Bir kalıp tekrarlanır hep, “Ankara’da hakimler varmış demek isteriz” diye. Maalesef Ankara’da adaleti bizim istediğimiz şekilde telakki eden hakimler yok. Ankara’da bilakis hak mücadelesine engel olmaya çalışan polisler bulunuyor. Tuhaf denilecek davranışlarla hak mücadelesi verenleri engellemeye çalışıyorlar.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın eyleminin önüne set çekmeye çalıştılar. O ne heyecan, o ne heves. Parkta toplanmaya çalışan öğretmenleri ve onların yakınlarını engellemek için canla başla uğraştılar. Parkta toplanmak bile parkın ve kamunun düzenini bozabiliyor. En son genç bir öğretmenin yakasını yırttılar.
Öğretmenler taban maaş düzenlemesi istemişler. Yani demişler ki bizim maaşımız kamuda çalışan dengimiz öğretmenlerle eşit olsun. Bunu anayasadaki eşitlik ilkesinden yola çıkarak bir diyecek olmuşlar. Bilmiyorlar ki anayasa, bizim yöneticilerimize göre büyük bir deftermiş sadece. Kalıcı iş sözleşmesi yapılmasını, özel eğitim kurumlarının denetlenmesini, mülakatın kaldırılmasını istemişler. Görüyor musunuz ne büyük suç hepsi? Öğretmenler tamamen aşırı sola kayıvermiş.
Genç öğretmenler şaşırarak son derece açık olan haklarını istiyorlar ve yapılan müdahaleye şaşırıyorlar. Çok basit bir sorular soruyorlar. Neden taban maaş hakkımızı elimizden aldınız, neden atamamızı yapmıyorsunuz?
Açık, basit ve güçlü.
Bertolt Brecht’in tiyatroda yapmak istediği de budur aslında. Brecht, “naivete” yöntemiyle, dünyaya bir çocuğun gözüyle, ezberleri bozarak bakmayı geliştirmeye çalışır.
Onun tiyatroda yapmak istediğini genç kuşaklar gerçek hayatta yapar kesintili olarak. Dünyaya yepyeni bir insanlığın gözleriyle bakar onlar. Alışılmış olana takılmazlar, daha yenilmemişlerdir, denemeye meraklıdırlar, çıkıp soru soracaklardır. Bu hal, bütün genç kuşaklar için geçerlidir. Güneşin her sabah doğduğu gibi, her periyotta ortaya çıkmaları mukadderdir. Ne mutlu ki öyledirler. İnsanlığın deneme ve keşfetme umududur hepsi.
Onlar şaşırarak “Asgari ücret düzeyinde öğretmen maaşı olur mu?” diyor.
Kolluk kuvvetleri de onlara şaşırıyor, “Biz bunları 15-16 Haziran’da, 12 Eylül’de, Gezi’de, Saraçhane’de yenmemiş miydik” diye. Evet yenmiştiniz ama genç kuşaklar yine geldi. Çünkü genç kuşaklar doğar, gökten üç elma düşen masallarla büyür ve elmaların nerede olduğunu sormak üzere çıka gelir karşınıza. Bu da sizin “dejavunuz” olsun.
Siz her seferinde yenmiş olsanız bu sefalet sürer ama bir kere onlar galip gelse dünya altüst olur. Çünkü zalimlerin yenilmesi, şeytanın bacağının kırılması anlamına gelir. Devrimler bir dönemi kapatır ve bir dönemi açar. Bu durum, durumu idare etmeye benzemez.
Hiç katı açılmamış soruların katı açılıyor artık. Genç öğretmenler ücretlerinin neden eşit olmadığını soruyor. Neymiş konu, eşitlik. Hiç sorulmaz sandınız ama soruluyor pat diye.
Bir köprü yapıyor büyük bir sermaye grubu ve bunun üzerinden on ya da yirmi yıllık geçiş garantisi istiyor. Vahşi kapitalizmde kim kime böyle bir garanti vermiş. Köprüyü boş verelim, hastane yapıp hasta garantisi istiyorlar. Hiçbir garantinin olmadığı bir kapitalist sistem yaratıp, her adımlarını atarken garanti istiyorlar. Ve bu garantiler hükümet tarafından gani gani veriliyor.
İşte şimdi genç öğretmenler soruyor “Bizim bir okula atanmamız neden garanti değil?” diye. “Bizim okulda çalışırken çalışma sözleşmemiz neden garantili değil?” diye.
Evet, biz yenilmiştik. Hadi buyurun bütün genç kuşakları temsilen genç öğretmenlere bu cevapları verin de görelim. Gelsin de en alimleriniz cevap versin.
Bir genç üniversiteli, başka bir ilde üniversite kazandı kan ter içinde. “Yurt var mı?” diye soruyor.
“Eğer AKP’liler ıstakoz yiyorsa, bize öğlende yemek var mı?” diye soruyorlar.
Anayasayı neden ihlal ediyorsunuz diye soruyorlar.
Eğitim, sağlık, beslenme ve barınma bu derece yetersizken biz neden işsiziz diye soruyorlar.
Şaşırarak soruyorlar, Dünyaya ilk kez bakıyorlarmış gibi soruyorlar. Bu dünyayı ilk kez deneyimliyor gibi soruyorlar. Ki zaten öyleler.
Hadi buyurun buradan yakın bakalım mösyö burjuvazi.
Meraklı sorular soran birine elini veren kolunu alamaz. Sorular mantıksal sonucuna doğru ilerleyecektir. Sorular soruları doğurur. Bir sorunun çözümü genele örnek teşkil edebilir.
Gençlik bir türlü bir araya getirilemeyen puzzle’ı bir araya getirmeye kalkışabilir.
Mavi güzel oldu, tamamen mavi olsun diyebilirler.









