• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
25 Haziran 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Muhammed İnal

Siyaset Godot’yu beklerken

24 Haziran 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Muhammed İnal, Yazarlar

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” isimli eserini okuyanlar, bitirdiklerinde açık bir ‘anlamsızlık’ duygusu yaşarlar. Fakat bu, eserin anlamsız veya başarısız olmasından değil, eserin bizzat bu duyguyu oluşturmak istemesindendir. Bu piyeste iki kahraman (aslında birer tip bile değildirler) Estragon ve Vladimir, belirsiz bir zaman ve mekânda ‘Godot’yu’ beklemektedirler. Bu bekleyiş anlamsız ve ‘saçma’dır; zira Godot’nun kim olduğunu bilmemektedir okuyucu, kahramanlar da gelmesi ya da onunla buluşmak için sözleşmemişlerdir. Nerede olduğunu veya ona nasıl ulaşacaklarını bilmemektedirler. Onunla niçin buluşmak istedikleri de belli değildir. Yine de bir beklenti ile Godot’nun gelmesini ummaktadırlar; hatta böyle bir umutları bile yoktur. Bu bekleyiş halinde Estragon ve Vladimir arasındaki anlamsız diyaloglar dışında piyeste hiçbir aksiyon- olay da olmamaktadır. Bu minvalde devam eden piyes, hiçbir soruya cevap vermeden boş bir bekleyiş içinde sonlanır.

Modern dünyanın insanı nihilizme mahkum eden anlamsızlığını iyi betimlemiştir yazar. Bu sistem içinde insan amacını yitirmiştir, doğru düzgün soruları da (dertleri de) yoktur bu nedenle. Var olan soruları da oldukça anlamsız oldukları halde (Vladimir ve Estragon’un ki gibi) bunların bir cevabı yoktur. Toplumsal ilişkiler bir anlamsızlık, iletişimsizlik içinde yok olmaktadır. Beckett, bir başka yerde, insanların mahkûm kılındığı bu iletişimsizlik halini “Hiçbir iletişimin olmadığı yerde iletişim kurmaya çalışmak, maymunca bir taklit hafifliği hükmündedir ya da bir delinin mobilyayla konuşmak istemesi gibi son derece komiktir” diye izah eder.

‘Kürdistan’ sorununun çözümü için başlatılan süreçte, devlet aklının ve iktidarıyla muhalefetiyle siyasetin üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmemedeki ısrarı eğer bir piyese dönüştürülseydi, muhtemelen Beckett’in eserini geride bırakırdı; fakat çok kötü bir taklit olmaklığıyla! Çözümün gelmesi için hiçbir adım atmadan, belirsiz bir zaman ve mekânda olması beklenmektedir. Aktörlere daha yakından baktığımızda aslında çözüm için doğru düzgün niyetleri de yoktur, çözümün nerede ve nasıl şekilleneceğini de bilmiyor gibi görünmektedirler. Veya bilmezden gelmektedirler. Estragon ve Vladimir’in aptalca diyalogları gibi arada bazen devlet başkanından başlamak üzere siyasi parti liderlerinin içi boş çözüm söylemleri dışında kimse parmağını dahi oynatmamaktadır. ‘Çözüm‘, ‘barış‘, ‘demokratikleşme‘ içi boş bir beklentiye, bir Godot’ya dönüştürülmektedir.

Sadece bu sorundaki tutumları nedeniyle, sağdan sola, iktidardan muhalefete değin siyasetin ne kadar ‘siyasetsiz’ olduğunu da görme fırsatımız oldu. Siyasetin genel tanımı toplumsal sorunlara çözüm üretmek ise, şu anki durumu anti-siyaset ya da siyasetin kendini inkarı olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Zira bırakın sorun çözmeyi, yeni sorunları toplumun / halkın başına bela etmek dışında bir şey yapmamaktadırlar.

Devletli siyasetin ve o eksendeki muhalefet partilerinin ‘çözümü’ anlamsızlaştırması bir yere kadar anlaşılırdır. Zira demokrasinin, barışın, kardeşliğin yerleşmesi aynı zamanda devletli siyasetin şimdiye kadarki egemenlik ve rant alanını daraltacaktır. Sanatta, Dadaizm ve Sürrealizmin sanat yaparken özünde sanatı ortadan kaldırması gibi, bu siyaset tarzı özünde siyaseti öldürmektedir.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki bu sürecin böyle tıkanması/ tıkatılmasının tek sebebini devletli siyasetin-iktidarın ayak diremesiyle izah etmek de doğru değildir. Demokratik Kürt siyaseti de buradaki payını görmelidir. İktidarın ve diğer partilerin süreci anlamsızlaştırmalarına karşı demokratik Kürt siyaseti de doğru bir stratejiyle mücadele edemediği için aynı anlamsızlık içinde yitip gitme riskiyle karşı karşıyadır. Demokratik Kürt siyaseti, eski siyaset alışkanlıkları ve klasik politikacı formatından kurtulmadıkça, ürettiği söylemle ve daha önemlisi üretmesi gerekirken üretemediği söylemle iktidarın / diğer partilerin bu anlamsızlaştırma girişimlerine yetkin bir cevap veremeyecektir. Şu an gerçekleşen budur; Demokratik siyaset yeni bir siyasal dil, yeni bir söz üretmekte ciddi zorlanmakta, bu nedenle çoğunlukla eski dönemin söylemine, sığlaşmış bir propagandatif dile sığınmaktadır. Fakat eski söylemin iktidar tarafından zaten etkisiz kılınmış olduğu ortadadır. Eski söylem başarı üretmiş olsaydı bu durumda olunmazdı. Dolayısıyla eski retoriğe sığınmanın, yeni bir şey üretememenin iktidarın statükosunu sürdürmesine katkı olduğunu da görmek gerekir.

Şu an barışın, çözümün ve Cumhuriyet’in demokrasiyle buluşturulması sürecinin asli tarafı / aktörü olan demokratik siyasetin temel görevi, -başta iktidar ve diğer partiler- halka süreci, amaçlarını, yöntemlerini doğru aktarmaktır. Demokratik siyasetin temel sorunu halen sadece kendi dar mahallesine seslenen ve özünde aşılmış, işlevsiz kalmış eski dil ve alışkanlıklarla konuşmaya devam etmesidir. Açıktır ki Kürt halkının süreci anlama ve anlamlandırma düzeyi, siyaset kurumunun çok ilerisindedir. Sürece esas dahil edilmesi gereken Anadolu’da, Karadeniz’de, Trakya’da, Ege’deki iktidara ve diğer partilere oy veren halktır. Yoksa zaten barışı, demokratikleşmeyi isteyen ve yüksek düzeyde politik bilinç ve duruş sahibi olan Kürtlere sığlaşmış bir salon siyasetiyle barışın, çözümün ne kadar gerekli olduğunu anlatmanın “siyaset” olmadığı ortadadır. Bir katma değeri de yoktur.

Şu an sürece esas ikna edilmesi gereken, bahsettiğimiz çerçevedeki iktidar ve diğer partilerin seçmenidir, kitle tabanıdır. İktidar kendi halk tabanı tarafından ve onlar nezdinde zorlanmadıkça adım da atmayacaktır. Anadolu insanına yıllarca yalan söylendi, Kürtlerin haklarını istemelerinin bölücülük olduğu anlatıldı, Kürdün terörist olduğu, yok edilmesi gerektiği empoze edildi. Bütün iktidarlar ve partiler bunun üzerinden oy devşirdi. Bunu değiştirmenin, bu partileri çözüme zorlamanın tek yolu vardır; onların halk tabanına doğru bir tarzda ulaşmak, onları demokratikleşmenin, barışın, Kürtlere (ve diğer halklara da) haklarının verilmesinin siyaseten de, ahlaken de, dinen de neden gerekli olduğuna ikna etmektir. İki halkın tarihteki kader birliğini, Malazgirt’i, Cumhuriyet’in kuruluşunda nasıl beraber can verdiklerini, fakat akabinde nasıl inkar edildiklerini, bunun inandıkları İslam kardeşliğine de, sosyalizme de, doğru milliyetperverliğe de aykırı olduğunu bıkıp usanmadan anlatmak gerekiyor. Bunu iktidara ya da diğer sistem partilerinin insafına ve -inisiyatifine bırakmak, onlardan bunu yapmasını beklemek safdillik olur. Mesele AKP’li, CHP’li veya bir başka partinin seçmeninden oy istemek değildir. Yıllardır onlara söylenen yalanları doğruyla düzeltmek, hakikati doğru anlatmaktır. Demokratik siyasetçiler şu an Amed’de, Batman’da, Van’da değil, Yozgat’ta, Trabzon’da, Antalya’da, İzmir’de, Edirne’de olmalıdır. Öyle ki buradaki halk kendi iktidarından, kendi partisinden çözüm için demokratikleşme için adım atmasını istemelidir. “Toplumsal muhalefet” kavramının özü de budur; Tüm topluma seslenmek, her seçmenin kendi partisini çözüme zorlamasını sağlamak, bunun için parti farkı gözetmeksizin tüm halka seslenecek bir siyasal- sosyal dil tutturabilmektir.

Bunları yapmadan çözümün gelmesini beklemek, Godot’yu beklemektir. O da gelmeyecektir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kerbela: Anlamak, yaşatmak ve ders çıkarmak

Sonraki Haber

Bir ihtiyaç olarak komünal ekonomi

Sonraki Haber

Bir ihtiyaç olarak komünal ekonomi

SON HABERLER

Bir ihtiyaç olarak komünal ekonomi

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Siyaset Godot’yu beklerken

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Kerbela: Anlamak, yaşatmak ve ders çıkarmak

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

17 yaşındaki Ali’nin infazını durdurun

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Soyuttan somuta barış

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Ne deli ne veli: Dêrsim’in Budelaları

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Türkiye nükleer atık deposu mu oluyor?

Yazar: Yeni Yaşam
24 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır