İdam edilen Mehdi Hanaki’nin yayınlanan vasiyet videosunda, Kürdistan halkına yönelik katliamları ve kadınlara yönelik baskıları anlatarak, İran’ın özgürlüğünün kadınların direnişiyle mümkün olacağını söyledi
İran Molla Rejimi, 26 yaşındaki hukuk mezunu ve İran Halkın Mücahitleri Örgütü (PMOI/MEK) üyesi Mehdi Hanaki’yi 22 Temmuz 2026’da idam etti. Mehdi Hanaki, Şubat 2026’da ülke genelinde gerçekleşen kitlesel protestolar sırasında tutuklandı. Ağır işkenceye maruz bırakılan Hanaki, PMOI üyeliği ile protestolara aktif olarak katıldığı suçlamalarıyla idama mahkûm edildi.
PMO, Hanaki’nin 22 Temmuz’da idam edilmesini İran’da artan siyasi baskının ve işkencenin bir parçası olarak değerlendirdi.
Davada dikkat çekici unsur ise idam sürecinin olağanüstü hızlı ilerlemesi oldu. Yayımlanan bilgilere göre PMOI üyesi Mehdi Hanaki, 10 Şubat 2026’da gözaltına alındı ve 22 Temmuz 2026’da idam edildi. Yayımlanan raporlarda ayrıca Hanaki’nin gözaltından sonra ağır işkence gördüğü belirtildi.
‘İran halkı zulüm altında yaşıyor’
Hanaki’nin idamının ardından Eylül 2024 yılında çekildiği öğrenilen kendisinin bir video kaydı yayınlandı. Vasiyet olarak hazırlanmış olan bu videoda, Humeyni’nin iktidara gelmesinden bu yana İran halkının uzun yıllardır baskı, zulüm ve işkence yaşadığını söyleyen Hanaki, “Efsanelerde Zahhak’ın gençleri öldürdüğünü ya da Firavun’un bebekleri katlettiğini okuruz. Bugün ise bu tarihsel ve mitolojik hikâyelerin bu şeytani rejimde yeniden yaşandığına tanıklık ediyoruz” dedi.
‘Mitolojik anlatılardaki şeytani rejimde yaşıyoruz’
Videoda Hanaki İran halkına ve baskıcı rejimlere şu sözlerle seslendi:
“Bu topraklar 45 yıldır acı ve ıstıraptan başka bir şey görmedi. Mutluluk bu ülkeyi terk etti ve onun yerini yas ve keder aldı. İnsanlık karşıtı Humeyni’nin bu topraklara adım attığı günden bu yana, bu ülke masum insanların kanının dökülmesinden başka bir şeye tanıklık etmedi. Kürdistan halkına yönelik katliamlardan 1980’li yılların karanlık ve dehşet dolu dönemine, oradan da bugün İran halkının peş peşe gerçekleştirdiği ayaklanmalar karşısında sıkışan rejimin işlediği cinayetlere kadar; öldürme, işkence, tecavüz ve insanların gözlerini kör etme… Bunların hepsi bu vahşi ve kana susamış yönetimin eseridir. Efsanelerde Zahhak’ın gençleri öldürdüğünü ya da Firavun’un, Musa’yı ortadan kaldırmak amacıyla bebekleri katlettiğini okuruz. Bugün ise bu tarihsel ve mitolojik anlatıların bu şeytani rejimde yeniden hayat bulduğuna tanıklık ediyoruz.
Hamaney’i kadınlar yıkacak
Lanetli Hamaney, şeytani iktidarını koruyabilmek için bu ülkenin kızlarını bir tutam saç bahanesiyle öldürüyor. Çünkü çok iyi biliyor ki kendisini yıkacak olan yine bu kadınlar ve genç kızlar olacak. İran da bu dişi aslanlar sayesinde özgürlüğüne kavuşacaktır. Düşman ne kadar onursuz, korkak ve alçaksa; İranlı kadınlar da bir o kadar cesur, dirençli, kararlı ve tertemizdir.
Zulüm kesintisiz sürdü
Bu aşağılık ve şeytani rejimin işlediği vahşetleri bir an olsun düşünmek bile insanın saçlarını bir anda ağartmaya, dimdik duran sırtını bükmeye ve bir genci bir anda yaşlandırmaya yeter. 1980’li yıllardaki işkencelerden, tecavüzlerden ve idamlardan bugüne direnen tutsaklara uygulanan baskılara kadar bu zulüm kesintisiz sürdü.
980’li yıllarda kaç kadın yoldaşım, henüz doğmamış çocuklarıyla birlikte idam edildi, kurşuna dizildi. Kaç kadın yoldaşım, bu şeytani rejimin uyguladığı vahşi işkenceler sonucu karnındaki bebeğini kaybetti. Kaç erkek yoldaşım, geride küçük çocuklarını bırakarak idam sehpalarına, infaz mangalarının önüne ya da savaş alanlarına gitti. Bugün ise onların cesur çocukları aynı yolu kararlılık ve dirençle sürdürmeye devam ediyor.
Bilmediğimiz neler yaşandı
Kaç çocuk, anne ve babasından uzakta büyümek zorunda kaldı; çocukluk ve gençlik yıllarında anne ya da babasının öldürüldüğü haberini alarak yaşamını sürdürdü. Bütün bunlar, benim duyabildiğim haksızlıkların yalnızca küçük bir bölümüdür. Tanrı bilir ki bilmediğim, hiç anlatılmamış ve kayda dahi geçmemiş daha ne kadar acı ve zulüm yaşandı.
Tanrı şahidimdir ki bugün, Ghezel Hesar Hapishanesi’nin duvarlarını bir an önce yıkmaktan ve lanetli Şah’ın inşa edip halefi Humeyni’ye miras bıraktığı bütün hapishaneleri sonsuza dek ortadan kaldırmaktan başka hiçbir umudum ve arzum yoktur. Böylece bir daha hiçbir insan o duvarlar arasında tutsak edilmeyecektir. Bunun her geciktiği gün ise utanç ve derin bir üzüntü duyuyorum. Bu zulümlerin çok küçük bir kısmını bilmek bile, sadece küçük bir kısmını… Her insanın vicdanını sızlatmaya yeter. Benim için de yaşamımın son anına kadar diktatörlüğe karşı mücadeleden asla geri adım atmamaya karar vermem için yeterlidir.
Bu yolda bir mücahit olarak öleceğim
Bu nedenle bir söz veriyor ve yemin ediyorum. Şehitlerimizin kanı üzerine, tutsaklarımızın çektiği acılar üzerine; annelerini ve babalarını kaybeden çocukların boğazlarında düğümlenen her hıçkırık ve dökülen her gözyaşı üzerine yemin ediyorum ki, bu yolda her zaman kararlılıkla ve mücadele ruhuyla bir mücahit olarak kalacağım, bir mücahit olarak öleceğim ve Mesud ile Meryem Recevi’nin yanında var gücümle mücadele edeceğim.”
Haber: Ömer Güngör / MA









