• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
17 Temmuz 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Zeynel Kete

15 Temmuz sonrası KHK rejimi ve eğitim emekçilerinin tasfiyesi

16 Temmuz 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Yazarlar, Zeynel Kete

15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye’nin yakın siyasal tarihinde yalnızca başarısız bir askerî kalkışma değil; devletin yeniden yapılandırıldığı, siyasal rejimin dönüştüğü ve toplumsal muhalefetin kapsamlı biçimde tasfiye edildiği tarihsel bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir. Darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ve bu dönemde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), resmî söylemde darbe girişimiyle bağlantılı yapıların tasfiyesi amacıyla gerekçelendirilmiştir. Ancak birçok akademisyen ve araştırmacıya göre OHAL, yalnızca güvenlik tedbiri değil, siyasal iktidarın devleti ve toplumu kendi siyasal anlayışı doğrultusunda yeniden biçimlendirmesinin temel araçlarından biri hâline gelmiştir. Sürecin ilerleyen aşamalarında; yalnızca darbe girişimiyle ilişkilendirilen kişiler değil, farklı siyasal ve toplumsal kesimler de bu politikaların hedefi olmuştur.

Bu dönemi anlayabilmek için 15 Temmuz öncesindeki siyasal ilişkilere bakmak gerekir. Uzun yıllar boyunca AKP iktidarı ile Fethullah Gülen cemaati arasında kurulan siyasal ve bürokratik ittifak, yargıdan emniyete, eğitimden kamu bürokrasisine kadar birçok alanda ortak bir güç yapısı oluşturmuştur. 15 Temmuz sonrasında yaşanan kopuş ise eski ortaklar arasındaki siyasal mücadelenin açık bir hesaplaşmasına dönüşmüştür. Bununla birlikte tasfiye süreci yalnızca darbe girişimiyle bağlantılı olduğu ileri sürülen kişilerle sınırlı kalmamış; emek, demokrasi, laiklik, insan hakları, barış ve anadilinde eğitim taleplerini savunan sendikalar, akademisyenler ve kamu emekçileri de geniş çaplı ihraçlarla karşı karşıya kalmıştır.

Tasfiyelerin en ağır hissedildiği alanlardan biri eğitim olmuştur. Eğitim yalnızca bilgi aktaran bir kurum değil; aynı zamanda eleştirel düşüncenin, bilimsel üretimin ve demokratik kültürün geliştiği kamusal bir alandır. Bu nedenle eğitim emekçilerine yönelik ihraçlar, yalnızca personel değişikliği değil, kamusal düşünce alanının yeniden şekillendirilmesi girişimi olarak değerlendirilmektedir. Bazı değerlendirmelere göre kamunun yeniden yapılandırılması sürecinde özellikle Aleviler ve Kürtler en büyük engel olarak görülmüş, ihraçlardan bu toplumsal kesimler en ağır biçimde etkilenmiştir.

Binlerce öğretmen, akademisyen ve kamu çalışanı, herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılmış; mesleklerini, gelirlerini ve sosyal güvencelerini kaybetmiştir. Birçok kişi yalnızca işini değil, uzun yıllar boyunca oluşturduğu mesleki kimliğini de yitirmiştir. Kamu görevinden ihraç edilenlerin önemli bir bölümü özel sektörde de fiilî engeller nedeniyle çalışma imkânı bulamamış; pasaport iptalleri, yurt dışına çıkış yasakları ve uzun süren hukuki belirsizliklerle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle çok sayıda insan, kendileri ve aileleri açısından uzun yıllar süren bir “sivil ölüm” sürecine maruz kaldığını ifade etmiştir.

Ekonomik sonuçlar da son derece ağır olmuştur. Düzenli kamu geliriyle yaşamını planlayan, konut ve taşıt kredileri kullanan, çocuklarının eğitimini buna göre şekillendiren birçok aile, bir gecede gelirini kaybetmiş ve ciddi borç yükü altında kalmıştır. Özellikle yaşamını zihinsel emeğe dayalı meslekler üzerine kuran öğretmenler ve akademisyenler, yaşları ve uzmanlık alanları nedeniyle farklı sektörlerde iş bulmakta büyük güçlük yaşamıştır.

Süreç yalnızca ekonomik değil, sosyal ve psikolojik açıdan da derin etkiler yaratmıştır. İhraç edilen kişiler toplum içinde damgalanma, dışlanma ve yalnızlaştırılma duygusuyla karşı karşıya kalmış; haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan veya daha sonra beraat eden kişiler dahi uzun yıllar bu damgalamanın sonuçlarını yaşamaya devam etmiştir.

Sürekli üretilen tehdit algısı, olağanüstü yönetim anlayışının kalıcılaşmasına katkı sağlamış; muhalif kesimler zaman zaman güvenlik perspektifi içinde değerlendirilmiştir. Bunun sonucunda yalnızca ihraç edilenler değil, kamuda görev yapan milyonlarca kişi üzerinde de güçlü bir otosansür ortamı oluşmuştur.

Özellikle üniversiteler ve eğitim kurumlarında yaşanan tasfiyeler, Türkiye’nin bilimsel ve entelektüel birikimini de önemli ölçüde zayıflatmıştır. Bilimsel üretim yapan, eleştirel düşünceyi savunan ve sendikal mücadele yürüten çok sayıda nitelikli eğitim emekçisinin kamusal alandan uzaklaştırılması, yalnızca bireysel mağduriyetlere değil, toplumsal hafıza ve kurumsal deneyimin de zedelenmesine yol açmıştır. Bu nedenle bazı sosyal bilimciler yaşanan süreci “kültürel tasfiye” ya da “kültürel kırım” kavramlarıyla açıklamakta; hedef alınanın yalnızca bireyler değil, onların temsil ettiği bilimsel, laik, demokratik ve eleştirel değerler olduğunu ileri sürmektedir.

Sonuç olarak KHK süreci, yalnızca idari bir uygulama ya da güvenlik politikası olarak değerlendirilemeyecek kadar kapsamlı sonuçlar doğurmuştur. Hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, sendikal haklar, akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü bakımından Türkiye’nin en tartışmalı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen bu sürecin yarattığı toplumsal kırılmaların giderilebilmesi için hukukun üstünlüğünün eksiksiz uygulanması, bireysel sorumluluk ilkesinin esas alınması, adil yargılanma hakkının güvence altına alınması ve mağduriyet iddialarının bağımsız hukuk mekanizmalarınca etkili biçimde incelenmesi büyük önem taşımaktadır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Colemêrg’de bir kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi

Sonraki Haber

12. Yargı Paketi: Geri çekilse de rafa kalkmadı

Sonraki Haber

12. Yargı Paketi: Geri çekilse de rafa kalkmadı

SON HABERLER

12’inci Yargı Paketi Meclis’te kabul edildi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

İktidara kâr, halka kanser!

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Yeniden yapılanmanın sosyolojik zemini

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Mühim olan mühimmat

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

‘Kapatılmış’ anlatıyor: Toplamayın

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

12. Yargı Paketi: Geri çekilse de rafa kalkmadı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

15 Temmuz sonrası KHK rejimi ve eğitim emekçilerinin tasfiyesi

Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır