Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Eşbaşkanı Perva İnal ile İslam’ın demokratik yorumunu konuştuk:
- Sorun dinin özünde değil, dinin tarih boyunca ataerkil kültürler tarafından yorumlanış şeklinden dolayıdır. Kur’an’ın temel yaklaşımı kadın ve erkeği eşit ahlaki ve insani özneler olarak kabul etmektir
- Halkımızın önemli bir kısmı hem Kürt hem Müslümandır. Bu iki kimlik karşıt değildir. Kur’an’ın emrettiği adalet, merhamet ve zulme karşı duruş ilkeleri, toplumsal mücadelede güçlü bir motivasyon kaynağıdır
- Kadınların inanç kurumlarında görünür ve karar verici olması, sadece yapısal değişim değil, zihniyet dönüşümü meselesidir. Dini yorumlama biçiminde kadınların özne olduğunun yeniden hatırlanması gerekir
Roni Nasır Kaya
Tarih boyunca din adına konuşanların büyük bölümü erkekler oldu. Peki, kadınlar neden inanç alanının dışında bırakıldı? Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Eşbaşkanı Perva İnal, bu sorunun yanıtını dinin özünde değil, tarihsel süreçte oluşan ataerkil yapılarda arıyor. İnal, kadınların inanç alanındaki mücadelesini ve bunun toplumsal dönüşümle kurduğu bağını anlattı.
- Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Perva İnal kimdir, hikâyenizden kısaca söz edebilir misiniz?
Ben Batmanlıyım, dört çocuk annesiyim. Eğitim hayatımın ayrıntılarını özellikle paylaşmak istiyorum, çünkü okuyamamayı veya fırsat bulamamayı kendilerine bahane etmek istemeyen tüm kadınlara örnek ve cesaret olmak niyetindeyim. Dönemin başörtüsü yasakları nedeniyle örgün eğitimde sadece ilkokulu okuyabildim, ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirip İlahiyat mezunu oldum. Toplumda din üzerinden var olan birçok yapının toplumsal meselelere sessiz kalması ve inancı sadece Siyasal İslam’a ya da ritüellere sıkıştırması benim düşünce dünyamla hiç uyuşmadı. Bu arayış döneminde, inancı dar kalıplardan çıkaran özgürlükçü bakış açısını gördüğüm için Demokratik İslam Kongresi (DİK) ile tanıştım ve orada yer aldım. Önce biz erkeklerle mücadele ettik, 20 kişilik kadın şûrasını kurduk. Kadın meclisi oluşturduk ve faaliyetlerimize başladık. Şimdi de Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonun Eşbaşkanlığı görevini sürdürüyorum.
- İnanç denildiğinde toplumda genellikle erkek figürleri öne çıkıyor. Bunun temel nedeni sizce nedir? Kadınlar neden görünmez kılındı?
Bunun sebebi dinin özü değil. Tarih boyunca kurulan erkek egemen düzen. Yerleşik hayatla; siyaset, para ve bilgi erkeklerin eline geçti. Kadın hayatın dışına itildi. Sonra bu eşitsizlik geldi dinin yorumuna da bulaştı. Erkeklerin yazdığı kurallar, Allah’ın emri diye sunuldu. Oysa Kur’an kadın ve erkeği aynı özden yaratılmış eşit varlıklar olarak tanımlar: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan Rabbinizden sakının.” (Nisa, 1) İslam’ın ilk dönemine baktığımızda Hz. Hatice, Hz. Aişe, Ümmü Umare ve daha birçok kadının toplumsal, siyasal ve ilmi hayatta aktif rol aldığını görüyoruz. İlk inananın bir kadın, ilk şehidin bir kadın olması tesadüf değildir. Bu nedenle kadınların görünmez kılınması İslam’ın değil, tarihsel süreçte oluşan ataerkil yorumların sonucudur.
- Bir kadın olarak Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonun Eş Başkanlığı görevini üstlenmeye nasıl karar verdiniz? Bu süreçte ne tür zorluklar yaşadınız?
Ben bu görevi kişisel bir makam ya da temsil meselesi olarak değil, Müslüman kadınların sesinin daha görünür olması açısından bir sorumluluk olarak gördüm. Kur’an’ın ilk emri olan “Oku” emri kadın erkek ayrımı yapmadan bütün insanlığa yöneliktir. Bu çağrının gereği olarak düşünmek, üretmek ve toplumsal sorumluluk almak gerektiğine inanarak kabul ettim. Bu süreçte elbette zorluklar yaşadık. Özellikle bazı geleneksel çevrelerde kadınların ev içi alanla sınırlı kalması gerektiği yönünde anlayışlar hâlâ güçlüdür. Kadınların ders vermesi, çocuk yetiştirmesi kabul edilirken karar mekanizmalarında yer alması bazen yadırganabiliyor. Ancak biz Hz. Peygamber dönemindeki kadınların aktif katılımını örnek alıyoruz. Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu’nda Eşbaşkanlık sisteminin hayata geçirilmesi bu açıdan önemli bir adımdır.
- İçinde bulunduğunuz inanç geleneğinin kadına bakışını nasıl tanımlıyorsunuz? Sorun dinin kendisinde mi, yoksa ataerkil yorumlarda mı?
Sorun dinin özünde değil, dinin tarih boyunca ataerkil kültürler tarafından yorumlanış şeklinden dolayıdır. Kur’an’ın temel yaklaşımı kadın ve erkeği eşit ahlaki ve insani özneler olarak kabul etmektir. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir/yardımcılarıdır.” (Tevbe, 71) ayeti bu anlayışın en açık ifadesidir. İslam, kadını özne olarak kabul etmiş; miras, eğitim, ticaret, evlilik ve toplumsal katılım gibi alanlarda hak sahibi kılmıştır. Ancak daha sonraki dönemlerde saltanat sistemleri, iktidar ilişkileri ve kültürel etkiler nedeniyle bu eşitlikçi ruh önemli ölçüde zayıflatılmıştır. Demek ki sorun İslam’ın özünde değil, İslam’ı kendi çıkarına göre yorumlayan iktidar aklında. Bu yüzden bugün yapılması gereken şey dini terk etmek değil, Kur’an’ın adalet, özgürlük ve insan onuru eksenli yaklaşımını yeniden okumaktır. Çünkü Allah katında üstünlük cinsiyette değil, takvada ve ahlaki sorumluluktadır. “Allah katında en üstün olanınız, takva (sorumluluk bilincine sahip olan)ca en ileri olanınızdır.” (Hucurat, 13)
- Kürt Özgürlük Hareketi içinde inançlı kadınların rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne tür katkılar sunuyorlar?
Kürt kadınlarının mücadelesi sadece bir kimlik mücadelesi değil, aynı zamanda onur, adalet ve özgürlük mücadelesidir. İnançlı kadınlar da bu mücadelenin önemli bir parçasıdır. Uzun yıllar boyunca dindar kadınların kamusal alanda görünmez bırakıldığı, hatta bazen özgürlük mücadelesi ile inanç karşı karşıya getirilmeye çalışıldığı dönemler yaşandı. Oysa halkımızın önemli bir kısmı hem Kürt hem Müslümandır. Bu iki kimliği birbirine karşıt görmek gerçekliği yansıtmaz. İnançlı kadınlar, özgürlük mücadelesine ahlaki sorumluluk, vicdan, toplumsal dayanışma ve kardeşlik perspektifi kazandırmaktadır. Kur’an’ın emrettiği adalet, merhamet ve zulme karşı duruş ilkeleri, toplumsal mücadelede güçlü bir motivasyon kaynağıdır. Nitekim Kur’an, “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.” (Nisa, 135) buyurmaktadır.
- Hem dindar hem kadın hakları savunucusu olmayı çelişki görenlere ne söylersiniz?
Ben bunun bir çelişki değil, tam tersine birbirini tamamlayan bir duruş olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan onurunu korumak, adaleti savunmak ve zulme karşı çıkmak İslam’ın temel emirleri arasındadır. Kadın haklarını savunmak da tam olarak bunun bir parçasıdır. Kur’an’da kadın ve erkek birlikte muhatap alınır. Sorumlulukta, ahlaki yükümlülükte ve insanlık değerinde bir ayrım yapılmaz. İlk Müslüman kadınların toplumsal hayattaki aktif rolleri de bunu göstermektedir. Hz. Hatice ekonomik alanda, Hz. Aişe ilim alanında, Ümmü Umare ise toplumsal mücadelede, Ümmü Seleme’nin peygamberin ona danışarak hareket etmesi yönünde örnek şahsiyetlerdir. Kur’an da adı geçen kadınlardan örnek verirsek idarecilik alanında Sebe Melikesi Belkıs, üzerine Mücadele Suresi inen ve hakkı için mücadele eden Havle binti Sa’lebe’den bahsedebiliriz. Bazen kadın hakları mücadelesi ile dini karşı karşıya getiren yaklaşımlar görüyoruz. Oysa sorun çoğu zaman dinin kendisi değil, din adına üretilen yanlış yorumlardır. Biz kadın haklarını savunurken dışarıdan bir ‘değer’ sistemi ithal etmiyoruz; Kur’an’ın adalet ve insan onuru anlayışından hareket ediyoruz. “İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.” (Tevbe, 71) ayeti bu yaklaşımın en güçlü ifadelerinden biridir.
- Feminizmle ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Nerelerde ortaklaşıyor, nerelerde ayrışıyorsunuz?
Feminizm çok farklı düşünce akımlarını içinde barındıran geniş bir alandır. Bu nedenle feminizm hakkında tek bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. Kadınların görünmez kılınmasına, ayrımcılığa uğramasına ve haklarının gasp edilmesine karşı verilen mücadelede birçok ortak noktamız bulunmaktadır. Kadının eğitim hakkı, ekonomik bağımsızlığı, toplumsal katılımı ve şiddetten korunması gibi konularda ortak hassasiyetler taşıyoruz. Çünkü bunlar aynı zamanda Kur’an’ın adalet anlayışıyla da uyumludur. Ancak bazı feminist yaklaşımlar insanı sadece bireysel özgürlük üzerinden tanımlarken, biz insanın aynı zamanda ahlaki, toplumsal ve manevi bir varlık olduğunu düşünüyoruz. Bizim için özgürlük kadar sorumluluk da önemlidir. Hak kadar adalet, birey kadar toplum da değerlidir. Kur’an’ın “iyilikte yardımlaşın” (Maide, 2) çağrısı, bireysel haklarla toplumsal sorumluluğu birlikte düşünmemizi sağlar. Bu nedenle biz kadın özgürlüğünü toplumdan kopuk değil, adalet, dayanışma ve ahlak ekseninde ele alıyoruz. Bu noktada feminizmle çatışmak yerine, ortak iyiyi yani Kur’an’ın ifadesiyle marufu esas alan bir diyalog ve iş birliği zemininin daha değerli olduğuna inanıyoruz.
- Kadınların cami, cemevi ve diğer inanç kurumlarında daha görünür ve karar verici olması için neler değişmeli?
Kadınların inanç kurumlarında görünür ve karar verici olması, sadece yapısal bir değişim değil, aynı zamanda zihniyet dönüşümü meselesidir. Öncelikle dini yorumlama biçiminde kadınların özne olduğu gerçeğinin yeniden hatırlanması gerekir. İslam’ın ilk döneminde kadınlar mescitte aktifti, tartışmalara katılıyor, hatta siyasi ve toplumsal kararlarda söz sahibi olabiliyorlardı. Akabe biatlarında peygamber kadınlarında onayını alarak karar vermiştir. Bu tarihsel gerçeklik bugün yeniden hatırlanmalıdır. Bugün değişmesi gereken en temel şey, “din erkek alanıdır” algısıdır. Hoca denince akla erkek biri geliyor. Biz bu algıyı da kırmaya çalışıyoruz. Oysa Kur’an kadın ve erkeği birlikte muhatap alır ve birlikte sorumlu kılar. “Şüphesiz ben kadın olsun erkek olsun, içinizden çalışıp bir iş (fedakârlık) yapan kimsenin yaptığını zayi etmeyeceğim.”(Ali İmran-195). Erkek veya kadın kim mümin olarak iyi işler yaparsa…(Nahl-97) Kurumsal düzeyde ise kadınların sadece eğitim alanında değil, yönetim ve karar mekanizmalarında da eşit temsil edilmesi gerekir. Eş sözcülük ve eşbaşkanlık gibi modeller bu açıdan önemlidir. Çünkü bu sadece temsili değil, aynı zamanda zihniyet değişimini de beraberinde getirir.
- Yeni dönem için öncelikli hedefleriniz neler?
Yeni dönem için en önemli hedef, İslam’ın toplumsal adalet, eşitlik ve özgürlük boyutunu daha güçlü bir şekilde görünür kılmaktır. Çünkü bugün en temel sorunlardan biri, dinin bireysel ritüellere indirgenmesi ve toplumsal adalet boyutunun geri plana itilmesidir. “… De ki: Rabbim her işte doğru ve adaletli olmayı emretti. (Araf-29) ve benzer pek çok ayet adaletli olmayı öğütler bize. Özgürlük konusuna da aynı şekilde üzerinde durulması gereken bir kavram. Mekke surelerden olan Beled Suresi’ne baktığımızda “Fekku reqebe” kölelere özgürlük (Beled-13)der. Ve benzeri ayetlerde de insanın hür iradesine ve özgürlüğe vurgu yapar. Bu nedenle kongre sürecinde bazı temel başlıklar öne çıkacaktır: Din, adalet, özgürlük, eğitim, kadınların güçlenmesi, gençlere ulaşabilmek ve toplumsal dayanışma. Eğitim alanında hem yaygın hem de uzmanlık düzeyinde çalışmaların geliştirilmesi; kadınların karar mekanizmalarındaki rolünün güçlendirilmesi; gençlerin de aynı zamanda görünür kılınması ve ekonomik-sosyal dayanışma ağlarının kurulması temel hedeflerdir. Ayrıca farklı inanç ve düşünce gruplarıyla ortak yaşam kültürünü geliştirmek de önemli bir başlık olacaktır. Kur’an’ın “ortak kelimeye gelin” çağrısı (Al-i İmran, 64) bu yaklaşımın temelini oluşturur.
Yeni dönem, sadece bir örgütsel yenilenme değil, aynı zamanda İslam’ın yeniden adalet merkezli bir toplumsal düşünce olarak hayata taşınması dönemi olacaktır.
- Ortadoğu’da kadınların inanç alanındaki mücadelesi ile toplumsal özgürlük mücadelesi arasında nasıl bir bağ var?
Ortadoğu’da kadınların mücadelesi, sadece bireysel haklar ekseninde değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüm ekseninde şekillenmektedir. Çünkü bu coğrafyada kadınların yaşadığı sorunlar, doğrudan doğruya siyasal, ekonomik ve kültürel yapılarla iç içedir. Bu nedenle kadın mücadelesi, kaçınılmaz olarak toplumsal özgürlük mücadelesinin bir parçasıdır. İnanç alanı da bu mücadelenin dışında değildir. Aksine, inanç çoğu zaman toplumun en güçlü değer üretim alanlarından biri olduğu için kadınların görünürlüğü burada daha da kritik hale gelir. Kur’an’ın adalet, emanet ve insan onuru vurgusu… (Nisa, 58) bu bağlamda önemli bir referanstır.









