• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Ağustos 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Doğan Durgun

Güneşe gömülenler ve askerin türküsü

24 Ağustos 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Doğan Durgun, Yazarlar

Üniversiteye başladığım dönem, savaşın büyüyerek genişlediği bir zamana denk gelmişti. Öğrenci dernekleri kuruyor, eylemler yapıyor, yasaklı 1 Mayıs ve Newrozları kutluyorduk. Kürdistan’ın kurulması ve sosyalizmin gelmesi an meselesiydi, öyle düşünüyorduk. Her sabah olduğunda, aramızdan birilerinin eksildiğini öğreniyorduk. Ülkenin her yerinde olduğu gibi, İzmir’de de Kürt öğrenciler, yüzünü Kürdistan’a ve dağlara çevirmişti. Çıkış yapmak için evimde bir süre gizlenen bir arkadaşım, giderken bir not ve cebindeki parayı bırakmıştı, masrafları bölüşmek adına. Böyle naif gençlerdi. Sonra bazılarının ölüm haberlerini aldık. Biz yaşadığımız için utandık. İnsan yaşadığı için hiç utanır mı? Utandık. Çok bedel ödedi bu halk. Amed’de yaşamını yitiren 49 gerilla için açılan taziyeyi ve anneleri görünce, savaşın acımasızlığını düşündüm. Hani bazıları diyor ya ne kazandık? Bir dergide okumuştum. 1980’lerin başında bir grup gerilla Suriye’ye geçmeye çalışmaktadır. Yiyecek bulmak için gece 2-3 köye uğrarlar. Köylüler, korkularından kapılarını açmazlar. Bir çoğunun dişleri dökülür açlıktan. Ne kazandık sorusuna buradan bakmalı. Mücadele başladığında, Kürtler kendilerine yabancılaşmış, devletin bekçisi karşısında esas duruşa geçiyordu. Kürtlerin adı, dili, bayramı hatta renkleri yasaktı. Kurumları, partileri yoktu. Gerilla cenazelerine bile katılım çok sınırlıydı. Mücadele, tarih sahnesinden silinmeye çalışılan bir halkı, tarihin öznesi haline getirdi. Belki Kürdistan kurulmadı ama sınırlardan bağımsız bir Kürdistan gerçeği ortaya çıktı. Her şeyden önce zihinsel bir devrim yaratıldı ve korku duvarı yerle bir edildi.

Savaşı kutsayan, ölü bedenler üzerinden tepinmeye devam etmek isteyenlere, savaşın geride bıraktığı tahribatı anlatan bir filmden bahsedeceğim. Filmin ilk sahnesinde, bir köy çıkar karşımıza. Siyahlar giymiş bir kadın, köyden yola doğru yürümeye başlar. Gözlerinde derin bir hüzün vardır. Kamera upuzun patika yola döner. Kadın yürümeye devam etmektedir. O kadın hakkındaki ilk ipucuyu, fondan gelen şiirle anlamaya başlarız: “Bu, kasabaya giden yol/ Onlar ki köyümüzü terk edenler/ Ve onlar ki daha sonra/ Doğdukları yere geri dönenler/ Bu yolda yürürler…/ O kimseyi beklemiyor/ Onun beklediği oğlu Alyosha/ Savaştan dönmedi/ Doğduğu yerden uzakta/ Yabancı isimli bir kasabanın yakınlarında gömüldü/ Yabancılar mezarına çiçek getirirler/ O kahraman Rus askeri…/ Annesine göre, o sadece bir çocuktu/ Doğduğu günden/ Cepheye varmak için/ Bu yoldan gittiği güne kadar/ Hakkında her şeyi bildiği…” Grigori Çukhray’ın 1959 yapımı Askerin Türküsü filminden bahsediyorum. Alyosha henüz 19 yaşında bir gençtir. İkinci Dünya Savaşı’nda cephededir. Telsizci olmasına rağmen, düşmanın iki tankını havaya uçurmuştur. Komutanı kendisini ödüllendirmek ister. Alyosha izin ister. Köyüne dönüp, annesinin oturduğu evin çatısını onarıp, ona bir kez daha sarılmak için. Altı gün izin alır. Direk yola çıkar. Savaş zamanıdır, köye gitmek o kadar kolay değildir.

Alyosha yolda Vasya ile tanışır. Vasya, savaşta bir bacağını kaybetmiştir. Eve dönmek istemez. Eşinin bu hali ile kendisini terk edeceğinden korkar (Yazı Tura filminde Şeytan Rıdvan karakteri ile benzeştir. Bacağı kopan Rıdvan’ı nişanlısı terk eder). İnsan sevgisi ile dolu Alyosha, Vasya’yı ikna etmek için bir gününü harcar. Trene kaçak binen Alyosha, bir başka kaçak Shura ile karşılaşır. Savaşın sürdüğü bir yerde yaşanabilecek imkansız aşkın kahramanları olurlar ikisi. Birkaç saat sonra Shura da Alyosha’dan ayrılır. Çünkü evine gelmiştir artık. Savaş zamanıdır, Alyosha’nın aşk adına Shura’ya söyleyebileceği tek şey ‘bekle’dir. Ve en sonunda köyüne varır. Ama sadece beş on dakikası kalmıştır. Annesine sokulur küçük bir çocuk gibi. Zaten o bir çocuk değil mi? Annesi son kez koklar Alyosha’sını. Bir daha göremeyeceği oğlunun arkasından, gözyaşlarına boğulur.

Bir başka tercihi olsaydı, Alyosha’nın öyküsü devam edecekti. Savaşı Alyosha istemedi. Savaş gelip Alyosha’yı buldu. Demem o ki, her ölen gencin bir başka öyküsü, başka bir hayatın kahramanı olabilirdi. Ölmek dışında başka seçenek sunmadık ki. Her ölümde bizim de payımız var. Geç gelen barışın bedenleri onlar. Ve hâlâ birçok anne, Alyosha’nın anası gibi yol gözlüyor. Çocuklarını ‘güneşe gömen’ anneler de gelecek olanları kucaklamaya hazır. 49 gerillanın taziyesinde konuşan şehit anneleri, inadına barışı savunuyor. Sürecin bir an önce başlamasını istiyor. Savaş sürsün ki, başkalarının hayatları üzerinden kahramanlık nutukları atalım diye bekleyen akbabaların, barış karşısındaki öfkesini de böyle okumak gerekiyor.

Alyosha, Sovyet halkının bir neferi olarak faşizme karşı anayurdunu savunurken, binlerce Kürt genci, yok sayılan kimliklerini kazanmak için hayatlarını feda etti. Yine binlerce Türk askeri, tercihleri olmayan bir savaşın tarafı olmak durumunda kaldı ve yaşamını yitirdi. Amed’de adlarına taziye düzenlenen 49 savaşçının, ölmeden önceki son anlarını düşünüyorum. Acaba son anlarında ne geçiyordu akıllarından? Yoksa Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’taki Paul gibi bir kelebeğe elini uzatırken mi vuruldu birisi? Hiç bilmeyeceğiz.  Birçok arkadaşımızı bu savaşta kaybettik, geride yaşayan bizler utandık. Ne kimse ölsün, ne de biz utanalım artık.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kürt sinemasının hafıza yolculuğu (1)

Sonraki Haber

Demokratik ulus yeni çağın eşiği

Sonraki Haber

Demokratik ulus yeni çağın eşiği

SON HABERLER

Özgürlük Hareketi’nin tarihsel dönüm noktaları ve kavramsal-kurumsal gelişim

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Demokratik ulus yeni çağın eşiği

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Güneşe gömülenler ve askerin türküsü

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Kürt sinemasının hafıza yolculuğu (1)

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Ankara Mamak’ta yangın: Söndürme çalışmaları devam ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Madenciler direnişlerini yeni bir aşamaya geçirecek

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Êzidîlerden ‘Kurtulanlar Yasası’nda değişiklik girişimlerine dair açıklama

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır