Kendisi için özel olarak inşa edilmiş İmralı Adası’nda çeyrek asrı aşan bir süredir tecritte tutulan Kürt Ulusal Hareketi Önderi Abdullah Öcalan, 1990’lı yıllardan itibaren barış için “bir muhatap arıyorum” ifadesini kullanmıştı. Bu tarihten günümüze, Kürt Ulusal Hareketi’nin çözüm için çabaladığı bir sır değil. Son olarak 27 Şubat’ta yapılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı, bu adımların sonuncusu oldu. Muhatap olarak alınanların işi ağırdan aldığı ve atması gereken adımları geciktirdiği ortadadır.
Abdullah Öcalan’ın neden muhatap aramak zorunda bırakıldığı, geçen hafta içinde Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında fıkra diye anlattığı ve çevresiyle birlikte şen kahkahalarla güldüğü “şey” de gizlidir. Rahmi Koç sıradan biri değildir. Geçtiğimiz ay 100. yılını kutlayan Koç Holding’in sahibi, Türk komprador büyük burjuvazisinin en önemlilerinden ve cemiyet hayatında burjuvazinin “en kültürlü” ve “en rafine” temsilcilerinden biri olarak takdim edilen bir kişiliktir. Bu kişinin sıradan bir Anadolu kahvehanesinde sohbet eden erkekler gibi bir hikâye anlatması ve çevresindekilerin buna şen kahkahalarla gülmesi, coğrafyamızda en azından son yüzyıldır yaşananların kaynağına işaret etmektedir.
Rahmi Koç’un fıkra diye anlattığı ve gerçekte Kürt ulusunu ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadeleri, Türk komprador büyük burjuvazisinin özetidir. Mizah adı altında söylenenler, Türk komprador burjuvazisinin, “Türk” hakim ulus ve “Sünni” hakim inanç dışındaki ulus, milliyet ve inançlara yaklaşımının yanında; ezilen ulus, milliyet ve inançlardan kadınların dilini, kimliğini ve bedenini hedef alan cinsiyetçi sınıf bilincinin, erkek egemen faşist zihniyetinin doğrudan ürünüdür.
Elbette burada coğrafyamızda genel olarak ulusal sorun özel olarak Kürt ulusal sorununa değinmeyeceğiz. Sorunun kaynağı ve nasıl çözüleceği İbrahim Kaypakkaya tarafından net olarak ortaya konulmuş durumdadır. Bu tezler halen önemini korumaktadır. Hatta Rahmi Koç’un şen kahkahalar eşliğinde anlattığı “şey”, coğrafyamızda İbrahim Kaypakkaya’nın genelde ulusal özelde Kürt ulusal sorununa yönelik görüşlerinin güncelliğine de işaret etmektedir.
Rahmi Koç’un bahsini ettiğimiz sözleri, Türkiye’de ulusal baskının sadece Kürt halkına değil, bir bütün olarak Kürt ulusuna uygulanan baskı olduğunu da açık etmektedir. Bu sözler ve eşliğindeki şen kahkahalar; Türkiye’de ulusal baskının hakim Türk ulusunun hakim sınıflarının sadece Kürt halkına değil bütün Kürt ulusuna, sadece Kürt ulusuna değil bütün azınlık milliyetlere uyguladığı baskı olarak yaşandığını göstermektedir.
Elbette ulusal baskıyla birlikte, buna eşlik eden bir diğer baskıya, Kürt ulusuna mensup kadınlara yönelik baskıya sadece Kürt ulusundan değil bütün azınlık milliyetlerden kadınlara yönelik, kadın cinsinin bedenini, dilini ve kimliğini hedef alan cinsiyetçi erkek hakim zihniyeti de teşhir etmek gerekir.
Rahmi Koç’un bu sözleri coğrafyamızda devletin sahiplerinin Kürt ulusuna ve diğer azınlık milliyetlere ve kadınlara bakışını açık etmektedir. Üstelik sonradan açığa çıktığı üzere şaka olarak anlatılan sözlerde tanımlanan kadının ulus kimliğinin Kürt olmadığı, orijinalinde “kara çarşaflı” bir kadın olduğu ifade edilmektedir. Burada her şart altında kadının kimliği ve bedeni hedef alınırken; Rahmi Koç’un takiye yaptığına da tanık olmaktayız. Takiyeyi AKP-MHP hükümetinin “İslamcı” kimliğinden kaynaklı mı yaptığını bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz T.C.’nin kuruluşundan günümüze Kürt ulusu ve azınlık milliyetler üzerinde hakim Türk ulusunun ulusal imtiyazlarını kıskançlıkla koruduğu ve bunun içinde hakim Türk ulusunun dışındaki bütün ulus ve azınlık milliyetlere yönelik ulusal baskı uyguladığıdır.
Ulusal baskının mahiyeti değişmektedir. Bu toplu katliam, işkence, baskı, zorla yerinden etme, asimilasyon, dil ve kültürün yasaklanması vb. olurken Rahmi Koç örneğinde olduğu gibi kültürel olarak aşağılama şeklinde de olabilmektedir. Türkiye’de hakim ulus imtiyazları ve bunun politik alandaki ifadesi ırkçılık yukarıdan aşağıya devlet aygıtı kullanılarak yeniden ve yeniden üretilen bir saldırı biçimdir.
Devletin sahiplerinden olan komprador büyük burjuvanın bir kahvehane sohbetindeymişçesine oldukça rahat ve şen kahkahalar eşliğinde anlattığı “şey” aslında hakim ulus imtiyazının, ırkçılığın ve bu anlamıyla ulusal baskının yeniden ve yeniden üretimidir.
Rahmi Koç’un tepkiler sonrasında yayınladığı “özür” mesajı da “ilginç” ve “öğretici”dir. Fıkra olarak anlatılan “şey” de Kürt ulusal kimliği üzerine basılarak ifade edilirken, yayınlanan kısa mesajda Kürt kimliği yok sayılmıştır. Bu da asla tesadüf değildir. Ulusal baskının bir başka biçimde devam ettirilmesidir. Yok sayılmaktadır. Tıpkı bir dönem Erdoğan’ın; “Ben böyle bir sorunu var kabul etmiyorum. Yok böyle bir sorun diyorum. (…) Böyle yaklaştığın sürece problem kalmaz” demesinde olduğu gibi.
Zorunlu kalındığında ise Kürtler bir ulus olarak değil, şaka ve fıkralarda “kültürel bir unsur” olarak yansıtılmaktadır. Ya da çok zorunlu kalındığında Kürt ulusu ve diğer azınlık milliyetler aynı anda birbiri ardına sıralanmakta hepsiyle “biriz ve kardeşiz” denilerek hakim ulusun Kürt ulusu ve azınlık milliyetler üzerindeki ulusal baskısı sürdürülmektedir.
Şimdilerde Kürt Ulusal Hareketi “cumhuriyetin demokratikleştirilmesinden” bahsetmektedir. Bu talebin nasıl gerçekleştirileceğinin yol ve yönteminden bağımsız olarak ifade etmek gerekir ki muhatabımız, Rahmi Koç’tur. Rahmi Koç adına T.C. denilen devletin en önemli temsilcilerinden biridir. Irkçıdır ve kadın düşmanıdır. Yüzyıldır bu zihniyet ülkeyi yönetmektedir. Üstelik coğrafyamızda burjuva anlamda dahi bir demokratik devrim gerçekleştirilmediğinden, burjuvazinin en güzide temsilcilerinden biri lümpen bir zihniyete sahiptir. Bu seviyede şakalar yapabilmekte ve çevresindekilerde kahkahalarla gülebilmektedir.
Coğrafyamızda başta Kürt ulusal sorunu olmak üzere, azınlık milliyet ve inançlar, kadın sorunu gibi sorunları varlığı, demokratik devrimin güncelliğine işaret eder. Bir farkla artık günümüzde bu devrimi Rahmi Koç gibiler önderlik edemezler. Bu görevi ancak işçi sınıfı gerçekleştirebilir. Biz bu vesileyle ulusal sorun konusunda temel şiarımız bir kez daha ifade edelim: “Bütün uluslar için tam hak eşitliği; ulusların özgürce ayrılma hakkı, bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halklarının birleşmesi.”








