Türkiye’de Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreç ve atılan adımlar hakkında konuşan hukukçu Şaram Kemanger, gelinen aşamanın Rojhilat Kürtleri için de umut olduğunu vurgulayarak, ‘Kürtler nerede hak kazanırsa kazansın, o hak bütün Kürtlere aittir’ dedi
ABD – İran savaşı ve ilerlemeyen müzakere tartışmaları gündemdeki yerine koruyor. İran savaşa ve ambargolara rağmen ülke içindeki baskıcı tavrını sürdürüyor. İdamların giderek artması, cezaevlerinde hak ihlallerinin boyutları rejime dönük tepkileri de giderek arttırıyor. Özellikle Rojhilat’a dönük saldırılarını arttıran rejim, Federe Kürdistan da dahil olmak üzere pek çok Kürt Siyasi parti karargahına saldırı başlattı.
Saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde, Türkiye’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreç kapsamında Meclis’e sunulan çerçeve yasa kabul edildi. Kürt sorununun demokratik çözümüne dair atılan adımların diğer parçadaki Kürtler için de önemli olduğuna işaret eden Rojhilatlı avukat Şaram Kemanger, sürecin gidişatının özellikle “bıçak sırtı” diye tabir edilen Rojhilat’taki durumu da derinden etkileyeceğini belirtti.

Kemanger, “Rejim, hukuki ve yargısal kurumlarında insan haklarının en temel standartlarına dahi hiçbir zaman uymamıştır. Bu durum özellikle azınlıklar ve hâkim İran kültürünün dışında kalan topluluklar açısından geçerlidir. İran Anayasası’nda resmî dilin Farsça olduğu belirtilmektedir. Farsça dışındaki diller bu çerçevenin dışında bırakılıyor. Hiçbir halk ya da azınlık, kendi dilini devlet dairelerinde, mahkemelerde veya okullarda kullanma hakkına sahip değildir. Bu başlı başına bir hak ihlalidir” dedi.
‘İktidar, dini siyasi bir araç olarak kullanmaktadır’
Ulusal haklar nezdinde de pek çok etnik kimliğin hak ihlalleri yaşadığını söyleyen Kemanger, “Kürtlerin, Belucların, Gileklerin, Talışların, Arapların, Mazenilerin ve İran’da yaşayan diğer halkların hakları tanınmıyor. İran’ın adalet sistemi içerisinde, Fars dili ve İran merkezli kültür çerçevesinin dışında kalan herkes fiilen iki suç işlemiş gibi değerlendirilir. İlk olarak, kendisine bir güvenlik tehdidi etiketi yapıştırılır. Ardından hakkında özel bir yargılama ve yorumlama süreci işletilir ve İslam karşıtı olmakla suçlanır. Oysa o kişi İslam karşıtı değildir. İktidar, dini siyasi bir araç olarak kullanmaktadır. İran rejiminin diktatörce anlayışı ve dünya görüşü dışında kalan her düşünce, din dışı ya da din karşıtı olarak damgalanmaktadır” diye konuştu.
İran’da özellikle kadın hakları temelli toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren hak ihlallerinin yaşandığını vurgulayan Kemanger, İran’ın, kadınlar açısından Ortadoğu’nun en kötü ülkelerinden biri olduğunu belirtti.
İran rejiminin adaletsiz yargısının dinamiğinde din karşıtlığının yer aldığını söyleyen Kemanger, “Rejimin bu politikası, yargı sistemi içerisinde ağır cezalar vermelerinin önünü açtı. Bu ağır cezalar ise Kürdistan’da her zaman direnişle karşılık buldu. Bu direniş cezaevlerinden başlayarak topluma, kentlere ve köylere kadar uzandı. Bunun sonucunda yaklaşık üç yıl önce Rojhilat’ta siyasi ve sivil protestolar ortaya çıktı. Bu hareket ‘Jin, jiyan, azadî” devrimi olarak tanındı. Bu, İran yönetim sistemindeki eşitsizlik ve baskıya karşı gelişen bir hareketti” ifadelerini kullandı.
‘Güvenlikçi ve diktatörce bir anlayışla muamele görüyorlar’
İran’da gerek monarşi gerekse de şimdiki dönemdeki anayasalarda az da olsa demokratik hükümler bulunduğunu kaydeden Kemanger, “Örneğin İran Anayasası’nın 15’inci maddesi, Farsçayı resmî dil olarak kabul ediyor. Bununla birlikte yerel dillere eğitim hakkı tanınıyor. Ancak bu düzenleme bile küçümseyici bir yaklaşımla kaleme alınmış. Bir bakıma hakaret olarak da değerlendirilebilir. Daha önemlisi ise bunun uygulamada hiçbir karşılığını görmüyoruz. Gerçekliğe baktığımızda açık bir çelişkiyle karşılaşıyoruz. Var olan sınırlı demokratik hükümler yalnızca uygulanmamakla kalmıyor, tam tersine bunların aksi yönünde uygulamalar gerçekleştiriliyor. Örneğin siyasi tutsaklar mahkemeye çıktıklarında, hukuken avukat bulundurma hakkına sahiptirler. Ancak güvenlikçi ve diktatörce bir anlayışla muamele görüyorlar. Anayasa siyasi parti kurma, siyasi faaliyet yürütme ve sivil toplum örgütleri oluşturma hakkını da tanımaktadır. Ancak söylediğim gibi, İran yasaları ile sahadaki gerçeklik arasında açık bir çelişki bulunmaktadır. İran siyasetinde ‘reformcular’ olarak bilinen bir kesim, Anayasa’daki demokratik hükümlerin uygulanmasını savunuyordu. Amaçları bu diktatörlük sistemini bir ölçüde demokratikleştirmek ve insanların biraz olsun nefes alabileceği daha esnek bir yapı oluşturmaktı. Fakat bu gerçekleşmedi. Son kırk yedi yıl boyunca çok sayıda insan tutuklandı, çok sayıda insan öldürüldü. Bu demokratik olmayan bir yönetimdir ve geçmişte Türkiye’de var olan sisteme benzemektedir” diye konuştu.
‘Kürdistan’ın diğer parçalarını da etkileyecektir’
Bakur’da yaşanan gelişmelere de değinen Kemanger, Abdullah Öcalan öncülüğünde yürütülen sürece işaret etti. Kemanger, “Türkiye’de Meclis’e kadar ulaşan gelişmelerin arkasında Bakur halkının büyük emekleri var. Bakur’da çok sayıda siyasetçi hapse atıldı ve ağır bedeller ödendi. Kuşkusuz böyle bir gelişme Kürdistan’ın diğer parçalarını da etkileyecektir” dedi.
Kürtlerin yaşadığı 4 parçada dört ayrı ulus-devletin bünyesinde çeşitli baskılarla yüz yüze gelindiğini söyleyen Kemanger, pek çok düşüncede ayrışan Türkiye ve İran’ın konu Kürtler olunca aynı denklemde yer aldıklarına dikkat çekti. Kemanger, “İran ve Türkiye konu Kürtler olunca, politikalarını uyumlu hâle getiriyorlar. Beşar Esad döneminde de durum böyleydi. Irak’taki BAAS Rejimi döneminde de aynıydı. İran’da monarşi döneminde de benzer bir yaklaşım vardı” diye konuştu.
“Kürtler, Kürdistan’ın herhangi bir parçasında haklarının küçük bir bölümünü bile elde etseler, bunun diğer tüm parçalar üzerinde son derece olumlu etkileri olur” diyen Kemanger, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rojhilat halkı, Türkiye Parlamentosu’nda Kürt halkının haklarının az ya da çok tanınabileceği umudunu taşıyor. Kuşkusuz Bakur’da çok değerli siyasetçiler ve hukukçular bulunmaktadır. Bakur’daki mücadele tarihi düşünüldüğünde, her Kürdün içinde Kürt haklarının parlamentoda demokratik ve modern yöntemlerle elde edilebileceğine dair bir umut doğmaktadır. Kürtler nerede hak kazanırsa kazansın, o hak bütün Kürtlere aittir. Dolayısıyla Bakur halkının elde edeceği haklar yalnızca onlara ait olmayacak; aynı zamanda Kürdistan’ın diğer üç parçasındaki Kürtler açısından da önemli bir kazanım anlamına gelecektir. Tarih bize göstermektedir ki Kürtler ne zaman birlik olmuş ve ortak hareket etmişlerse önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Medler döneminden başlayarak tarih, Kürtlerin Asur diktatörlüğüne karşı oluşturduğu birlikten söz ediyor. Bugün de aynı durum geçerlidir. Rojhilat’taki yedi siyasi partinin oluşturduğu ittifak, Rojhilat halkına umut verdi. Bu birlik, dayanışmamızın bir anlamı olduğunu gösterdi. Birlik olduğumuzda işgalcilere ve diktatörlüklere karşı durabilir, demokratik bir sistem kurabiliriz. Siyasi partiler parlamentolarda birbirleriyle rekabet etmelidir. Ancak ittifak kurduklarında uluslararası destek de kazanırlar. ABD ve diğer küresel güçler Kürt partilerinin ittifakına ilgi gösterdiğinde, bu durum hem İran’daki demokratik olmayan muhalefet çevrelerinde, özellikle monarşi yanlılarında, hem de mevcut İran yönetiminde kaygı yarattı. Kürt partilerinin birliği düşmanlarımızı korkutmaktadır. Çünkü onlar bu birliğin Kürtlerin gücünü ve siyasal etkisini artıracağını bilmektedirler.”
Haber: Ceylan Şahinli\MA









