• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
7 Temmuz 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Savaş ABD hegemonyasının sınırlarını gösterdi

7 Temmuz 2026 Salı - 00:00
Kategori: Manşet, Ortadoğu, Söyleşi

Ortadoğu uzmanı Profesör Abbas Vali ile ABD-İsrail ile İran savaşının etkilerini ve sonuçlarını konuştuk:

İsrail’in çok spesifik hedefleri olmasına rağmen, ABD çok net değildi. Stratejik olarak ABD tam olarak ne istediğini bilmiyordu. İsrail bu savaşın ana kaybedenidir. İsrail, İran’daki altyapı tesislerini vurmak dışında hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı

 İran’ın bu bombalamaya karşı gösterdiği direnç ve Hürmüz Boğazı’nı bloke etmesi, savaşın stratejik hesaplarını değiştirdi. Bu bize çok önemli bir şey gösterdi: Ortadoğu’daki ABD hegemonyasının stratejik sınırları gözler önüne serildi 

Burada bir paradoks var: İran askeri olarak yenilmiştir. Burada tartışılacak, şüphe duyulacak bir şey yok. Ama İran savaşı stratejik olarak kazandı. İşte durum bu; askeri olarak yenilmiş ama stratejik olarak savaşı kazanmış bir ülke. Paradoks budur

Hüseyin Kalkan 

Prof. Abbas Vali, siyaset ve Ortadoğu politikaları konusunda dünyanın önde gelen uzmanlardan birisidir. Vali, bölgeyi sadece siyasi olarak analiz etmeye kalmıyor, egemenlik ilişkileri konusunda da incelemeler yapıyor. Vali, ABD-İsrail’in İran ile savaşı ve bu savaşta Kürtlerin konumuna dair sorularımızı yanıtladı. İki gün boyunca yayınlayacağımız bu söyleşinin gerçekleşmesinde arkadaşlarımız Cansu Çeboğlu ve Nilsu Çeboğlu’nun önemli katkıları oldu. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Abbas Vali’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

  • ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşın bir anlaşmayla sonuçlandığı açıklandı. Ancak yorumlar, özellikle ABD ile İsrail arasında ciddi anlaşmazlıklar olduğunu ve mevcut durumun son derece kırılgan olduğunu gösteriyor. Sizce bu savaş neden patlak verdi, temel karakteri neydi? Ve gerçekten bitti mi? Mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu savaş bitti ama bir anlaşmayla değil. Bir mutabakat zaptı ile sona erdi. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki bir mutabakatla. Ve bu mutabakat zaptının 60 gün boyunca yürürlükte kalacağına dair bir anlaşma var. 60 gün sonra, eğer her şey yolundaysa, durumu gözden geçirecekler ve bir anlaşmaya doğru ilerleyecekler.

Yani bu sadece bir mutabakat. Ancak gerçekte, iki tarafın, yani ABD ve İran’ın, endişe duyulan temel konularda bir anlaşmaya vardığı görülüyor. Fakat şu anda iki taraf arasında devam eden müzakere, ilk başta savaşa yol açan konularla ilgili değil.

Şu anda iki taraf, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla ilgili konularla ilgileniyor. Ve bu şu anda müzakere ediliyor, sanırım Hürmüz Boğazı’nı açmayı kabul ettiler. ABD’de buna karşılık, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bloke etmesinin ardından İran’a uygulanan askeri ablukayı kaldırmayı kabul etti.

Ancak bu savaşın neden patlak verdiği sorunuza geri dönersek: Bu savaş görünüşte İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul etmemesi nedeniyle çıktı. ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programından vazgeçmesini istiyordu. Kamuoyuna söylenen gerekçe buydu.

Fakat gerçekte hem ABD hem de İsrail, İran’ın askeri nükleer silah üretecek durumda olmadığını biliyordu. Trump, ilk başkanlığında, İran ve Amerika’nın imzalamış olduğu anlaşmayı geçersiz kılmıştı. O anlaşmaya dayanarak İran’ın uranyumu yüzde 3 veya 4 seviyesine kadar zenginleştirmesine izin veriliyordu. Ancak o anlaşma Trump tarafından yırtıldıktan sonra ne olduysa oldu; İran uranyumu yüzde 60 ila 65 gibi çok daha yüksek bir derecede zenginleştirmeye başladı ki bunu silaha dönüştürmek son derece kolaydır. Sorun buydu.

  • Savaşta ABD ve İsrail’in stratejileri arasında bir fark var mıydı?

İsrail ve ABD’nin bu savaştaki hedefleri farklıydı. Bu hedefler başından beri aynı değildi. İsrail doğrudan İran’ın yıkılmasını, altyapısının yok edilmesini, İran devletinin çökmesini ve Suriye’dekine benzer bir durumun ortaya çıkmasını istiyordu. Ve elbette böyle bir durumda İran hükümeti hayatta kalamayacaktı. ABD’nin benzer hedefleri yoktu. ABD, İran’ı nükleer silahlardan vazgeçmeye, ABD’nin bölgedeki üstünlüğünü kabul etmeye, balistik füze programından vazgeçmeye ve Suriye, güney Lübnan, Irak ve Yemen’deki vekil güçlerini finanse etmeyi bırakmaya zorlamak istiyordu. ABD, İran’da bir rejim değişikliğiyle o kadar da ilgilenmiyordu.

Yani temel olarak olan şuydu: İsrail’in sadece askeri güçle elde edilebilecek çok spesifik, iyi tanımlanmış hedefleri olmasına rağmen, ABD çok net değildi. ABD’nin savaştaki konumu “stratejik belirsizlik”ti. Stratejik olarak ABD tam olarak ne istediğini bilmiyordu. Trump’ın savaş sırasında yaptığı çok farklı açıklamalardan da bunu görebiliyorduk. Dolayısıyla, İsrail’in net hedefleri varken, ABD’nin stratejik vizyonundaki belirsizlik savaşın içinde şekil değiştirdi.

Dönüm noktası, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bloke etmeye karar vermesiyle yaşandı ve bu ABD’nin stratejisini değiştirdi. Geçtiğimiz 14 Haziran’da başlayıp 26 Haziran’da sona eren 12 günlük bir savaş yaşandı. Daha sonrasındaki 40 günlük savaş süresince İran neredeyse 3.000 kez bombalandı. Ve bu ciddi bir sorundu ama İran direndi.

İran’ın bu bombalamaya karşı gösterdiği direnç ve Hürmüz Boğazı’nı bloke etmesi, savaşın stratejik hesaplarını değiştirdi. Bu bize çok önemli bir şey gösterdi: Ortadoğu’daki ABD hegemonyasının stratejik sınırları gözler önüne serildi.

  • Savaşın Arap ülkelerine ve ABD ile iilişkilerine yansıması nasıl oldu?

ABD, İran’ın Ürdün, Dubai, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi Arap ülkelerindeki üslerine ve ayrıca İsrail’e saldıracağını düşünmemişti. İsrail için sorun yoktu çünkü İsrail zaten savaştaydı; ancak ABD’nin müttefiki olan Arap ülkeleri böyle bir savaşa hazırlıklı değildi.

ABD hegemonyasının stratejik sınırlarını gösterdi derken şunu kastediyorum: Son 30 yıldır ya da daha uzun süredir bu Arap ülkeleri koruma karşılığında ABD’ye para ödediler. Silah satın aldılar, ABD’ye yatırım yaptılar, ABD planlarını kabul ettiler. Ama şimdi saldırı altındalardı. ABD ise bırakın Arap ülkelerini korumayı; bu ülkelerdeki kendi askeri üslerini bile koruyamıyordu.

Bu durum aniden savaşın hesaplarını değiştirdi. Bir tarafta devasa askeri güce sahip bir hegemon -ABD- var, diğer tarafta ise 3.000 kez saldırıya uğramış fakat tüm saldırılara rağmen stratejik bir konumu işgal eden bir devlet, yani İran var.

Amerika’nın bu denklemi değiştirmek için tek bir seçeneği vardı ve İsrail bunu zorluyordu: Kara harekatı. Fakat kara harekatında çok sayıda askerin bölgeyi işgal etmesi gerekiyordu. Ancak askeri stratejistler için bu intihar demekti. Çünkü İran, Irak değildi. İran, Avrupa’dan (AB ülkelerinin toplamından) beş kat daha büyük, 95 milyonluk nüfusa sahip ve muazzam kaynakları olan devasa bir ülkedir.

Ayrıca İran’a askeri olarak karadan saldırmak, İran ile dost olan Çin ve Rusya gibi güçlerin sessizliğini bozabilirdi. O ana kadar İran’a askeri olarak yardım etmemişlerdi. Çin ve Rusya’nın her ikisinin de İran’a güvenlik istihbaratı sağladığı söyleniyordu. Bunu kesin olarak bilmiyoruz, ama kesin olan şey İran’a silah sağlamadıklarıydı. Ancak karadan saldırma durumunda ABD biliyordu ki Çin ve Rusya, İran’a askeri olarak yardım etmeye başlayabilirdi.

  • Peki İran açısından savaşın seyri ne oldu?

Burada bir paradoks var: İran askeri olarak yenilmiştir. Burada tartışılacak, şüphe duyulacak bir şey yok. İran askeri olarak saldırıya uğradı, kendini savunamadı. İran’ın uçaksavar ya da hava savunma sistemleri yok oldu. Ama İran savaşı stratejik olarak kazandı. İşte durum bu; askeri olarak yenilmiş ama stratejik olarak savaşı kazanmış bir ülke. Paradoks budur.

Şimdi ABD bu gerçekle uğraşıyor. Bu savaşın asıl nedenleri olmayan konular üzerinde İran’la müzakerelere başlamayı kabul etmek zorunda kalıyor. Şu anda gerek Katar’da, gerek Pakistan’da, gerekse Cenevre’de, Pakistanlıların ve Katarlıların katılımıyla devam eden tüm müzakereler, savaşın yarattığı sorunlarla ilgilidir ki bu sorunlar savaştan önce mevcut değillerdi.

ABD’nin şu ana kadar söyleyebildiği tek şey: “Evet, İran’ı nükleer silah üretmemeyi kabul etmeye zorladık”. Ama bu, en başından beri İran’ın savunduğu pozisyondu; inansalar da inanmasalar da İran bu pozisyonu savunuyordu. ABD ve İsrail bunu kabul etmese de şimdi temelde savaşın yarattığı konular, müzakereler üzerinde çalışıyorlar. Ve bu maddelere göre İran’ın petrol ihraç etmesine izin verilecek; ABD, Katar, Çin ve Kore bankalarındaki İran paraları serbest bırakılacak. Bu da İran’ın kendini yeniden inşa etmesi için kaynaklara sahip olmasına izin verileceği anlamına geliyor.

  • Trump, savaşın İran’da rejim değişikliği yarattığını söylüyor. İran’da rejim değişti mi?

Savaşın İran’da rejim değişikliği değil, liderlik değişikliği için bir zemin yaratmış olmasıdır. Trump, İran’da rejimin değiştiğini söylemekle hata ediyor; rejim değişmedi, ideoloji değişmedi. Liderlik değişti. Ve bu savaş, İran liderliğindeki askeri gücün konsolidasyonuna, yani pekişmesine yol açtı; şu anda İran’daki güç bloku tamamen askeriyenin kontrolü altındadır.

Askeriye üstünlüğü ele geçirdi ve gücü kontrol ediyor. Ayrıca rejim içindeki muhalefeti tasfiye edip konumlarını pekiştirmek için harekete geçtiler. Başka bir deyişle, bu savaş İran askeriyesinin siyasi yapıya egemen olmasına yardımcı oldu. Yani şu anda İran’da temelde olan şey bir askeri devlettir. Onlar tarafından yönetiliyor, onlar tarafından organize ediliyor ve onlar tarafından yönlendiriliyor.

  • Peki savaş İsrail’i nasıl etkiledi?

İsrail’e dönersek; İsrail temelde bu savaşın ana kaybedenidir. İsrail, İran’daki köprüleri, fabrikaları ve bazı altyapı tesislerini vurmak dışında hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı. İran, Ortadoğu’da İsrail’e karşı durabilecek ve ABD’ye “hayır” diyebilecek bir güç olduğunu kanıtladı. Şimdi, bu durum Ortadoğu’da çok önemlidir; çünkü ilk kez gerçekleşiyor. Artık pek çok insan İran’a gıpta ile bakıyor. Arap ülkelerindeki halklar İran’a bakıyor ve şu fikri öğreniyor: Eğer ABD gücüne, İsrail’in askeri gücüne direnirseniz, başarılı olabilirsiniz. Bu, bu savaşın bir bakıma Ortadoğu halklarına (hükümetlere değil, temelde halklara) verdiği önemli bir derstir. Çünkü bu halklar onlarca yıldır aktörlerin İsrail ile çatışmaktan kaçındığını görüyorlardı. Şimdi ise yeni bir şey yaşandı.

  • Savaş İran içinde nasıl etkilere yol açabilir, mevcut rejim olduğu gibi devam mı eder?

Bölgesel ve uluslararası durum bu şekildeyken, diğer taraftan İran’daki askeri gücün pekişmesi nedeniyle İran’da ne beklenmelidir? Siyasi sürecin bir tür liberalleşmesini beklemeyeceğiz; siyasi sürecin açılmasına tanıklık etmeyeceğiz. İran’ın içinde göreceğimiz şey, kaynaklara erişimi olan, petrol satabilen, ordusunu yeniden inşa edebilen otoriter bir askeri güç olacaktır. İran iki savaştan (12 günlük ve 40 günlük savaş) geçmiş olmasına rağmen, devletin baskı aygıtları; yani Seferberlik Kolordusu (Besic), Devrim Muhafızları ve polisteki özel kuvvetlerin hepsi yerli yerinde duruyor.

Dolayısıyla, karşımızda tüm baskı kurumlarını ve uygulamalarını kontrol eden otoriter bir rejim var. Yani bu savaş İran’ın güç yapısı için iyi bir haber; ancak bu savaşın gerçekleşme biçimi İran halkı için kötü bir haberdir. Örneğin, bu yeni askeri hükümetin sadece hasarları onarmaya yöneleceği, verilen parayı bir şekilde ekonomik ve mali krizle başa çıkmak için kullanacağı, ancak halk için siyasi bir açılım, liberalleşme veya demokratikleşme sağlamayacağı çok açık. Örneğin, İran’daki Kürt sorununun şu anda eskisinden çok daha zayıf bir konumda olduğu çok açıktır. Kürt siyasi güçleri önemli ölçüde daha zayıf pozisyondadır; çünkü savaşa katılmamış olmalarına rağmen, herkes gibi onlar da bu savaşın bir açılım getirebileceğini düşünmüşlerdi, ancak o açılım gerçekleşmedi.

Abbas Vali’ye dair

Abbas Vali, Kürt siyaseti, tarihsel sosyoloji ve modern Ortadoğu siyaseti üzerine çalışmalarıyla tanınan Kürt siyaset bilimci ve akademisyendir.

–     1949 yılında İran’ın Mahabad kentinde doğdu.

– Lisans eğitimini Tahran Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanında tamamladı.

– İngiltere’de Keele Üniversitesi’nde yüksek lisans, Londra Üniversitesi’nde ise sosyoloji doktorasını yaptı.

– Akademik kariyerine İngiltere’deki Swansea Üniversitesi’nde başladı.

– 2005 yılında Irak Kürdistan Federe Yönetimi’nin daveti üzerine Hewlêr’de Kürdistan Üniversitesi’nin (University of Kurdistan Hewlêr) kurucu rektörü olarak görev yaptı.

– 2008-2017 yılları arasında İstanbul’daki Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Modern Sosyal ve Siyasal Teori profesörü olarak dersler verdi.

2016 yılında “Barış İçin Akademisyenler” bildirisini imzaladığı için, 2017 yılında YÖK tarafından çalışma izninin iptal edilmesiyle Boğaziçi’ndeki görevinden ayrılmak durumunda kaldı. Akademik ve entelektüel çalışmalarını sürdüren Vali, modernite, milliyetçilik ve Kürt sorunu üzerine aktif olarak konferanslarda sunumlar yapmakta ve güncel politik süreçler üzerine değerlendirmelerde bulunmaktadır.

YARIN: Roma’da Abdullah Öcalan’la ne görüştü?

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

NATO Türkiye halklarına karşı kullanılıyor

SON HABERLER

Savaş ABD hegemonyasının sınırlarını gösterdi

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

NATO Türkiye halklarına karşı kullanılıyor

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

NATO Zirvesi ve son gelişmeler

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Dostluk ve ‘Düşünme Etiği’ üzerine

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Küba Devrimi ve Barbudos’lar

Yazar: Yeni Yaşam
7 Temmuz 2026

Macron, 16 yıl sonra Suriye’yi ziyaret ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
6 Temmuz 2026

Trump, NATO Zirvesi’ni işret etti: Ukrayna’da savaşı bitirmeye çok yaklaştık

Yazar: Yeni Yaşam
6 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır