Bu yeni zihniyet dünyası, yukarıdan aşağıya dikte edilen elitist bir modernleşme projesi değildir. Bu, halkların, kadınların ve gençlerin kendi sorgulamalarıyla var ettiği aşağıdan yukarıya doğal bir aydınlanmadır
Mehmet Uçar
Beş bin yıllık labirentten çıkış: Doğal aydınlanma, elitlerin iflası ve demokratik ulus
Ortadoğu coğrafyası, beş bin yıldır muktedirlerin eliyle örülmüş hegemonik bir laboratuvardır. Sınırlar, kimlik kıyımları, asimilasyon politikaları ve sömürgeci aklın ürettiği katı devlet pratikleri bu topraklara hep bir kader gibi dayatıldı. Ancak kapitalist modernitenin ve ulus-devlet paradigmasının tıkandığı bu tarihsel kavşakta, yerleşik döngüyü dipten kıran toplumsal ve zihinsel bir devrim yaşanıyor. Toplum, eskinin bilinen ezberleriyle, inkarcı kurumlarıyla ve militarist kutsallarıyla artık yaşamak istemiyor. Sokağın sesi, Ankara’nın tekçi barikatlarını ve eski dünyanın statükosunu aşarak kendi özgürlük mecrasını yaratıyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bu toplumsal dip dalgasının radikal aydınlanma zemininde yükselen en somut, en tarihsel eşiğidir.
Pareto’yu boşa çıkaran sokak: Aslanlar, tilkiler ve elitlerin iflası
Vilfredo Pareto, Elitlerin Dolaşımı Kuramı’nda toplumsal değişimin sadece egemen sınıflar arasındaki bir bayrak yarışından ibaret olduğunu savunur. Ona göre statükoyu koruyan ceberrut “Aslanlar” ile kurnaz ve uzlaşmacı “Tilkiler” koltuğu birbirine devreder, halk ise sadece bu döngünün izleyicisidir. Türkiye’nin son çeyrek asırlık pratiği, ilk bakışta bu kuramı doğrular nitelikteydi. Eski bürokratik-militarist elitlerin tasfiye edilip mütedeyyin elitlerin çeperden merkeze taşınması, sömürü aygıtının sadece el değiştirmesine yaradı. Fakat egemenlerin hesaba katmadığı bir şey var: Yeni nesil ve toplumsal taban, Pareto’nun bu kısır döngüsünü tamamen bypass ediyor. Son yirmi beş yılda mütedeyyin kesimin anlaşıldığı toplumsal süreç, ironik bir biçimde dinsel ve milliyetçi dogmaların da sınırlarını deşifre etti. Bugün gelinen noktada, ne eski seküler seçkinlerin katı ulus-devletçi refleksleri ne de iktidarı devralan yeni elitlerin dini siyasete alet eden ideolojik ezberleri tabanda karşılık buluyor. Sokağın sesi, elitlerin kitleleri gütmek için ürettiği yapay kutuplaşmalara ve “siyasal sürünün” peşine takılmayacak kadar gözü açık bir psikolojik kopuşu örgütlüyor. İktidar koltuğundaki aslanlar ile muhalefetteki tilkilerin kavgaları, dipten gelen rasyonel ve toplumsal aydınlanma dalgasına çarparak un ufak oluyor.
Dijital çağın özsavunması: Şüpheci kuşak ve doğal aydınlanma
Yarattığımız bu yeni zihniyet dünyası, yukarıdan aşağıya dikte edilen elitist bir modernleşme projesi değildir. Bu, halkların, kadınların ve gençlerin kendi sorgulamalarıyla var ettiği aşağıdan yukarıya doğal bir aydınlanmadır. Dijital çağın getirdiği küresel geçirgenlik, dünyayı ve sömürü mekanizmalarını çok daha net tanıyan rasyonel bir kuşağı sahneye çıkardı. Kendilerine öğretilen resmi tarihe, kutsallara ve militarist dogmalara şüpheyle yaklaşan bu nesil; kimliklere artık egemenlerin bencil pencerelerinden bakmıyor. Kültür emperyalizminin ve ulus-devlet paradigmasının milliyetçi kıskacına sıkışmayı reddeden bu kuşak, barışı pasif bir boyun eğme değil, aktif bir özsavunma ve hak bilinci olarak sahipleniyor. Egemen elitlerin rızayı üretmek veya kitleleri mobilize etmek için kullandığı geleneksel aygıtlar boşa çıkmıştır. Toplum, birbirinin varlığını ve kimliğini doğal bir kabulle selamlayan, çoğulcu ve demokratik bir uzlaşı iklimini sokağın bağrında çoktan inşa etmiştir.
Ulus-devletin sonu ve demokratik konfederal gelecek
Aydınlanmanın en radikal politik rolü, bireyi ve toplumu kolektif egemenlik dogmalarından özgürleştirmesidir. Bu bağlamda, yüzyıllardır halkları tektipleştiren, asimile eden ve militarize eden “milli devlet” kavramı ve onun ürettiği sahte kutsallar büyük bir çözülme yaşamaktadır. Egemenlerin iktidar zeminini oluşturan bu ulus-devletçi refleksler, yeni dünyanın ve özgürleşen toplumun vizyonuyla tamamen uyumsuzdur. Dünya eğer bir gün bölünecekse, bu durum cetvelle çizilmiş yapay ideolojik sınırlar üzerinden değil; ulus-devletlerin ezmeye çalıştığı derin kültürel fay hatları ve yaşam tarzları üzerinden olacaktır. İşte bu tehlikeyi gören halklar, milli devletin yarattığı yapay gerilimleri aşarak, kültürel çeşitliliği bir çatışma unsuru değil; Demokratik Ulus ve yerel özerklik temelinde bir arada yaşama zemini olarak yeniden kodlamaktadır. Milli devlet, toplumsal barışı sağlama ve halkları yönetme yeteneğini kaybettikçe zihnen ve fiilen son bulmaktadır. Yerini, hiyerarşiyi reddeden, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir toplumsal sözleşmeye bırakmaktadır.
Kervan yolda dizilir: Barışı cesaretle örmek
Uyanan toplumun ve yeni neslin aradığı barış, egemenlerin kapalı kapılar ardında imzaladığı statik bir ateşkes veya tepeden tırnağa bürokratik bir metin değildir. Barış, toplumsal güçlerin inşa ettiği dinamik ve yaşayan bir süreçtir. Toplum, barışını ararken kusursuz ve pürüzsüz bir yol haritasının olamayacağının, “kervanın yolda dizileceğinin” bilincindedir. Yol boyunca hatalar yapılacağının, muktedirler tarafından provokasyonlar deneneceğinin ama yürümenin ve ısrar etmenin kendisinin en büyük özsavunma olduğunun farkındadır. Bu barış arayışı; militarist ordu yapılanmalarına, katı yargı mekanizmalarına ve aşırı merkeziyetçi bürokrasiye, yani eski dünyanın kurumlarına duyulan haklı güvensizlikten beslenir. Sokağın sesi; risk alarak, deneme-yanılma yoluyla, birbirine dokunarak, söyleşiler yaparak ve diyalog kanallarını zorlayarak yeni bir toplumsal mutabakatı aşağıdan yukarıya doğru ilmek ilmek örmektedir.
Sonuç: Yeniyi inşa etmek ve tarihsel fırsata sahip çıkmak
Beş bin yıllık bir sömürü ve çatışma pratiğine sahip bir coğrafyada yeni ve özgür bir yaşamı kurmak elbette kolay değildir; ancak imkansız da değildir. Türkiye ve Kürdistan, bugün cumhuriyet tarihinin en kritik, en köklü siyasal eşiklerinden birindedir. Bir tarafta onlarca yıllık inkara karşı demokratik çözümün önünü açan İmralı merkezli tarihsel bir barış iradesi, diğer tarafta ise çözümsüzlükten ve savaş siyasetinden beslenen otoriter blok durmaktadır. Eski elitlerin asimilasyoncu politikalarının, güvenlikçi duvarlarının ve kitleleri gütme arayışlarının artık bu toplumda zerre kadar karşılığı kalmamıştır. Pareto’nun elit döngüsü kırılmış; tarih sahnesi statükonun muhafızlarından temizlenirken yerini dijital çağın vizyonuna sahip, dogmalardan arınmış yeni bir toplumsal özneye bırakmıştır. Ortadoğu’nun makus talihini değiştirecek bu doğal aydınlanma zeminine, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne kararlılıkla sahip çıkmak, hepimiz için tarihsel ve ahlaki bir sorumluluktur. Eski dünya çözülüyor; yeni, eşit ve özgür yaşam ise sokağın vicdanında ve halkların ortak iradesinde çoktan kurulmaya başlandı.








