düşünüyor, kimi zaman da ailesinin zarar görüp görmeyeceğini hesap ediyor’
Reyhan Hacıoğlu
“Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü” olan 12 Haziran’a karanlık bir tablo ile girildi. Hali hazırda yaşanan sosyal, siyasal ve toplumsal kriz, topluma derin bir yoksulluk olarak yansırken, bu durumdan en çok etkilenen kesim ise çocuklar oluyor. Bugün milyonlarca çocuk, yoksul, çocuk işçi ve temel ihtiyaçlardan mahrum.
7 milyon çocuk aç
Çocuk işçiliğine yol açan etkenlerden olan yoksulluk verileri ise korkunç boyutta. Verilere göre, 21 milyon 375 bin çocuğun yaşadığı Türkiye ve Kürdistan’da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 20 Nisan’da açıkladığı 2025’e ait çocuk istatistiklerinde çocukların yüzde 36,8’i yani yaklaşık 7 milyon 860 bini “yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında” yaşıyor. Bu durum, çocukların yeterli beslenememe, eğitim fırsatlarına erişememe, sağlıklı gelişememe ve geleceğe umutla bakamama riski anlamına gelirken, yoksul olan yüzde 36,8 çocuğun yüzde 28,4’ü Kürdistan’da yaşayan çocuklar.
12 Haziran vesilesiyle, bizler de çocuk işçiliğini doğrudan etkileyen yoksulluk verileri üzerinden çocukların durumunu ele aldık.
Buna göre, Kürdistan’da ailelerin yüzde 40’ı temel ihtiyaçlardan (yiyecek, giysi, ısınma) yoksunken, Türkiye’de çocukların yüzde 13,3’ü yeterli beslenemiyor. Kürdistan’da ise bu oran yüzde 20’yi buluyor. Yine milyonlarca çocuk anadilinde eğitim alamazken, bu çocukların en yüzde 60’ı Türkçe eğitime uyumda problem yaşıyor.
Tarım işçisi çocuklar!
Gelelim çocuk işçiliğine, yaşanan yoksullukla birlikte Kürdistan’da 15-17 yaş arası çocukların yüzde 30’u çalışmak zorunda. Bu çocukların yüzde 40’ı tarım işçisi olurken, büyük bir oranı ise tekstil atölyelerinde kayıt dışı olarak çalışıyor. Yoksullukla birlikte geleceğe umutla bakamayan çocuklar için çarpıcı olan bir rapor da ocak ayında Siyasal ve Sosyal Araştırma Merkezi (SAMER) tarafından paylaşıldı. SAMER’in “2015-2024 TUİK/ Güvenlik Birimine Gelen Veya Getirilen Çocuk İstatistikleri” raporu çocuklarla ilgili korkutucu veriler ortaya koydu.
Suç türlerinde iki kat artış
Buna göre, Türkiye ve Kürdistan genelinde 2015’te 133 bin 829 olan suça sürüklenen çocuk sayısı 2024’te 202 bin 785’e ulaştı. Yine suç türlerine göre, 2015’te 45 bin 850 olan “yaralama” vakası 2024’te 81 bin 875’e yükseldi. 2015’te 36 bin 942 olan “hırsızlık” vakası ise 2024’te 33 bin 688 oldu. “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak” vakası 2015’te 7 bin 545 seviyesinden 2024’te 16 bin 563’e çıktı. Bu veriler ışığında Kürdistan’da çocuk olmayı, çocuk alanında çalışma yürüten kurumlara sorduk.
En yoksul ilçeler Kürt
Çocuk yoksulluğu üzerine konuştuğumuz Önce Çocuklar Derneği’nden Hivran Timur, Türkiye genelinde ciddi bir yoksulluk ve ekonomik kriz olduğunu, Kürdistan’da buna bir de bölgesel eşitsizliğin bir devlet politikası olarak eklendiğini belirtti. Geçtiğimiz günlerde açıklanan bir raporda, 33 ilçede ciddi yoksulluk görüldüğünü ve bunların çoğunun Kürdistan’da olduğunu belirtti. Siyasi konuların genel olarak önceliklendiğini ve ekonomik sorunların politik değilmiş gibi bir yaklaşımla yeterince ele alınmadığını belirten Hivran Timur, Amed üzerinden örnek vererek, “Bağlar’a gidiyorsunuz ya da Kayapınar, ki en zengin ilçesidir Amed’in, orda bile bir kadın yoksulluğu çıkıyor karşımıza. Kadın yoksulluğu dediğimizde zaten direkt çocuk yoksulluğunu etkileyen bir durum” dedi. Çocuk yoksulluğunun etkisinin doğrudan çocukların sağlığına de etki ettiğini belirten Hivran Timur, erken ergenlik gibi durumların yaşandığına işaret etti.
Okuldan tarlaya
Yoksulluğun eğitime erişimi de zorlaştırdığını belirten Hivran Timur, şunları söyledi: “Eğer aileniz yoksul ve çalışıyorsa sizin oradan doktor, mühendis olarak çıkmanız çok zor. Çünkü okul daha kapanmadan çocuklar aileleriyle birlikte tarıma gitmek zorunda. Ya da MESEM dediğimiz emeğinin sermayeye verildiği durumlar yaşanıyor.” Yoksulluğun Kürdistan’da özellikle son 10 yılda politik bir araca dönüştüğünü belirten Hivran Timur, buna dair şu örneği verdi: “Burada bir sürü kurum ailelere yardım veriyor, birçoğu da dini kurum. Diyelim kurs açıyor, o kursa gelen çocukların ailelerine maddi yardımlar veriyor. Dolayısıyla oraya giden çocuk; Ben buraya geldikçe yardım gelmeye devam edecek diyor. Şunu da biliyor, oraya gitmeyi bırakırsa ya da onlar gibi davranmayı o yardım kesilecek.”
Yönetilebilir bir yoksulluk!
Türkiye’de uzun yıllardır iktidarların amaçlarının yoksulluğu bitirmek olmadığını belirten Hivran Timur, “Çok klişe olacak ama AKP yönetebildiği bir yoksulluk istiyor. Çünkü o yoksulluk üzerinden rant elde ediyor, oy topluyor. İnsanları açlıkla, işsizlikle terbiye ederek tekrar iktidarda kalma derdinde ve muhalefet de bununla yeteri şekilde mücadele edemiyor” dedi. Savaş politikalarının iyi anlatılması gerektiğini belirten Timur, savaşa aktarılan bütçe ile birçok sorunun çözülebileceğini vurguladı. Temel sorunun demokratikleşme olduğunu belirten Hivran Timur, ancak ekonomik sorunların bundan ayrı görüldüğünü ve ötelendiğini belirtti. Kolektif ve etkin bir mücadele yürütülmesi gerektiğini belirten Hivran Timur, yaptıkları çalışmalara dair ise açtıkları kurs ve atölyelerle en azından çocukların dünyalarına girmek istediklerini, yetenekleri doğrultusunda eğitim vermek istediklerini belirtti. Hivran Timur, kurslarının ücretsiz olduğunu ve tüm çocuklara ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.
‘Yoksullukla terbiye’
Yoksulluğun sistemsel bir sorun olduğunu belirterek sözlerine başlayan Çocuk Çalışmaları Derneği’nden Necla Korkmaz da, Kürdistan’da tablonun çok ağır olduğunu belirterek, “Bunun en temel nedenlerinden biri devletin ‘güvenlik’ nedeniyle uyguladığı ‘yoksullukla terbiye etme’ politikası” dedi. Çocukların ciddi sorunlar yaşadığını söyleyen Necla Korkmaz, “Temel haklara dahi erişimi sınırlı olan bu çocuklar, akranları tarafından sosyal dışlanma, zorbalık ve ötekileştirme gibi ayrımcılıklara da maruz kalmaktadır” dedi. Korkmaz, yine mevcut sorunlara ek olarak özellikle kız çocuklarında erken evlilik, suça sürüklenme gibi risklerin arttığını belirtti. Yoksulluğun çocukların hayatına etkisini bir örnek vererek açıklayan Necla Korkmaz şunu söyledi: “LGS grubumuz sınav haftasına gireceği için bir motivasyon etkinliği gerçekleştirdik. Etkinliğe katılmayan çocuklar vardı, iletişime geçtiğimizde çalışmaya başladıklarını öğrendik. Sınav haftasında olmasına rağmen sınavı bir tarafa bırakarak çalışmanın zorunluluğunu kabul etmek… Çocuklar bazen aile baskısı olmadan bile ‘Ben çalışmalıyım’ diyor. Oynamayı, dinlenmeyi, hayal kurmayı bir kenara bırakıyor…”
Sonuçları ağır olur
Necla Korkmaz, “Yoksulluğu kuşaklararası aktarılan negatif bir kültür olmasının önüne geçmek ilgili bakanlıklar, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve tüm yetişkinlerin üstlenmesi gereken bir sorumluluk olmalı. En nihayetinde yoksulluk her boyutuyla bir toplumsal sorundur ve yoksullukla mücadelede kararlı adımlar ve politikalar üretilmezse sonuç herkes açısından ağır olur” dedi. Sûr’da faaliyet yürüttüklerini belirten Necla Korkmaz, özellikle 10 yıldır eğitimde erişimi sınırlı olan çocuklarla çalışma yürüttüklerini söyledi.
10 yılda yüzde 37 artış
SAMER’den Gülistan Yıldız ise, çocukların maruz kaldığı risklerle ilgili bilgi verdi. Ocak ayında yayınladıkları rapora değinen Gülistan Yıldız, son 10 yılda Türkiye ve Kürdistan’da güvenlik birimlerine gelen ya da getirilen çocukların sayısında yüzde 37’lik bir artış olduğunu belirtti. Suç karışan çocuk sayısı ile uyuşturucu madde nedeniyle emniyete getirilen çocuk sayısının iki kat arttığını söyleyen Gülistan Yıldız, vakaların önemli bir oranın 15-17 yaş arasındaki çocuklar olduğuna dikkat çekti. Bu durumu sadece suç veya güvenlik perspektifinden okumanın yeterli olmadığını belirten Gülistan Yıldız, bu durumun çocuğun yaşadığı mahalle, eğitim hayatı ve sosyal çevresiyle ilgili olduğunu belirtti. Yıldız, çocukların zamanının büyük bölümünü okul dışında, spor salonları, kütüphane ya da kültü sanat atölyeleri yerine sokakta geçirdiğini belirleterek, özellikle ergenlik döneminde aidiyet ve kimlik oluşturma süreciyle birlikte destekleyici mekanizmaların yetersizliği ile çocukları risklerle baş başa kaldığını belirtti.
Koruma mekanizmaları eksik
Şiddete dair hazırladıkları raporu da aktaran Gülistan Yıldız, şunları söyledi: “Vakaların yüzde 35’inin 15-17 yaş grubunda yoğunlaştığı, şiddet vakalarının yaklaşık dörtte birinin cinsel istismar kategorisinde yer aldığı ve cinsel istismar vakalarında kız çocuklarının belirgin biçimde öne çıktığı görülüyor. Bu veriler, çocukların karşı karşıya kaldığı risklerin yalnızca adli kayıtlara yansıyan olaylardan ibaret olmadığını; aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliği, koruma mekanizmalarındaki eksiklikler ve çocukların güvenli alanlara erişimiyle de yakından ilişkili olduğunu gösterir.” Bu durumun Kürdistan için daha katmanlı hale geldiğini ve çocukların sadece yoksullukla değil, göç, çatışmalı süreçler, sınırlı sosyal imkânlarla da büyüdüğüne dikkat çeken Yıldız, yapısal koşulların da görülmesi gerektiğini ifade etti. Yıldız, “Bazı çocuklar gelecek hayallerinden söz etmekte zorlanıyor. Bir meslekten, üniversiteden ya da yapmak istedikleri şeylerden bahsetmek yerine, çoğu zaman bugünün sorunlarını anlatıyorlar” dedi.
Kuşaklar arası yoksulluk
TÜİK’in yoksulluk verilerine de değinen Gülistan Yıldız, “Bu oran çocuk yoksulluğunun istisnai değil, oldukça yaygın ve yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor” diye belirtti. Bu durumun Kürdistan için sadece gelir eksikliği ile açıklanamayacağını ifade eden Yıldız, “Birçok aile yoksulluğu geçici bir sorun olarak değil, kuşaklar boyunca aktarılan bir gerçeklik olarak deneyimliyor. Çocuklar da bu eşitsizliklerin içine doğuyor ve çoğu zaman hayata akranlarıyla aynı noktadan başlayamıyor” dedi. Yoksulluğun yanı sıra fırsat eşitsizliğine ve bunun en önemli nedenlerinden biri olan anadil konusuna da değinen Gülistan Yıldız, bu duruma dair şubat ayında yaptıkları bir araştırmaya değinerek şu bilgileri verdi: “Katılımcıların yüzde 98,7’si çocukların anadillerinde eğitim görmesini istediğini belirtirken, yüzde 91,5’i eğitimin okul öncesinden başlayarak anadilde verilmesi gerektiğini ifade etti. Bu veriler bize anadil meselesinin yalnızca kültürel bir talep olmadığını, aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Bir çocuğun kendini en iyi ifade edebildiği dil ile eğitim dili arasındaki mesafe arttığında, eğitim sürecinde çeşitli güçlüklerle karşılaşma ihtimali de artabiliyor.”
Gelecek kaygısı taşıyor
“Çocuk yoksulluğunun en görünür sonuçlarından biri çalışma hayatına erken yaşlarda dâhil olmak” diyerek çocuk işçiliğine dikkat çeken Yıldız, Kürdistan’da çocukların daha çok tarım işçisi olarak çalıştığını belirtti. Yıldız, şunu dile getirdi: “Bazı çocuklar küçük yaşlardan itibaren ev içindeki sorumlulukları da üstlenmek zorunda kalıyor. Çocukluk dönemi yalnızca okula gitmekten ibaret değil; oyun oynayabilmek, dinlenebilmek, arkadaşlarıyla vakit geçirebilmek ve kendini geliştirebilecek imkânlara sahip olmak da bu dönemin bir parçası. Ancak ekonomik zorluklar arttıkça çocukların gündemi de değişiyor. Hayallerin, merakın ve çocukluğun yerini zaman zaman geçim kaygısı ve sorumluluklar alabiliyor.”
Dertleri yaşlarından büyük…
“Bu coğrafyada bazı çocuklar daha küçük yaşlarda yetişkinlerin taşıdığı kaygılarla tanışıyor. Kimi zaman ailesinin geçimini düşünüyor, kimi zaman kardeşlerinin sorumluluğunu üstleniyor, kimi zaman da yaşadığı bir haksızlık karşısında kendi hakkından önce ailesinin zarar görüp görmeyeceğini hesap ediyor” diyen Yıldız, “Çocukların daha çocukken kendilerinden çok çevrelerindeki insanların yükünü düşünmeye başlaması, bu coğrafyada sık karşılaştığımız durumlardan biri” dedi. Yoksulluğun sadece ekonomik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Gülistan Yıldız, bütüncül bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini belirtti. Yıldız, çocuk yoksulluğunun aile yoksulluğuna bağlı olduğunu belirterek, “Güvenceli istihdamın artırılması, ailelerin sosyal destek mekanizmalarına erişebilmesi ve özellikle kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen uygulamalar, çocukların yaşam koşullarını da doğrudan etkiliyor. Çocukların karşı karşıya kaldığı birçok riskin azalabilmesi için ailelerin yaşam koşullarının iyileşmesi de büyük önem taşıyor” dedi.
Yoksulluk arttıkça çocuklar işçileşti!
12 Haziran dolayısıyla mevcut çocuk işçiliği verilerine baktığımızda karşımıza kara bir delik çıkıyor. Hiçbir konuda tam olarak verileri açıklamayan TÜİK, çocuk işçiliğinde de benzer bir tutum sergiliyor. Veriler en son 2019’da rapor haline getirilirken, sonraki yıllarda bazı yaş grupları çıkarılarak oranlar gizlendi. 2019 verilerinde 5-17 yaş grubundaki çalışan çocuk sayısı 720 bin olarak açıklanmıştı. 101 bin çocuk ise “işsiz”, yani iş gücü piyasasına dâhil ancak aktif olarak çalışmayan olarak kaydedilmişti. Ancak sendikalar ve sivil toplum raporlarında 15-17 yaş aralığındaki kayıt dışı ve MESEM’le (Mesleki Eğitim Merkezi) dâhil edilen çocuk işçi sayısının 1 milyon ile 1,5 milyon arasında olduğu tahmin diliyor. Bu sayıya kurumların da ulaşamadığı kayıt dışı çalıştırılan çocuk sayısı da eklenince bu sayının 3,5 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Öte yandan milyonlarca çocuk işçinin olduğu Türkiye ve Kürdistan’da İSİG Meclisi verilerine göre, son 13 yılda 862 çocuk iş cinayetlerinde öldü.








