• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
30 Haziran 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Fikret Başkaya

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

29 Haziran 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Fikret Başkaya, Yazarlar

‘Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahât senin, demeğe de dilim varmıyor ama 

kabahâtın çoğu senin, canım kardeşim!’

Nazım Hikmet

“Bu ancak şu anlama gelebilir:

Oradan çıkmak için yol yok değil ama artık vakit,

Bugüne kadar bellediğimiz bütün eski yolları terk etme vaktidir”

Aimé Césaire

Neden bu kadar kolay yönetebiliyorlar, aldatabiliyorlar, oyalayabiliyorlar, manipüle edebiliyorlar, ülkenin varını yoğunu bu kadar kolay yağmalayabiliyor, talan edebiliyorlar?

Herhangi bir tarihsel-toplumsal olayı veya süreci, anlamak, tanımlamak, bilince çıkarmak için bir dizi neden sıralamak âdettendir. Fakat o kadarı yeterli değildir… Bir de bütün nedenler içinde asıl nedeni nedenler hiyerarşisinin başına yerleştirmek gerekir…

Türkiye’nin şimdilerde içine sürüklendiği çürümeyi, sefil durumu anlamak için yüz yıl geriye gitmek gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’nun doğrudan devamıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet kutsaldı… Onun doğrudan devamı olan Cumhuriyet rejiminde daha da kutsal… Devletin kutsal sayıldığı yerde de ‘gerisi teferruattır’ denir…

Cumhuriyetin ilanına giden süreçte emekçi halk kitlelerinin bir dahli olmadı… Esasen Cumhuriyet de ikinci ittihatçı rejimiydi… İlerleyen dönemlerde de kitlelerin sosyal-politik süreci etkilemesine izin verilmedi… Padişah’ın-Sultan’ın kulunun bir cumhuriyetin yurttaşı olması engellendi… Yurttaş bilinci olsaydı ülke bu günkü utanç verici durumda olur muydu? 1923-1946 aralığında örgütlenmek, dernek, sendika, siyasi parti kurmak yasaktı… 1946 ‘da dernek, sendika, siyasi parti kurmanın önü açıldı ama devletin istemediği örgütler hemen kapatılıyordu veya işlevsizleştiriliyordu… İktidar partisi olan CHP’den Demokrat Parti çıkarıldı. 1950 sonrasında askeri darbeler dışında insanların önüne sandık kondu ama sandıktan hiçbir zaman halk iradesi çıkmadı…

Bizde siyasi partiler devletin ve sermayenin partileridir… Tabii seçimlerde kullanılan oyun da bir karşılığı yoktu… Söz konusu olan bir seçim ve temsil yanılsamasından ibaretti… Yegâne istisna 1960 askerî darbesinden sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi idi. 1971, 12 Mart askerî darbesi tarafından kapatıldı ama kitle hareketi 1970’li yıllarda da yükselmeye devam etti… Ve asıl darbe NATO’cu, Amerikancı 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle vuruldu…

Esasen bu ülkenin geride kalan yüzyılı, kitle katliamlarının, siyasî cinayetlerin, yasakların, yok saymanın tarihidir… Bu rejim bu ülkenin en değerli şairlerini, yazarlarını, sanatçılarını, ressamlarını, bilim insanlarını, gazetecilerini, entelektüellerini katletmediği zaman hapislerde çürütmüş, aç ve işsiz bırakmış, ilticaya zorlamıştır… Katıksız halk düşmanı bir rejimdir…

Bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji de rejimin niteliğinin tartışılmasını, anlaşılmasını, bilince çıkarılmasını engelledi… Ana okulundan, üniversiteye çocukların, gençlerin bilinci bağnaz resmî tarih ve resmî ideoloji tarafından köreltiliyor… Eleştirel düşüncenin yeşermesi engelleniyor… Oldum olası Türkiye’de ‘ortalama bilinç’ yurttaş bilinci değil, misafir, mülteci, sığıntı bilincinin ortalamasıdır… Eğer ‘yurttaş bilinci’ olsaydı, bu kadar kolay yönetebilirler, aldatabilirler, oyalayabilirler, sömürebilirler, yağmalayabilirler ve talan edebilirler miydi?

Bizde siyaset, bütçeyi, hazineyi, müşterekleri (herkesin olan, herkesin kullanılmasına sunulması gerek ortak yaşam alanları ve kaynakları) yağmalama, siyasetçileri ve çevresini de zenginleştirme aracıdır… Fakat çeyrek yüzyıllık iktidarında dinci AKP döneminde bütün rekorlar kırıldı… Eğer bir süre daha iktidar olmayı başarırlarsa, geride geriye kurtarılacak bir şey kalmayacak… Gerçi, açlıkla, yoksullukla, sefaletle bir şekilde başa çıkılabilir ama doğa tahribatı bu günkü tempoyla devam ederse, toplumun geleceği kararmaya devam edecektir…

Geride kalan dönemde emekçi kitleler sosyal-politik sürece etkili müdahalede bulunamadı… Siyaset münhasıran kaşarlanmış burjuva politikacıların işi olmaya devam ettikçe başka türlü olması mümkün değildir… Buraya kadar söylediklerimden geride kalan dönemde özgürlük ve demokrasi mücadelesi yapılmadı anlamı çıkarılmamalıdır… Ödenen büyük bedeller taşı yerinden oynatmakta yetersiz kaldı… Şeylerin rotasını değiştirecek yüksekliğe çıkamadı…

Bugün artık farklı bir durumla yüzleşme zorunluluğu var… Sistemin peydahladığı sosyal kötülüklere (açlık, yoksulluk, işsizlik, sefalet, aşağılanma…) iklim krizi ve ekolojik yıkım da eklenmiş bulunuyor ki, bu yaşamın temelinin aşınması demektir… Başka türlü ifade etmek istersek, radikal bir paradigma değişikliğine, radikal bir ideolojik-politik-entelektüel kopuşa ihtiyaç var… Artık sadece yönetenleri değil, sistemi değiştirmenin gerekli olduğu zamanlardayız…

Siyaset burjuva siyasetçilerinin elinden alınıp herkesin işi yapılması gerekiyor… Bu ülkenin tüm zenginliğini üreten/yaratan emekçi halkın kendi kaderine sahip çıkmasına, şeylerin seyrini, aracın rotasını değiştirmesine bir engel yok… İrade sahibi insanlar değil miyiz? Eğer soruyu soracak yüksekliğe çıkılmışsa, cevap da uzakta değildir…

Açlık, yoksulluk, sefalet, geleceksizlik tablosu veri iken, kitle hareketi de yükselecektir… Bu eşyanın tabiatı gereği öyledir… Potansiyelin heba edilmemesi için artık sahaya çıkma zamanıdır… Başkalarından çözüm beklemek aymazlığından yakayı kurtarmanın gerekli olduğu zamanlardayız… Siyasetin herkesin işi olması gerekiyor… Velhasıl yurttaş bilinciyle hareket etmeye bir engel yok… Ellerimiz ebed-müddet armut toplamak zorunda değil…

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Sahte Kürtlüğün dijital korucuları

Sonraki Haber

Carlo Suzzi, nam-ı diğer 43!

Sonraki Haber

Carlo Suzzi, nam-ı diğer 43!

SON HABERLER

Venezuela’da depremlerde can kaybı bin 719’a yükseldi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Hukukun beklentileri: Cinsiyetleşmeyenler ve orantısız fedakârlıklar

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Carlo Suzzi, nam-ı diğer 43!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Sahte Kürtlüğün dijital korucuları

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Kendisini yöneten bir mahalle: Prosfygika Komünü

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Ontolojik sıvılaşma ve aydın yabancılaşması

Yazar: Yeni Yaşam
29 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır