• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Haziran 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Öğretmene her şey yasak

21 Haziran 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

Ankara’da direnişte olan Özel Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ile konuştuk:

  • Hem özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlere hem mülakat mağdurlarına birtakım sözler verildi. Bu sözlerin tutulmaması üzerine hem özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler hem de mülakat mağduru öğretmenler bir araya gelerek tekrar mücadele etmek zorunda kaldı
  • Açlık grevi kararı almak zorunda kaldık. Çünkü biz buraya Ankara’ya geldiğimizden bu yana bize her şey yasak. Yani Güvenpark yasak, Eğitim Bakanlığı önü yasak, Meclis’in önü yasak, Kurtuluş Parkı yasak. Artık gerçekten son olarak, mücadele biçimi olarak açlık grevine çevirmek durumunda kaldık
  • Eğitim Bakanlığı ile şu an bir görüşme kanalı açık değil. Bizim deneyimlerimiz Eğitim Bakanlığı’nın, özellikle Yusuf Tekin’in ciddi bir bariyer olması. Meclis’in de söylediği şey, Bakanlığın inisiyatifinde geliştiği. Yani iki tarafında işin sorumluluğundan kaçtığı bir durum söz konusu

Deniz Bakır

Özel sektör ve mülakat mağduru öğretmenlerin Ankara’da başlattığı direniş bir haftayı geride bıraktı. İktidarın yok saymasına ve polisin sert müdahalelerine rağmen direnişlerini sürdüren öğretmenlerden ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali gazetemiz Yeni Yaşam’a konuşarak taleplerini ve mücadelelerini anlattı. Özel okul öğretmenlerinin taban maaş ve güvenceli çalışma taleplerine ilişkin süreci değerlendiren Edebali, Eğitim Bakanlığı ile görüşme kanallarının kapalı olduğunu belirterek Meclis’te verilen sözlerin Bakanlık tarafından hayata geçirilmediğini söyledi. Hükümet ile Bakanlığın sorumluluğu birbirine attığını ifade eden Edebali, öğretmenlerin taleplerinin toplumda geniş bir karşılığı olduğunu ve sonuç alana kadar direnmeye kararlı olduklarını ifade etti.

  • Neden Ankara’dasınız? Öğretmenler neden yeniden sokağa çıkmak zorunda kaldı?

Hem özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlere hem mülakat mağdurlarına birtakım sözler verildi. Bu sözler sadece ağızdan çıkan sözler değil, aynı zamanda resmi, yazılı yani hükümetin, devletin ilgili Bakanlıklarının duyurduğu sözler. Meclis tutanaklarında zaten zabıt altına alınmış sözler. Bu sözlerin tutulmaması üzerine hem özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler hem de mülakat mağduru öğretmenler bir araya gelerek tekrar mücadele etmek zorunda kaldı.

  • Taleplerinizden biri taban maaş konusu. Taban maaş talebinin özü nedir? Özel sektördeki Öğretmenler bugün hangi koşullarda çalışıyor?

Taban maaş talebinin tarihsel bir arka planı var. 1965 yılından 2014 yılına kadar Türkiye’de uygulanan bir madde. Dönemin Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9. maddesinde geçen bir koşul ve aynı zamanda hak. Neden koşul diyorum? Çünkü işverenler buna uymak ya da bunu bilerek sektöre dahil olmak durumunda.

Şimdi bunun olmadığı koşullarda atama sayısının azaldığı, kamuda tasarruf politikası olarak görünen öğretmen emeği nihayetinde ucuz iş gücü olarak değerlendiriliyor. Asgari ücret koşullarında ve saat ücretli olarak çalışan on binlerce öğretmen var.

Taban maaş sadece bir ücret meselesi de değil. Yani ücretin yükselmesi, mevcut koşulların yükselmesi anlamına gelmiyor. Şöyle bir garantörlüğü de var: Biliyorsunuz süreli iş sözleşmesiyle çalışıyoruz ve süreli iş sözleşmesi neticesinde mayıs-haziran aylarında öğretmenlere bir sonraki dönemin ücreti teklif ediliyor. Aslında bu bir teklif de değil, bir dayatma. Bir zarfla ulaştırılıyor öğretmene ve orada sizin bir sonraki dönem alacağınız ücret yazılı, yazılı ama siz bu ücret üzerine pazarlığa giremiyorsunuz ya da bunu kabul etmediğinizde doğrudan işten çıkartılmış oluyorsunuz ve istifa etmiş sayılıyorsunuz. Geri dönük haklarınızı kaybediyorsunuz. Sendikal yetkinin, toplu iş sözleşmesinin olmadığı bir ücret pazarlığının -tırnak içerisinde pazarlığın- olmadığı koşulda taban maaş uygulaması aynı zamanda yılda iki defa bir ücret yükselişinin de garantisi anlamına geliyor.

  • KPSS’de yüksek puan aldığı halde elenen 1611 öğretmenin durumu ne tam olarak?

Yani eğitim politikalarının öğretmen emeğine yönelik, öğretmenlerin çalışma biçimine, istihdam edilme şekline yönelik zaten sorunlar ortadaydı. Öğretmenler hem birkaç kademeye hem de farklı alanlarda, farklı eğitim alanlarında eşit olmayan uygulamalara maruz kalıyordu, hâlâ kalıyor. 1600 öğretmenin durumu da aslında beklenen, olacağı düşünülen, Öğretmenlik Meslek Kanunu görüşmelerinde de ‘bu mülakat yapılmasın, bunda muhakkak hatalar, yanlışlar olacak’ denilen bir sürecin sonunda gelişti. 1611 öğretmenin mağdur olduğu sistem, birbirinden farklı komisyon merkezlerinde, yani sınav merkezlerinde ölçeni ölçümü standart olmayan, işte jüri tarafından kimi yerlerde KPSS puanıyla eşit bir mülakat puanı verilen ve ‘hayırlı olsun’ denilen bir düzen yarattı. Kimi yerlerde, kimi illerde ise KPSS puanının çok daha üstünde mülakat puanları verildi ve bu eşitsizlik, bu standartsızlık da 1611 mağdur öğretmen yarattı.

  • Mülakat mağduru öğretmenlerin açtığı davalarda alınan yürütmeyi durdurma kararlarının uygulanmaması konusunda Bakanlığa yönelttiğiniz eleştiriler neler?

Bakanlığa en büyük eleştirimiz, yani bir yaptığı hatayı kabul etmemesi, bunu bir yanlışa dönüştürmesi. Bunu bir siyasi rekabet içerisinde diğer muhalefet partileriyle onlardan gelen eleştirinin sonucunda da galip gelme ya da yenilme durumuna çevirmesi. Burada da tabii bu mağduriyetin herkes tarafından anlaşılır olduğu, adaletsizliğin göründüğü ve mülakat mağduru öğretmenlere ‘Haklısınız, haklısınız’ denildiği yerde Bakanlık hâlâ iradi bir tutumla bir inatla bu süreci götürüyor. Yürütmeyi durdurma kararları uygulanmıyor, dava sonuçlarında çok az bir öğretmen ataması yapıldı, hakkı geri verildi. Bu da şöyle bir şey aslında… Mücadelenin durdurulması, sönümlendirilmesi için dava yoluna yönlendirildi öğretmenler ve dava açan birçok öğretmen aslında hak ettiği sonuçları alamadı, adaletle buluşamadı. Göstermelik olarak bazı öğretmenler, arkadaşlar göreve başladılar.

  • Hükümet seçim döneminde mülakatın kaldırılacağı yönünde söz vermişti. Gelinen noktada bu vaatle mevcut uygulama arasındaki çelişkiyi nasıl yorumluyorsunuz? Bu sözler neden karşılık bulmadı?

Bunun tam da Türkiye’deki seçim politikaları ve kitlelerin, geniş yığınların oyunu almak için verilen sözler olduğu burada ortaya çıkıyor. Yani on binlerce öğretmen nihayetinde mülakata girecekti. Söz konusu olan sadece 1611 öğretmen değil. Ve bu sözler ağızdan çıkan, basına yansıyan, dönemin Eğitim Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın sözleriydi. Ama yeni Eğitim Bakanı kendisini kurumsal düzeyde ideolojik referans olarak gördü. Bunu uyguladı. Yani burada hedef sadece öğretmenin geliştirilmesi ya da eğitimin çıkarları doğrultusunda bir öğretmen profili, niteliği yaratmak değil; sistemin ihtiyaçları doğrultusunda ve özellikle de ideolojik ihtiyaçları doğrultusunda bir mülakat sistemiydi. Ve bu mülakat sisteminin de yanlış olduğunu, hatalı olduğunu, adaletsiz sonuçlarla insanları karşılaştırdığını herkes şu an görüyor. Biz, daha önce verilen sözleri hatırlattık ve bununla birlikte 14 Haziran’da büyük bir mücadeleye başlayacağımızı duyurduk. Ve 14 Haziran’a kadar da bir bakıma Eğitim Bakanlığı’na bir süre verdik. Yani daha önce verilen sözlerin hayata geçirilmesiyle ilgili adımların atılacağı bir ara süre. Ama bu yapılmadı, karşılık bulmadı.

  • Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş talebi ile mülakat mağduru öğretmenlerin atama talebi nasıl ortak bir mücadeleye dönüştü?

Tabii bu aslında birbirine benzer süreçler. Çünkü sözleri verenler, muhataplar aynı; taban maaş talebiyle mülakat mağduru öğretmenlerin atama talebi… Ve sendikamız tabii tüm güvencesiz öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin sendikası. Burada resmi üyeliğe sıkışmayan bir hattımız var. Mülakat mağduru öğretmenlerin mücadelesi 1,5 seneye dayanıyor. Biz arka planda bu mücadeleyi örgütleyen en önemli özneyiz. Çünkü mülakat mağduru öğretmenlerin arasında bizim üyelerimiz var. Yani özel öğretim kurumlarında çalışan, kurslarda çalışan üyelerimiz var. Ve bu üyeler mülakat mağduru oldular. Olduktan sonra da bir mücadele başladığında bu mücadelenin yönünü belirleyen, içeriğini belirleyen, alınacak tutumu ve gidişatı belirleyen bir rol aldılar, sendikanın da aracılığıyla. Sendika burada bu zamana kadar bu mücadelenin, yani mülakat mağduru öğretmenlerin mücadelesinin genişlemesi ve kendi özgünlüğü içerisinde ilerlemesi için kurumsal olarak kendisini arka planda tuttu. Şimdi, taban maaş talebi zaten sendikanın ana taleplerinden bir tanesiydi. Bir değerlendirme yaptık arkadaşlarla birlikte. Tabii mülakat mağduru öğretmenler arasında sendikayı uzaktan tanıyan, gözlemleyen, sendikanın da bir şekilde onlara kendisini tanıtması gerektiği bir durum vardı. Bu da çeşitli toplantılarla bu süreç öncesinde yapıldı. Ortak komisyonlar toplandı, birim faaliyeti örgütlendi. Sürecin çıkarımları yapıldı; ilgili Bakanlıklar, verilen kanun teklifleri, bu kanun teklifinin nasıl içeriğinin revize edilebileceği, taleplerin yan yana sıralandığında iki kesimi de iki kitleyi de nasıl birleştireceği… Aslında iki kitlenin artık bir bütün olduğu ifade edildi ve bu şekilde şu an hareket ediyoruz sendikanın çatısı altında.

  • Polis müdahaleleri sırasında siz de gözaltına alındınız. Yine öğretmenlerin kaldığı otelin çevresinin polis tarafından ablukaya alınması ve insanların otelden çıkmasının engellenmesi kamuoyuna yansıdı. Öğretmenlerin eylemlerine dönük bu sert tutumu nasıl yorumluyorsunuz?

Yani 14 Haziran’dan bu yana burada ciddi müdahaleler söz konusu, bir baskı var. Abluka her daim hissediliyor. Bir mücadele ya da bir eylem kararı alındığında ablukanın düzeyi arttırılıyor. Şimdi bunu hem sendikanın bu mücadeledeki kararlılığının karşılığı olarak görüyoruz hem de anti-demokratik bir tutum olarak nitelendiriyoruz. Bununla birlikte bizim görüntümüz, yani sendikanın, kitlesinin görüntüsü, özel sektörde çalışan öğretmenler, mülakat mağduru öğretmenler, aileler gerçekten bir halk görüntüsü. Bu görüntünün yan yana gelmesini istemiyorlar. Çünkü ideolojik kodlar, siyasi kodlar bizim tarafımızdan, kırılmış durumda. Bunu aslında kendileri de şu an kabul ediyorlar. Denediler yani, görüntümüzü, birlikteliğimizi dağıtmak ve özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerle mülakat mağduru öğretmenleri ayırmak için bazı denemeler yaptılar. Bu da mümkün değil çünkü iki kitle bir bütün.

Yani, burada hükümet ve özellikle Eğitim Bakanlığı – Eğitim Bakanlığı daha da burada bu düzeyi yüksek tutuyor– gerçek anlamda militan ve onların çok sık kullandığı kavram üzerinden konuşacaksak marjinal bir tutum alıyor. Marjinal diyoruz, çünkü aslında fikirleri, düşünceleri ve kendi eylemlerinin dar bir eylem, azınlık olduğunu düşünüyoruz. Çünkü toplumun geniş kesimleri öğretmenlerin mücadelesinin yanında. Militan diyoruz, çünkü bu kadar hak talebi ve haklılık herkesin hak verdiği bir şeyde, bir mücadelede talepler de ortadayken, verilen sözler de ortadayken bunları yerine getirmeyen ve bunun karşısında da sert önlemlerle, bir umursamazlıkla ve kararlılıkla –tırnak içerisinde kararlılıkla– hareket etmesi, onu öğretmenler karşısında, toplum karşısında militan bir yere koyuyor.

  • Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi kararı aldınız. Neden böyle bir karar aldınız? Öğretmenlerden ve halktan gelen tepkiler nasıl?

Açlık grevi kararı almak zorunda kaldık. Çünkü biz buraya Ankara’ya geldiğimizden bu yana bize her şey yasak. Yani Güvenpark yasak, Eğitim Bakanlığı önü yasak, Meclis’in önü yasak, Kurtuluş Parkı yasak. Bununla birlikte işte kaldığımız otel abluka altına alındı ve sürekli bir gözaltı furyası, ailelerimiz yerlerde sürüklendi. Talebimizi duyurmak istiyoruz, muhataplarla görüşmek istiyoruz. Hem taleplerimiz bastırılmaya çalışılıyor hem mücadelemiz engellenmeye çalışılıyor. Artık gerçekten son olarak, mecburi bir mücadele biçimi olarak açlık grevine çevirmek durumunda kaldık.

Öğretmenlerden gelen tepki tabii ki sahiplenme düzeyinde. İş yerlerinden de açıklamalar var. Bununla birlikte üyelerimiz süreci hem takip ediyorlar hem de illere yaymaya çalışıyorlar. Mesai saatleri tabii burada engel, bu Ankara merkezli verilen mücadele açısından da düşünecek olursak böyle. Ama buna rağmen ciddi, nitelikli, hareket becerisi yüksek, bir kapasitesi var, mücadele gücümüz var. İllerden arkadaşlarımız buraya geliyorlar. Geri dönmek durumunda tabii mesailerde olduğu için geri dönmek durumunda olan arkadaşlarımız var ama biz zaten bu süreci planlayarak başlattık. Toplumun desteği yüksek, illerde açıklamalar oluyor, yürüyüşler oluyor, yerellere yansıyan bir mücadele söz konusu. Yani burada sadece Ankara’da sendika önüne sıkıştırılamayacak olan, bunun çok daha ötesinde bir destek ve dayanışma var. Bu tabii bizi mutlu ediyor.

  • Eğitim Bakanlığı ile şu an herhangi bir görüşme kanalı açık mı?

Eğitim Bakanlığı ile şu an bir görüşme kanalı açık değil. Eğitim Bakanlığı daha önce de bu işi Meclis’e havale ediyordu. Bununla ilgili de zaten sözleri vardı fakat bizim deneyimlerimiz zaten burada Eğitim Bakanlığı’nın, özellikle Yusuf Tekin’in ciddi bir bariyer olması.

Meclis içerisinde elde ettiğimiz aşamalar, yani bize verilen resmi sözler, bu sözler verilmemiş gibi, ciddi bir şekilde manipüle edilerek oyalama politikalarıyla Eğitim Bakanlığı tarafından rafa kaldırılıyor, sönümlendiriliyor ya da böyle bir şey yokmuş gibi davranılıyor.

Meclis’in de söylediği şey, Bakanlığın inisiyatifinde geliştiği. Yani iki tarafında işin sorumluluğundan kaçtığı bir durum söz konusu. Tabii takip ediyorsunuz, şu an Meclis’te ciddi bir yarılma var. Bu yarılmanın içerisinde öğretmenlerin talepleri toplum nezdinde de sadece Meclis açısından bakmayalım, çoğunluk içerisinde. Hükûmetin, Eğitim Bakanlığı’nın bu gözle bakması onlar açısından da isabetli olacaktır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sorun dinin ataerkil yorumunda

Sonraki Haber

Bu işte futbol topunun hiç suçu yoktu!

Sonraki Haber

Bu işte futbol topunun hiç suçu yoktu!

SON HABERLER

Kanın ve gözyaşının olmadığı bir dünya

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Kürt özgür olmadan Türk, Türk özgür olmadan Kürt özgür olamaz

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Kürt halkının direnişi ve sürecin yeni aşaması 

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Meşhur küçülmek

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Bu işte futbol topunun hiç suçu yoktu!

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Öğretmene her şey yasak

Yazar: Yeni Yaşam
21 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır