Kadir İnanır’ı uğurlarken ona gösterilecek en büyük vefa, geride bıraktığı adalet ve barış mirasını büyütmektir. O, yalnızca sinemanın unutulmaz oyuncularından biri değil; halkların kardeşliğine inanan, bunun bedelini ödemeyi göze alan onurlu bir aydındı
Yasin Yılmaz
Karadeniz’in asi kıyılarında, Fatsa’nın emekçi insanları arasında yetişen Kadir İnanır’ı fiziken kaybettik. Ancak o, arkasında yalnızca unutulmaz filmler değil; sömürüye, adaletsizliğe ve savaş çığırtkanlığına karşı eğilmeyen onurlu bir duruş bıraktı. Doğup büyüdüğü toprağın baş eğmeyen karakterini yaşamı boyunca taşıdı. Parıltılı spot ışıklarının arkasına saklanan bir “star” olmayı değil, halkın acısını, öfkesini ve umudunu paylaşan bir sanatçı olmayı seçti. Belki de bu yüzden yalnızca Türk halkının değil, Kürt halkının da gönlünde özel bir yer edindi; halklar arasında kurulan en güçlü vicdan köprülerinden biri oldu.
Onun sinemadaki karakterleri, bugünün yozlaşmış ekran kültürünü anlamak için hâlâ en güçlü turnusol kâğıtlarından biridir. Bugün televizyonları ve sinema perdelerini işgal eden mafya tiplemeleri; halktan kopuk, zenginliği ve zorbalığı yücelten, yoksulun sırtına basarak yükselen, uyuşturucudan çeteleşmeye kadar her türlü suçu meşrulaştırırken sonunda “devletime sadığım” söylemine sığınan karakterlerdir. Özellikle Kurtlar Vadisi ve benzeri yapımlarda yüceltilen bu tipoloji, devlet-mafya ilişkilerinin, kontrgerilla zihniyetinin ve otoriter anlayışın kültürel alandaki yansımasıdır.
Oysa Kadir İnanır sineması bunun tam karşı kutbunda durur. Onun canlandırdığı kabadayılar ve halk kahramanları, devletle ve yozlaşmış düzenle sürekli hesaplaşan, ağanın, beyin ve zorbanın karşısına dikilen, ezilenlerin yanında saf tutan karakterlerdir. Onun kabadayılığı bir suç örgütünün gücü değil; haksızlığa karşı vicdani bir özsavunma, adalet arayışıdır. Tatar Ramazan’ın “Ben bu oyunu bozarım!” haykırışı, yalnızca bir film repliği değil, adaletsizliğe karşı yükselen toplumsal bir itirazın ifadesidir.
Perdede hayat verdiği bu başkaldırı ruhu, gerçek yaşamında da onurlu bir barış savunuculuğuna dönüştü. Kadir İnanır, Kürt halkının dostu, halkların eşit ve özgür geleceğine inanan bir barış insanıydı. 2013 yılında çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alarak elini taşın altına koydu, meydan meydan barışı anlattı. Barış diyenlerin hedef gösterildiği, linç kampanyalarına maruz bırakıldığı günlerde bile geri adım atmadı. Cesaretle hakikatin yanında durdu. Bir röportajında söylediği şu sözler, bugün de önemini koruyor: “Abdullah Öcalan Kürt halkının önderidir. Bu barış sürecindeki önemini bilmemiz, kabul etmemiz lazım. Bu ülkede bulunan herkesin barışa sahip çıkması gerekir. Karşı çıkanlar bile bir gün gelecek, onlar da barışa ellerini koyacaklar.”
Aradan geçen yıllar, bu sözlerin ne kadar güçlü bir tarihsel öngörü taşıdığını gösterdi. 2013’te başlayan diyalog süreci, barış karşıtı devlet içindeki karanlık odakların müdahaleleriyle kesintiye uğradığında Türkiye yaklaşık on yıl süren ağır bir çatışma ve tecrit dönemine sürüklendi. Ancak tarih yeniden aynı kapıyı çaldı. Bugün, milliyetçi siyasetin en önemli temsilcilerinden Devlet Bahçeli’nin attığı adımlarla yeniden barış ve demokratik toplum tartışmaları gündeme gelmiş durumdadır. Bu tablo, Kadir İnanır’ın yıllar önce dile getirdiği gerçeği doğrulamaktadır. Dün barışa karşı çıkanların önemli bir bölümü, bugün kaçınılmaz biçimde aynı barış zeminini tartışmak zorunda kalmıştır.
Kadir İnanır’ın büyüklüğü yalnızca sanatında değil, bu tarihsel cesaretinde yatar. O, halkların kardeşliğine öylesine içten inanıyordu ki, ağır hastalığı sırasında bile bu toprakların geleceğini düşünmeye devam etti. İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan’a son günlerine kadar barış ve demokratik toplum sürecinin nasıl ilerlediğini sordu, gelişmeleri merak etti, umudunu kaybetmedi.
Kadir İnanır’ı uğurlarken ona gösterilecek en büyük vefa, geride bıraktığı adalet ve barış mirasını büyütmektir. O, yalnızca sinemanın unutulmaz oyuncularından biri değil; halkların kardeşliğine inanan, bunun bedelini ödemeyi göze alan onurlu bir aydındı. Fatsa’nın asi ruhunu Anadolu’nun dört bir yanına taşıdı; Türk ve Kürt halkları arasında güvenin, cesaretin ve ortak vicdanın simgelerinden biri oldu. Tatar Ramazan’ın isyanı ile barış savunuculuğu aynı yürekte buluştu. Bu nedenle Kadir İnanır yalnızca filmleriyle değil, eğilmeyen duruşu ve halkların ortak geleceğine duyduğu sarsılmaz inancıyla da yaşamaya devam edecektir.









