Kerbela’yı doğru anlamak, yalnızca tarihsel bir olayı kavramak değildir; aynı zamanda günümüzde süren benzer zihniyetleri de anlamaktır. Bu nedenle Kerbela’yı sadece Yezid ile Hz. Hüseyin arasında yaşanmış bir çatışma olarak görmek eksik bir yaklaşımdır
Ergin Doğru
İnsanlığın gelişim süreci kolay olmamıştır. Barbarlıklarla dolu, büyük acıların yaşandığı dönemlerden geçerek bugüne gelinmiştir. Ancak buna rağmen insanlık hâlâ büyük sorunlarla mücadele etmektedir. Bu nedenle bugünü anlamak için tarihsel yaşanmışlıkları doğru okumak büyük önem taşır. Bir yönüyle bugün, dünün içinde gizlidir.
Uygarlıkların doğduğu ve insanlığın gelişimine büyük katkılar sunan kadim Mezopotamya, aynı zamanda büyük acıların da coğrafyası olmuştur. Bugün bölgede yaşanan kaosun, çatışmaların ve acıların kökleri de bu tarihsel birikimde saklıdır. İktidar hırsının yarattığı yıkımlar ve ektiği düşmanlık tohumları, bugün hâlâ etkisini sürdürmektedir.
Bu tarihsel acıların en çarpıcı örneklerinden biri de Kerbela’dır. Kerbela, Muhammed sonrası ortaya çıkan iktidar mücadelelerinin bir sonucudur. Halifelik döneminde başlayan ve Muaviye bin Ebu Süfyan ile Ali bin Ebu Talib arasındaki gerilimle derinleşen bu çatışma, İslam dünyasında büyük bir ayrışmaya yol açmıştır. Bu sürecin devamında Yezid bin Muaviye’nin, Hüseyin bin Ali ve beraberindekileri Kerbela’da katletmesi, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.
Kerbela’yı doğru anlamak, yalnızca tarihsel bir olayı kavramak değildir; aynı zamanda günümüzde süren benzer zihniyetleri de anlamaktır. Bu nedenle Kerbela’yı sadece Yezid ile Hz. Hüseyin arasında yaşanmış bir çatışma olarak görmek eksik bir yaklaşımdır. Kerbela, her şeyden önce bir zihniyetler çatışmasıdır.
Bir tarafta iktidarını korumak için korkuyu, şiddeti ve her türlü yöntemi meşru gören bir anlayış; diğer tarafta ise inandığı değerlere bağlı, insan onurunu, adaleti ve hakikati savunan bir duruş vardır. Hz. Hüseyin’in direnişi, bu anlamda yalnızca bir tarihsel olay değil; insanlığın eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin sembolüdür.
Kerbela, Yezid zihniyetinin dayattığı korkuya, şiddete, köleleştirmeye ve değersizleştirmeye karşı; cesaretin, vicdanın ve ahlakın savunusudur. Hz. Hüseyin’in duruşu, karanlığa karşı aydınlığın; kötülüğe karşı iyiliğin adı olarak bugüne kadar taşınmıştır.
Bugün dünyada ve bölgemizde yaşananlara baktığımızda, Kerbela’nın yalnızca geçmişte kalmadığını görmek zor değildir. Savaşlar, yıkılan şehirler, katledilen insanlar, açlık ve yoksullukla terbiye edilmeye çalışılan toplumlar, düşüncelerinden dolayı baskı gören aydınlar… Tüm bunlar, Yezid zihniyetinin farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.
Bu nedenle Kerbela’yı anmak, yalnızca bir yas tutma eylemi değildir. Kerbela’yı anmak; onun neyi temsil ettiğini anlamak ve bu değerleri bugüne taşımaktır. Eğer bugün hâlâ zulüm sürüyorsa, insanlığa düşen görev; Hz. Hüseyin’in duruşunu örnek alarak adalet, özgürlük ve hakikat mücadelesini sürdürmektir.
Günümüzün Kerbela’sında, zalimler varlıklarını sürdürürken; insanlıktan yana olanların da sessiz kalmaması gerekir. Fabrikalarda, tarlalarda, sokaklarda, yaşamın olduğu her yerde; adalet ve eşitlik mücadelesi verilmelidir.
Tarih kendini tekrar ediyorsa, herkes kendi safını belirlemek zorundadır. Ya zulmün yanında yer alarak lanetle anılanlardan olacağız ya da Hüseyin bin Ali gibi insanlığın onurunu, cesaretini ve ahlakını temsil edenlerden…
Kerbela şehitlerini anmak, ancak onların temsil ettiği değerlere sahip çıkarak mümkündür. Onları yaşatmanın yolu, zulme karşı mücadeleyi sürdürmektir.









