Akademisyen Hamit Ekinci, ABD-Çin rekabetiyle hızlanan küresel güç kaymalarında Türkiye’nin Ortadoğu merkezli bir hatta yöneldiğini ve bir Kürt barışı sağlanmadan Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılamayacağını söyledi
ABD-Çin rekabetinin hızlandırdığı küresel güç kaymalarıyla birlikte Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisi tartışmaları öne çıktı. Yeni denklemde, Kürt aktörlüğünün bölgesel ve uluslararası alanda daha görünür hale geldiği, Kürt yapılarının hem askeri hem de diplomatik kapasitesiyle yeni düzenin önemli bileşenlerinden biri olarak öne çıktığı ifade ediliyor.
Centre for Study of States, Markets and People (STAMP) Bünyesinde araştırmacı, Doğu Londra Üniversitesinde akademisyen ve aynı zamanda Londra merkezli Centre for Kurdish Affairs’in kuruluş çalışmalarına katkı sunmuş Hamit Ekinci, Çin rekabeti ekseninde değişen ABD’nin Ortadoğu politikasını ve yeni süreçteki Kürt aktörlüğünün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hamit Ekinci, Kürtlerin artık yalnızca bölgesel değil küresel güç dengelerinin de parçası haline geldiğini söyledi. Hamit Ekinci, Washington’dan Ankara’ya, Tel Aviv’den Tahran’a uzanan yeni jeopolitik denklemde “dört parçalı Kürt aktörlüğüne” yer verilme olasılığının güçlendiğini ifade ederken, Türkiye’nin de bölgesel rolünü güçlendirebilmesi için öncelikle Kürt meselesinin barışçı bir çözüm geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
‘İran’da uygulanmaya çalışılan yaklaşım Venezuela’dakiyle aynı’
ABD’nin liberalizmi küresel ideoloji olarak öne çıkarma eğiliminden Barrack ve daha genelinde ABD Başkanı Donald Trump döneminde uzaklaşıldığını belirten Hamit Ekinci, siyasi aktörlerin geçmişine veya ideolojilerine bakılmaksızın ortak çıkarlar doğrultusunda bir araya gelme anlayışının öne çıktığını söyledi. Bunun en büyük örneği olarak Venezuela’yı işaret eden Hamit Ekinci, burada rejimin değil, iktidar partisinde kendileriyle çalışmayı reddeden bir kliğin değiştiğini hatırlatarak, İran konusunda da uzun bir süre uygulanmaya çalışılan yaklaşımın bu olduğunu belirtti.
‘Özerk yönetimin ilişkilerini iyileştirerek yararlanması son yerinde’
Suriye’de temel aktörün ABD ve İngiltere olmakla beraber Avrupa Birliği’nin de olumsuz bir rol oynadığını aktaran Hamit Ekinci, “Avrupa Birliği’nin yöneticileri Şam’ı ziyaret ederek Colani’yi meşrulaştırma yönünde çeşitli algı çalışmaları yaptılar. Bu açıdan Mazlum Ebdî’nin Avrupa turu, geç kalınmış fakat gerekli bir hamle. Suriye’deki sıkıntılar henüz çözüm noktasına gelmiş değil. Kayıt dışı ekonominin ortadan kalkmasıyla beraber Suriye’deki nüfusun yaşadığı çok ciddi problemler var. Savaştan çıkmış bir ülke, kalkınması en az 15-20 yıl alacak. Diğer taraftan Körfez ülkelerinin başta söz verdikleri kadar ellerini taşın altına koymamaları sebebiyle Avrupa ve Amerika, gelecekte Suriye’de birlikte çalışabileceği ortaklara ihtiyaç duyuyor. Özerk yönetimin de bu açıdan kapasite geliştirmesi, ilişkilerini iyileştirerek bu ilişkilerden yararlanması son derece yerinde bir karar ve eylem” şeklinde konuştu.
‘Kürtler türbülanslı bir sürece giriyor’
ABD’nin Çin rekabeti nedeniyle Ortadoğu politikasında yeni bir arayışa girdiğini dile getiren Hamit Ekinci, şunları söyledi:
“Barrack, Lübnan’da, ‘Ortadoğu’da demokratik aktörler yok, aşiretler ve çıkarları var. Her bir aşiretle teker teker uğraşmak yerine tek bir güçlü adamla uğraşmak bize güç verecek’ dedi. Bu aslında Amerika’nın Çin karşısında zayıflamakta bulunan küresel liderlik rolü ile doğrudan alakalıdır. Çünkü Amerika’nın dünyanın pek çok yerinde çıkarları varken ve dünyanın pek çok yerinde bunu korumak ve kollamak zorundayken, Çin sadece Amerika’yla rekabetine odaklanabiliyor. Bu açıdan Amerika’nın dış politikasında ciddi bir rahatsızlık söz konusu. ‘Çin bize yetişiyor, buna karşı önlemler almamız gerekir; Ortadoğu’daki, kendi yakın coğrafyamızdaki sorunları hızlıca çözmemiz kendimize bağlı liderlikler oluşturmamız gerekir’ şeklinde bir eğilim var. Fakat bu eğilimin çalışmadığı yerler de var. Örneğin Kürdistan gibi. Kürdistan’ın hem batısında hem güneyinde Kürt idareleri, kendi iç yapıları açısından merkezi rejimlerden çok daha ileride bir kapasiteye sahip. Bu kapasite hem askeri hem de toplumsal örgütlülük açısından ifade sahibi. Ve Amerikan dış politikası açısından bu ortaklıktan vazgeçmek çok kolay olmayacak. Amerikalı diplomatlarla ve dış işleri yetkilileriyle, özellikle güvenlik bürokrasisi ile konuşulduğunda Kürtlerin durumuyla alakalı çok ciddi rahatsızlıkları olduğunu ve Trump politikasının özünde realist görünse de aslında realist olmadığını çünkü saha gerçekleriyle örtüşmediğini vurguluyorlar. Bu açıdan Kürtler türbülanslı bir sürece giriyor. Merkezi hükümete dahil olmak Irak ve Suriye gibi çökmüş devletler için Kürtlere bir gelecek getirmeyecektir. Bunlarla ilişkilerini iki eşik gibi yürütebilirler fakat Güney Kürdistan yönetimini ya da Rojava yönetimini merkezi hükümetlerin altında konumlamak, askeri ve ekonomik özerkliklerine izin vermemek pek çoklarının belirttiği gibi bence Amerikan ve Batı dış politikasına da hizmet ediyor değil. Bu hesaplama hatalıdır.”
‘Kürtleri baskılayan devletler de barış için adım atmak zorunda’
Hamit Ekinci ayrıca Kürtlerin bu süreci atlatmasının ardından dünya politikasının Trump sonrası bazı değişimlere açık olduğunu ve hem risklerin hem de fırsatların bulunduğunu ifade ederek, “ABD, birlikte çalıştığı devletlere büyük güvenlik garantileri vermek istemiyor, daha çok gündelik ilişkiler üzerinden yürütüyor. Bugüne kadar Kürtleri baskılayan devletler, çoğunlukla ABD’nin göz kapatmasıyla çoğu zaman ise doğrudan destek vermesiyle Kürtleri baskılamayı ve Kürtlere yaşadıklarını yaşatmayı muktedir oldular. Bundan sonra bu kadar kolay işlemeyeceğini söyleyebiliriz. Bu devletler için de güvenlik riskleri ciddidir, onlar da iç ve bölgesel barış yönünde daha ciddi adımlar atmak zorundadırlar” dedi.
Küresel güçlerin daha fazla ve daha doğrudan dahil olduğu bir sürece doğru gidildiğini belirten Hamit Ekinci, “Yani Kürt hareketleri, artık Ankara ile Diyarbakır arasında değil; Washington, Ankara, Tel Aviv, Tahran, Bağdat ve Şam arasındaki bir denklemin içerisinde ve oyun kurmak durumunda” diye kaydetti.
Kürt aktörlerin hem Irak hem Suriye’de hem de Türkiye’nin içerisinde güvenlik üreten bir aktör olarak ön plana çıktığını söyleyen Hamit Ekinci, “İran’daki savaş dalgasına doğrudan dahil olmayarak son derece makul aktörler olduklarını, siyasal aktörlük oluşmadan kimsenin maşası olarak kullanılmayacaklarını tüm dünyaya göstermiş oldular. Diğer taraftan Kürt diasporasındaki değişimler, eğer profesyonel bir lobi aşamasına çıkarsa bunun da sonuçları olacaktır. Bu açıdan Birleşmiş Milletler’de gözlemci statüsünün tartışılıyor olması ve KNK’nin NATO liderlerinden Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüne destek isteyen yaklaşımı son derece önemli bir dil değişikliğine işaret etmektedir” diye konuştu.
‘Türkiye’nin öncelikli gündemi Kürt sorunu’
Türkiye’nin de süreçteki konumuna ilişkin konuşan Hamit Ekinci, Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşme eğiliminden uzaklaşarak Ortadoğu merkezli bir hatta yöneldiğini ve bir Kürt barışı sağlanmadan Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılamayacağını söyledi. Hamit İsrail ve olası İran rekabetine de dikkat çekerek, Türkiye’nin konumuna ilişkin şöyle konuştu:
“Bu rekabet ortamı içerisinde Türkiye’nin öncelikli gündemi Kürt sorununun ülke içerisinde çözümü ve ardından diğer Kürt parçalarıyla da yapıcı ilişkiler kurmak olmalıdır. Güney Kürdistan’la ilişkisi bu anlamda uzun bir süre adı konmayan bir federasyon gibi tartışıldı. Fakat Türkiye’nin güvenlikçi kodlarına geri dönmesiyle beraber tekrardan ciddi problemler yaşandı. Bu açıdan da birbirine karşılıklı bağımlılığının, enerji ve lojistik koridorlarının tartışıldığı bir düzlemde Türkiye, Kürt sorununu çözmek durumundadır.”
Haber: Deniz Karabudak \ MA









