Her inancın onu ayakta tutan temel ilkeleri vardır. Alevilik açısından bu ilkelerin en özlü ifadelerinden biri, kuşkusuz, “Hak için olsun, seyir için olmasın” sözüdür. Bu yalnızca erkânların nasıl yürütüleceğine ilişkin bir ahlak kuralı değildir; Alevi varoluşunun, toplumsal felsefesinin ve özgürlük anlayışının özüdür.
Çünkü Alevilikte hiçbir ritüel seyredilmek için yapılmaz. Cem, semah, Muharrem orucu, Newroz, aşure lokması, ziyaretler ve bütün erkânlar; bireyin görünür olması için değil, toplumun hakikatle buluşması için vardır. Alevilikte özne birey değil, rızalık temelinde örgütlenen komünal toplumdur.
Bu nedenle Alevi inancı tarih boyunca devlet merkezli değil, toplum merkezli gelişmiştir. Pirler hiçbir zaman iktidarın temsilcisi olmamış; hakikatin ve toplumsal vicdanın sözcüsü olmuşlardır. Ocak sistemi, yazılı hukukla değil, ikrarla; zorla değil, rızalıkla; tahakkümle değil, ortak yaşam ahlakıyla varlığını sürdürmüştür.
İşte tam da bu nedenle Alevilik, yalnızca bir inanç değil; binlerce yıllık ahlaki-politik toplum geleneğinin yaşayan hafızasıdır.
Gösteri toplumu ve Aleviliğin içinin boşaltılması
Son yıllarda Alevi kutsal günlerinde yaşanan dönüşüm yalnızca biçimsel değildir. Muharrem oruçları, aşure erkânları, cemler ve diğer kutsal buluşmalar giderek toplumsal hakikatin üretildiği meydanlar olmaktan çıkarılmakta; gösteri toplumunun bir parçasına dönüştürülmektedir.
Eskiden cem meydanında toplum konuşurdu. Bugün ise kameralar konuşuyor. Eskiden canlar ikrar verirdi. Bugün protokol sıraları kuruluyor. Eskiden hakikat aranırdı. Bugün görünürlük öne çıkıyor.
Gösteri kültürü, yalnızca ritüelleri sıradanlaştırmıyor; aynı zamanda onların taşıdığı tarihsel hafızayı da etkisizleştiriyor. Çünkü seyredilen bir erkân artık yaşanan bir hakikat olmaktan çıkıyor.
Hakikatin yerini temsil aldığında, inanç giderek folklora dönüşmeye başlıyor. Devlet tanımadığı inancı seyrediyor . Bugün en büyük çelişkilerden biri şudur: Devlet Aleviliği hâlâ anayasal ve hukuksal olarak bağımsız bir inanç olarak tanımamaktadır.
Fakat aynı devletin valileri, kaymakamları, belediye başkanları ve bürokratları Muharrem ayında cem evlerine gitmekte, aşure dağıtmakta, erkânlarda ön sıralarda yer almaktadır.
Burada sorulması gereken soru basittir: Tanımadığınız bir inancın erkânına hangi hakikat adına katılıyorsunuz? Bu katılımlar, Aleviliğin tanınmasının değil; Aleviliğin denetlenmesinin yeni biçimidir. Çünkü devlet tarih boyunca yalnızca baskıyla değil, bazen görünerek, bazen yakınlaşarak, bazen de temsil ilişkileri kurarak toplumsal alanı denetim altına almıştır. Gösteri tam da burada başlamaktadır.
Rızalık yerine protokol
Alevi yolunda hiçbir erkân rızalık olmadan yürütülemez. Rızalık yalnızca bireysel bir onay değildir; toplumun ortak vicdanıdır, toplumsal meşruiyettir. Bugün ise birçok erkân, toplumun ortak iradesi alınmadan, Alevi toplumunda karşılığı bulunmayan kişiler üzerinden organize edilmektedir. Kendilerini temsil makamı olarak gören kimi siyasetçiler, dernek başkanları ve yol yürütücüleri devlet temsilcileriyle aynı fotoğraf karelerinde yer almayı başarı saymaktadır.
Oysa Alevi öğretisi temsil değil, katılım üretir. Cem meydanında herkes öznedir. Hiç kimse toplum adına konuşma ayrıcalığına sahip değildir. Pir dahi hakikatin sahibidir diyemez; yalnızca hizmet yürütür. Bugün ise hizmet yerini temsile, temsil yerini kariyere bırakmaktadır. Bu, Aleviliğin tarihsel karakteriyle bağdaşmamaktadır.
Cem meydanı bir politik okuldur
Cem yalnızca ibadet değildir. Cem aynı zamanda toplumun kendi kendisini yönettiği demokratik bir meclistir. Burada kadın erkek ayrımı yapılmaz. Makam üstünlüğü kurulmaz. Toplumun sorunları tartışılır. Eleştiri sınırsızdır. Kararlar ortak alınır. Her can kararın uygulayıcısı olur. Bu yönüyle Cem meydanı devletli uygarlığın hiyerarşik kurumlarından tamamen farklıdır. Burada iktidar değil, rızalık vardır. Tahakküm değil, ikrar vardır. Emir değil, muhabbet vardır. İşte Aleviliğin tarih boyunca devletlerle yaşadığı temel çelişki de budur. Bugün yaşanan karşıt aleviliktir.
Karşıt Alevilik nedir?
Bugün en büyük tehlike dışarıdan gelen saldırılar kadar içeride gelişen zihniyet dönüşümüdür. Karşıt Alevilik yalnızca Aleviliğe açıkça düşmanlık eden anlayış değildir. Alevi inancını egemen kesimin istemleri doğrultusunda inşa etmektir. Bu nedenle karşıt Alevilik alevice konuşur ama Aleviliği sistem içileştirir. Son yüzyılda katliamlar, sürgünler, inkâr ve asimilasyon politikaları Alevi toplumunda derin travmalar yarattı. Bu travmalar doğal olarak savunma reflekslerini güçlendirdi.
Ancak sürekli savunmada kalan toplumlar zamanla kendi hakikatlerini üretmek yerine başkalarının gündemlerine cevap vermeye başlar. Bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca hak talep etmek değildir. Kendi toplumsal hafızasını yeniden örgütlemektir. Ocak sistemini güçlendirmektir. Rızalık hukukunu yeniden canlandırmaktır. Cem meydanlarını yeniden düşüncenin ve kararın merkezi hâline getirmektir. Barışın toplumsallaştirilmasıdır. Muharremi yalnızca matem değil, toplumsal muhasebe olarak yaşamaktır. Aşureyi yalnızca lokma değil, ortak yaşam sözleşmesi olarak paylaşmaktır. Semahı yalnızca kültürel gösteri değil, özgür yaşamın döngüsü olarak kavramaktır.









