Tarımda su tahsisi 15 yıl içinde yüzde 70 azaltılacak, turizmde ise yüzde 36 artacak olması ve enerji, maden ve sanayi işletmelerine su tahsisi katlanacak. Su da yaşanacak en büyük tehdit ise 2027 yılında S. Arabistan’da yapılan olan Dünya Su Forumu olacak
K. Bülent Ongun
Denizli’de ‘Su havzalarında sektörel su paylaşımına karşı yaşamın korunması’ başlığıyla bir forum gerçekleştirildi. TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu, Büyük Menderes İnisiyatifi, Muğla Su İnisiyatifi ve EGEÇEP’in düzenlediği forumda iktidarın ve sermayenin 2041 yılı su planları ele alındı. Forumda konuşan Prof. Dr. Beyza Üstün, Batı Akdeniz Havzası, Büyük Menderes Havzası ve Kuzey Ege Havzası Su Tahsis Planları’na ilişkin veriler paylaştı. Tarıma tahsis edilen suyun 2020’de yüzde 100 iken 2041’de yüzde 28,6’ya düşürülme planı yapıldığını belirtti. Üstün, enerji ve sanayide düşüş yaşanmayacağı, turizmde ise 2025’te yüzde 60,82 olan tahsisin 2041’de yüzde 96,3’e çıkarılacağına dikkat çekerek mücadele çağrısı yaptı. Büyük Menderes İnisiyatifi’nden Ahmet Ergun ise, yeni termik ve jeotermal tesislerin devasa soğutma suyu ihtiyacı, havzanın son su rezervlerini de tükettiğini söyledi.
Su tahsisinde tek karar verici!
2027’de Suudi Arabistan’da yapılacak Dünya Su Forumu’na hazılanılırken, özellikle Ortadoğu sularının kapitalist endüstrilere bağlanma süreçlerinin somutlaştırılması bekleniyor. 2022 yılında Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Cumhurbaşkanı R.T Erdoğan su tahsislerinden tek karar verici olması su üzerinde tek hakimiyet kurgusunu açığa çıkarıyor. Kanunda, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce inşa edilen baraj, gölet ve diğer depolama tesislerinin maksat oranları Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek, değiştirilebilecek veya kaldırılabilecek” maddesi dikkat çekiciydi. Su tahsisinin tartışıldığı forumda ortaya çıkan veriler tek karar vericili sistemde geçimlik tarımın tamamen ortadan kalkarak endüstriyel tarıma, madenlere, sanayiye, enerjiye ve turizme suyun tahsis edilecek olması şaşırtıcı değil.
Tahsis sıralaması iki dudak arasında
DSİ tarafından ‘Su Tahsisleri Hakkında Yönetmelikte’ suyun kullanımında öncelik sıralamasının yer aldığı Madde7-(1) su kaynaklarının kullanım amaçlarındaki öncelik sırasını şöyle belirler: “a) İçme ve kullanma suyu ihtiyacı. b) Çevresel su ihtiyacı. c) Tarımsal sulama ve su ürünleri yetiştiriciliği. ç) Enerji üretimi ve sınai su ihtiyaçları. d) Ticari, turizm, rekreasyon, madencilik, taşıma, ulaşım ile sair su ihtiyaçları. Maksat oranları öncelik sırasında yer alan ihtiyaçlara göre belirlenir.” Maksat oranları ve öncelik sıralamasına yönelik alınan kararlarda su önceliğinin yaşama değil sermayeye verilme amacı taşıdığını açıkça göstermeye yetmektedir.
Dicle-Fırat Havzası
Türkiye’nin akarsu potansiyelinin yaklaşık yüzde 30’una sahip olan Dicle ve Fırat havzasının su varlığına bölgede hem bir silah hem de sermaye yararına işlev yüklenmiş durumda. Dicle ve Fırat Nehirleri ve bu nehirleri besleyen akarsular üzerine Türkiye tarafından inşa edilen barajların sayısı 100’ü aştı. Bir çoğu devasa büyüklükte olan barajlardan bugüne kadar bölge çiftçisine su verilmezken kentler, köyler ve çiftçiler yeraltı suyuna mahkum edildi. GAP kapsamında inşa edilen sadece Atatürk Barajı Türkiye’nin 1 yıllık su ihtiyacını karşılayabilecek kapasiteye sahipken bölge halkının ve çiftçilerin bu sudan yararlandırılmıyor olması su politikalarının önemli bir parçası.
So boru hatları
Turgut Özal’ın 1986 yılında ortaya attığı barış suyu projesi suyun ticarileşmesi adımlarının en önemlilerinden biriydi. Türkiye’den doğan İran ve Irak topraklarından beslenen Dicle ve Fırat nehri sularını boru hatlarıyla, bir kol S.Arabistan’a diğer bir kol ile Dubai’ye kadar götürmeyi planlamışlardı. Bu proje, suyun boru içine alınmasıyla nehirlerin Türkiye ve özellikle Kürt halkının yaşadığı bölgelerde seviyelerinin düşmesine neden olacak bir projeydi. Aynı zamanda ve özellikle Mezopotamya’da susuzluğun baş göstermesine yol açacak doğa düşmanı bir projeydi ve sermaye sınıfları bu projelerden bugünde asla vazgeçmediler. S. Arabistan’da gerçekleştiirlecek olan Dünya Su Forumu suyun ciddi boyutlarda havzalarrdan çalınıp ticarileştirileceği bir forum olacağı beklenirken, bunun örneği K.Kıbrıs’a boru hattıyla su taşınmasıyla başlatılmıştı.
Su kıtlığı ve savaş
Dünya da ve Türkiye’de temiz sular kirletilip hızla tüketilirken, karanlık bir gelecek halkları bekliyor. Enerji üretimlerinden sanayi üretimlerine kadar tüm sistem aşırı üretimlerini sürdürmek adına suları kendine bağlamış durumda. Termik santraller bulundukları bölgelerde su varlığını emerken, diğer yandan kaya gazı ve kaya petrolü üretimleriyle jeotermal enerji tesisleri hem suları tüketmekte hem de akiferleri zehirlemektedir. Sermaye devletleri akarsuları, gölleri ve yeraltı sularını sermaye hizmetine bağlamak için su döngüsünü bozan devasa büyüklükte barajlar inşa ederken, aynı zamanda inşa edilen bölgelerde iklim koşullarının değişimine yol açarak kuraklığı tetikliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yeraltı sularını da kontrol etmek ve depolamak amacıyla su döngüsünü kökten bozan yeraltı barajları inşa etmekteler.
Dünya su kıtlığına yürüyor
Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün yayınladığı bir raporda, dünya nüfusunun neredeyse dörtte birinin su kıtlığı içinde ve temiz suya erişememe riski ile karşı karşıya olduğu yer aldı. Küresel ısınmanın susuzluk riskini daha da artırdığına dikkat çekilen raporda tatlı su kaynaklarının tehlikeli biçimde tükendiği uyarısında bulunuldu. Su kıtlığı riski listesinin ilk beş sırasında Katar, İsrail, Lübnan, İran ve Ürdün’ün olduğu belirtildi. Rapora göre su kıtlığı riskinin en fazla olduğu 17 ülkede tatlı su kaynaklarının yüzde 80’i tüketilmiş durumda. Araştırmacılar, aralarında Hindistan, Pakistan, Türkmenistan ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu 27 ülkenin ‘yüksek seviyede su kıtlığı tehlikesi’ ile karşı karşıya bulunduğuna vurgu yapıyor. Türkiye ise ‘su kıtlığı riski listesinde’ 164 ülke arasında 32. sırada yer alıyor.
Savaş riski olan bölgeler
Avrupa Birliği (AB) Ortak Araştırma Merkezi’ne (JRS) göre özellikle Kuzey Afrika’daki Nil Nehri, Güney Doğu Asya’daki Brahmaputra Nehri, Asya’daki İndus Nehri, Batı Asya’daki Dicle- Fırat nehirleri ve Kuzey Amerika’daki Colorado Nehri birkaç ülkenin sınırları içerisinde olmaları ve su konusunda hassas bölgelerde yer almaları nedeniyle su kaynaklı çatışmaların yaşanabileceği sıcak noktalar arasında yer alıyor. Hollandalı bilim insanları tarafından geçen yıl yayımlanan, “Farklı Senaryoları Takiben 2050 Yılına Kadar Sınırı Aşan Nehir Havzalarındaki Çatışma Riskleri Öngörüleri” başlıklı çalışmada ise söz konusu nehirler üzerinde kurulması planlanan barajların ve küresel ısınmanın neden olabileceği çatışma bölgeleri sıralandı.









