• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
30 Haziran 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar M. Ender Öndeş

Bayram Balcı ya da Quarantatré

29 Haziran 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: M. Ender Öndeş, Manşet, Yazarlar

Bayram, daha karmaşık bir yolda yürüdü hep. Bir deneyim olarak söyleyebilirim; habercilikle öykücülük ya da roman yazarlığı birbirine uyar. En azından çelişmez; birinden diğerine köprüler vardır hep

 M. Ender Öndeş

Neredeyse altı ay içinde ikinci kez şu meşum yerde, Ankara’nın Karşıyaka Mezarlığı’ndaydık. Ocak ayının soğuğunda sevgili Hüseyin Aykol’u toprağa vermiştik orada; bu kez yine bir emektar vardı omuzlarımızda: Bayram Balcı.

İstanbullular genel olarak Ankara’yı sevmez. Benim özel bir takıntım yok ama mezarlık hariç. O başka bir şey. Karacaahmet görmüş biri olarak o TOKİ düzenindeki tuhaf yeri, bir sürü kapıdan oluşan labirente benzer düzenini, adeta ‘fabrikasyon’ bir sistemle törenlerin üst üste binme halini hiç sevmedim. Sevsen ne sevmesen ne, o ayrı mevzu; gidiyorsun yatıyorsun işte ve zaten o saatten sonra hikâyenin kalan bölümüne müdahil de olamıyorsun.

Benim bi’ ölmüşlüğüm var. 80’de yakalandığımda öldü diye haber gitmiş içeridekilere, cezaevi avlusunda iyi bir tören yapmışlar, “… ölmez” diye de çığırmışlar; hatta benim o törende okunan yazıyı da sonradan görmüşlüğüm bile var. Abartılıydı biraz ama fena değildi (!) Neyse işte, ikincisi olursa bir gün, mümkünse, ferah, ağaçlık filan bir yeri tercih ederim. Lafı getirdiğim yer orası.

İnsan kısım kısım. Herkesin tarzı başka. Hüseyin Hoca, başka türlü bir adamdı. En zor dönemlerde tereddütsüz Özgür Basın’ın saflarında yer aldı o da. Biraz abi, biraz hoca. Hapistekilerin dostu, yareni. Bakmayın siz, mektup gibi görünür o yazdıkları ama aslında çoğu maalesef bizim fark edip işlemekte yetersiz kaldığımız haber mevzularıydı. Hapistekilerin mektuptan başka çaresi yoktur çünkü ve bazen o anlatılanlar akıllara durgunluk verecek işlerdir. Öyle ki, Hüseyin Hoca öykü yazmaya meraklı olsa çok acayip hikâyeler de çıkarırdı oralardan.

Bayram, daha karmaşık bir yolda yürüdü hep. Bir deneyim olarak söyleyebilirim; habercilikle öykücülük ya da roman yazarlığı birbirine uyar. En azından çelişmez; birinden diğerine köprüler vardır hep. Bir haberi çalışırsın ve fark edersin ki, orada, o soğuk haber cümlelerinin arasında çılgın bir roman saklıdır aslında.

Şiir öyle değildir ama. Şiir, pek başka ortak istemez yanına. Zaman olarak da öyledir; bencilce bütün zamanın ve bütün hayatın kendisine ayrılmasını talep eder. Ama daha önemlisi, haberin kuru ve kurallı diliyle geçirilen saatler, şiirin soluğunu keser, haber metninin içinde kaldığınız sürece aklınız ve diliniz zedelenir, incinir. Bilmem şu kadar ‘N’, bilmem şu kadar ‘K’ yoktur şiirde, hiçbir reel duruma, hiçbir somut gerçekliğe uymak, onun kurallarıyla yürümek zorunda değildir, yürümez de zaten. Haber, herkesin anlayacağı, sıfır gizem taşıyan bir şey iken, şiir bazen sadece sizin evreninizde anlaşılabilecek kadar içe dönük, muğlak ve karmaşık olabilir. İyi şairlere kıskançlıktan söverim bazen ben. Edip Cansever’in “O kadar ilginçtir ki yüzü / ayakları bilmem var mıdır” dizelerini okuduğumda, “ulan bunu nasıl akıl etmiş” diye hasetten çatlamıştım mesela. Öyledir şiir. Buluşlar, icatlar dünyasıdır ve habercilikte o dünyaya pek yer yoktur. Dolayısıyla, her ikisini birden yaptığınızda, tam ortadan bölünen iki yaşamınız, iki evreniniz olur. Yani sanırım öyle olur. Yaşasa bunu sormak isterdim Bayram’a en çok. Bunu nasıl becerdiğini.

Ama yaşamıyor artık. Gerçek bu.

Bayram gibilerin (ve benim de içinde olduğum bir kuşağın) dünyasında, daha doğrusu tahayyülünde, ‘ecel’ denilen şey pek yoktur. Başka türlü düşünmüşlerdir hep o noktayı, son kez ‘şık’ bir hareket, vs… Ama işte, hayat o kadar çok rastlantıyla yürüyor ki! Bazen hedefi şaşırıp başınızın üç santim ötesinden geçen bir mermi, olmanız gereken yerde değil de başka yerde olmanız…  Mesela Nazım gönüllü olmuştur o gün şuraya gitmek için,  Ferhat Tepe’nin programı başka türlüdür de o gün değişmiştir ve bunun gibi… Can dostlarınız gider ve siz Bayram gibi geriye kalırsınız. 90’ların Urfa’sından bütün o acıları yüklenip de geriye dönersiniz…

***

Bu haftanın Arif Mostarlı köşesinde, bir yazı var. Belki bu yazıyla aynı günde yayınlanır. Carlo Suzzi’nin hikâyesi…

Dileyen Mostarlı köşesinden detayları okur. Özetin özeti şu: 1944’te Naziler, İtalya’da, Fondotoce’de misilleme için partizanlar ve köylülerden oluşan 43 kişiyi kurşuna diziyorlar. 42’si yaşamını yitiriyor ilk ateşte. Fakat biri, 17-18 yaşlarındaki Carlo Suzzi, ağır yaralansa da, yere düştükten sonra üstüne yoldaşlarının cansız bedenleri yıkıldığı için, sağ kalıyor. Hatta SS subayı, bilinen Alman titizliğiyle tabancayla tek tek ölülere ateş ediyor ve Carlo yine yaralanıyor, buna rağmen yine sağ kalıyor. Gece olunca çıkıyor cesetlerin altından, sürünerek bir köye gidiyor, iyileşiyor ve sonra hemen yeniden partizan birliklerine katılıyor. Ama bu kez Carlo olarak değil başka bir kod isimle: Quarantatré, yani 43! Katledilen 42 yoldaşını bir partizan birliği komutanı olarak kendisinde yaşatıyor.

Öyledir işte. Bazen hayat size türlü oyunlar oynar, 42’nin içinde olmazsınız da 43 olursunuz. Ucuna eklendiğiniz o şeyi hiç unutmazsınız ama.

Yol, yolcudan bile önemlidir çünkü.

Güle güle Balcı Bayram. Huzur içinde uyu.

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Fatsa’dan barış masasına: Kadir İnanır’ın eğilmeyen mirası

Sonraki Haber

Halk önderine sahip çıkıyor

Sonraki Haber

Halk önderine sahip çıkıyor

SON HABERLER

Venezuela’da depremlerde can kaybı bin 719’a yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Hukukun beklentileri: Cinsiyetleşmeyenler ve orantısız fedakârlıklar

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Carlo Suzzi, nam-ı diğer 43!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Sahte Kürtlüğün dijital korucuları

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Kendisini yöneten bir mahalle: Prosfygika Komünü

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Ontolojik sıvılaşma ve aydın yabancılaşması

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır