Ermenistan’da milletvekili seçilen Kınyaz Hasanov ile Van’dan Ermenistan’a uzanan hikâyesini konuştuk:
- 20. yüzyıl büyük acıların yaşandığı bir yüzyıl oldu, biz de aile olarak bu acılardan payımıza düşeni aldık. Büyüklerimiz o coğrafyanın kültürünü bizlere aktardı. Bu nedenle Türkiye bizim için yabancı bir ülke değil; hafızamızın bir parçası
- Kürtler, yüzyıllardır, Kafkasya, Mezopotamya ve Anadolu’da; Ermeni, Türk, Azeri, Gürcü, Rus, Fars, Arap, Çerkez ve yine Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, Êzidî, Alevi, Şii gibi farklı etnik ve inançlar ile birlikte yaşadılar ve yaşıyorlar
- Ben şuna inanıyorum ki Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan barış görüşmeleri başarıyla sonuçlanırsa ve Türkiye’nin Kürtlerle olan toplumsal barışı sağlanırsa bu ülkeler Kafkasya ve Ortadoğu’da güneş gibi parlayacaklar
Ayhan Erkmen
Van’dan 1926 yılında ayrılarak Sovyetler Birliği’ne göç eden bir Kürt ailesinin torunu olan Sayın Kınyaz Hasanov, bugün Ermenistan siyasetinde önemli bir konuma yükselmiş durumda. Ermenistan’daki Kürt toplumunun uzun yıllardır önde gelen temsilcilerinden biri olan Hasanov, 7 Haziran seçimlerinde Başbakan Nikol Paşinyan’ın, Sivil Sözleşme Partisi’nden milletvekili seçilerek yalnızca Kürt toplumunun değil, aynı zamanda ülkenin çok kültürlü yapısının da sembol isimlerinden biri haline geldi.

Kökleri Van’a, yaşamı ve siyasi mücadelesi Erivan’a uzanan Hasanov’un hikâyesi, Kafkasya’nın karmaşık tarihini ve halklar arasındaki derin bağları yansıtıyor. Türkiye ile Ermenistan arasında normalleşme ve barış görüşmelerinin sürdüğü bir dönemde, Hasanov’un üstlenebileceği rol yalnızca bir milletvekilinin sorumluluklarıyla sınırlı görünmüyor. O, aynı zamanda Ermenistan devleti ile Kürt toplumu arasında bir köprü olduğu kadar, iki komşu ülke arasında gelişen diyalog sürecine katkı sunabilecek önemli bir aktör olarak da değerlendiriliyor. Kınyaz Hasanov ile Ermenistan’daki Kürtlerin bugünkü durumunu, yeni dönemdeki siyasi hedeflerini ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geleceğine dair konuştuk.
Sayın Hasanov öncelikle seçim başarınızdan dolayı tebrik ediyoruz. Ailenizin kökleri Van’a uzanıyor. Ermenistan Parlamentosu’na seçilen ve görev yapacak bir milletvekili olarak, bu tarihi bağ sizin Türkiye’ye bakışınızı nasıl şekillendiriyor?
20. yüzyıl büyük acıların yaşandığı bir yüzyıl oldu, biz de aile olarak bu acılardan payımıza düşeni aldık. Kafkaslar, vatandaşı olduğum Ermenistan, çok yabancısı olduğumuz bir coğrafya değil, takriben 350 yıl önce mensubu bulunduğum Bruki Aşireti, Diyarbakır’dan Kafkaslar’a gelmiş. 1. Dünya Savaşı’ndan önce sınırlar keskin bir şekilde çekilmemişken ailemizden büyük bir nüfus burada vardı zaten. Akrabamız ve ismini aldığım rahmetli Kınyaz Kartal, Ermenistan’da Torınkent’te doğmuş ve bizimkilerin Sovyetler’e geçtiği dönem onlar da Türkiye’ye geçmiş, Kınyaz Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 4 dönem milletvekilliği yaptı. Dedem Feti Bey, 1926 yılında Türkiye’nin batısına sürgün kararları çıkınca, bir kardeşi ile birlikte Sovyetler Birliği tarafına geçiyor, bir kardeşleri Van’da kalıyor, yani bizim ailemizin bir kısmı halen Van’da.

Büyüklerimiz Van’ı, o coğrafyanın kültürünü ve hatıralarını nesilden nesile bizlere aktardı. Bu nedenle Türkiye bizim için yabancı bir ülke değil; tarihimizin, hafızamızın ve kültürel mirasımızın bir parçasıdır. Geçmişten gelen bu bağların bugün halklar arasında dostluk ve diyaloğun güçlenmesine katkı sunabileceğine inanıyorum.
- Siz hem Ermenistan’daki Kürt toplumunun temsilcisisiniz hem de Ermenistan devletinin bir milletvekilisiniz. Bu iki kimliğin size toplumlar arasında köprü kurma konusunda özel bir sorumluluk yüklediğini düşünüyor musunuz?
Evet, tabi ki bunun farkındayım ve buna inanıyorum. Bir yandan Kürt toplumunun sorunlarını ve beklentilerini temsil ederken, diğer yandan Ermenistan devletinin bir milletvekili olarak ülkemizin geleceği için çalışıyorum. Bu durum bana farklı toplumlar arasında anlayış ve diyalog geliştirme konusunda özel bir sorumluluk yüklüyor.
- Türkiye ile Ermenistan arasında devam eden normalleşme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu süreci çok değerli buluyorum. Babam Van doğumlu, ben 1945 Ermenistan doğumluyum, demin de belirttiğim gibi, geçen yüzyılda büyük acılar yaşandı, ama bu acıları geleceğe yayarak dünyayı daha yaşanılır bir yer yapamayız. 21. yüzyılın ilk çeyreğini de bitirdik, 21. yüzyılın barış yüzyılı olmasını umut ediyorum, bu anlamda umudum güçlü, sizin de belirttiğiniz üzere Ermenistan ile Türkiye arasında barış görüşmelerinin yoğunlaştığı bir dönemdeyiz, umut ediyor ve diliyorum ki en kısa zamanda bu barış görüşmeleri başarıyla nihayete erer ve daim olur. Komşu ülkeler arasında diyalog her zaman gerginlikten daha güçlüdür. Türkiye ve Ermenistan halklarının birbirini daha yakından tanıması, kültürel ve ekonomik ilişkilerinin gelişmesi hem iki ülkeye hem de tüm bölgeye fayda sağlayacaktır.
- Ermenistan’daki Kürt toplumu, Türkiye ve Ermenistan halkları arasında güvenin yeniden inşa edilmesinde nasıl bir rol oynayabilir?
Kürtler, yüzyıllardır, Kafkasya, Mezopotamya ve Anadolu’da; Ermeni, Türk, Azeri, Gürcü, Rus, Fars, Arap, Çerkez ve yine Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, Êzidî, Alevi, Şii gibi farklı etnik ve inançlar ile birlikte yaşadılar ve yaşıyorlar. Bu halklar ve inançlar kültürel anlamda birbirini besledi ve neticesinde çok güçlü, farklı toplumlarla birlikte yaşamayı bilen bir kültürel miras açığa çıktı. Ermenistan’daki Kürt toplumu olarak da bu mirasın taşıyıcısı olduğumuzdan ve Türkiye’de de akrabalarımız yaşadığından, Ermenistan ve Türkiye halkları arasında güvenin, dostluğun ve diyaloğun gelişmesine katkı sunabileceğimize inanıyorum.
- Ailenizin bir asır önce Van’dan ayrılmak zorunda kaldığı düşünüldüğünde, bugün iki ülke arasında barışın konuşuluyor olması size ne hissettiriyor?
Büyük heyecan duyuyorum. Van’dan Kafkasya’ya göç etmiş bir ailenin evladı olarak, halkların birbirine yeniden yaklaşmasını umut verici buluyorum. Dedelerimiz bir zamanlar aynı coğrafyanın insanlarıydı. Aradan geçen onca yıla rağmen kültürel bağlar, hatıralar ve insani ilişkiler tamamen kaybolmadı. Barış için halkların kaybedecek bir zamanları yok, geleceğin çatışmalarla değil, dostluk ve işbirliğiyle şekillenmesini arzu ediyorum.
- Bir milletvekili olarak Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarda aktif rol almayı düşünüyor musunuz?

Elbette ki 81 yaşındayım, kendimi gelecek kuşaklara karşı borçlu hissediyorum; Vanlı, Kürt ve Müslüman bir Ermenistan Meclisi milletvekili olarak Türkiye ve Ermenistan arasında devam eden barış görüşmelerinde üzerime düşen her görevi yapmak için hazır olduğumu belirtmek isterim. Parlamentolar arası ilişkiler, kültürel projeler, akademik iş birlikleri ve sivil toplum girişimleri halkları birbirine yaklaştırır.
Daha birkaç gün önce, Ermenistan ve Türkiye, Dışişleri Bakanlıkları ve Odalarının desteği ile 33 yıl aradan sonra ilk kez kara sınırından otobüsle ülkemizden doğrudan Türkiye’ye geçiş yapılarak, Kars şehrinde Ermenistan, Türkiye İş İnsanlarının Toplantısı düzenlendi. Buluşmada; iki ülkenin iş dünyası temsilcileri bir araya geldi. Sınır kapılarının açılması, ticaretin canlandırılması, lojistik, turizm, taşımacılık ve bölgesel yatırım fırsatları masaya yatırıldı. Bu ne kadar umut verici değil mi?

Hiç vakit kaybedilmeden, meclisimiz açıldıktan sonra parlamentolar düzeyinde de bu tür toplantılar düzenlenmeli, bu tür çalışmalara katkı sunmak benim için memnuniyet verici olur.
- Eğer Türkiye ile Ermenistan arasında yeni bir sayfa açılacaksa, sizce bu sürece en büyük katkıyı kim sağlayacaktır?
Sayın Paşinyan, öncesinde ve seçim sürecinde Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşmeyi güçlü sahiplendi ve seçimde halktan büyük bir teveccüh aldı. Bu normalleşmenin devam edeceğinin göstergesidir. Siyasetçiler önemli adımlar atacaklardır ancak kalıcı barışı halklar kurar. Halkların birbirini tanıması, gençlerin bir araya gelmesi, kültürel ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi uzun vadede çok daha güçlü sonuçlar doğuracaktır.
- Önümüzdeki yıllarda sizi bir barış elçisi olarak da görebilecek miyiz?
Ben kendimi öncelikle halkıma hizmet eden bir milletvekili olarak görüyorum. Ancak halklar arasında dostluk kurmaya, diyaloğu geliştirmeye ve karşılıklı anlayışı güçlendirmeye katkı sunabilirsem bundan büyük mutluluk duyarım. Barış hepimizin gelecek nesillere borcumuz ve ortak sorumluluğumuzdur.
- Bir gün Van’da, Erivan’da ve Ankara’da aynı anda barış ve dostluk festivalleri düzenlendiğini hayal edebiliyor musunuz?
Neden olmasın… Avrupa’da ülkeler arasındaki sınırlar anlamsız, bir ülkeden bir ülkeye geçerken sınırı geçtiğinizi bile hissetmiyorsunuz. Halklar bu topraklarda etle tırnak olmuş, ayrılıkların son bulması tüm halklar için en hayırlısı.

Türkiye’de, Kürtlerle Türkiye Cumhuriyeti arasında sürdürülen bir barış görüşmesi var, bu süreci de başından beri yakinen takip ediyorum, çünkü dediğim gibi ailemin bir kısmı Van’da yaşıyorlar, umut ediyor ve diliyorum ki bu toplumsal barış da başarıyla sonuçlanır.
En büyük umudum, Ermenistan ve Türkiye arasındaki barış görüşmeleri en kısa zamanda sonuçlansın ve buradan bir barış treni Türkiye’ye doğru hareket etsin, emin olun ki ilk kompartımanda yerimi ayırtacağım ve Van’ı, baba yurdumu ziyaret edeceğim.
Ben şuna inanıyorum ki Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan barış görüşmeleri başarıyla sonuçlanırsa ve Türkiye’nin Kürtlerle olan toplumsal barışı sağlanırsa bu ülkeler Kafkasya ve Ortadoğu’da güneş gibi parlayacaklar. Dediğiniz gibi, barış ve dostluk festivalleri düzenlense, tüm kültürler birlikte kardeşlik türkülerini seslendirse ne güzel olur, çünkü müzik, kültür, sanat ve spor insanları birbirine yaklaştıran evrensel değerlerdir. Böyle bir geleceğin mümkün olduğuna inanıyorum. Bunun için bugün diyalogu artırmalı, ön yargıları azaltmalı ve genç kuşakların birbirini daha yakından tanımasına fırsat vermeliyiz. Biz Van’dan Kafkasya’ya uzanan bir hikâyenin çocuklarıyız. Geleceği birlikte kurarak halklarımız arasında dostluk köprüleri inşa etmeliyiz. Barışın en sağlam temeli karşılıklı saygı, diyalog ve birbirimizi tanımaktır.
Son olarak Türkiye kamuoyuna vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Türkiye’deki kardeşlerimize en içten selam ve saygılarımı gönderiyorum. Halklarımız arasında dostluğun, karşılıklı saygının ve anlayışın güçlenmesini diliyorum. Gelecek nesillerin daha huzurlu, daha barışçıl ve daha müreffeh bir bölgede yaşaması hepimizin ortak arzusudur.









