• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Ağustos 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Demokratik ulus yeni çağın eşiği

24 Ağustos 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

Yazar-Avukat Gürkan Çakıroğlu ile süreci, devleti, bozulması gereken ezberleri, yeni dönemin ipuçlarını konuştuk:

  • Demokratik Cumhuriyet için silahların susması yetmez, barış yetmez; hukuk devleti gerekir. Türkiye ise hukuk devletine yıldızlar kadar uzak. Çok değil beş ila on yılımız var
  • Öcalan ve PKK, yerli ve milli imkanlarla itiraz ve isyanı beslemiştir. Öcalan asla Türklük karşıtı olmamış. Ulus devletler çağını kapatıp, demokratik ulus ile yeni bir çağı başlatmanın eşiğindeyiz
  • Üç temel amacımız olmalı. Birincisi ‘çerçeve yasa’nın uygulanması; İkincisi, Öcalan’ın liderliğinde Demokratik Cumhuriyet Partisi’nin temellerinin atılması; Üçüncüsü ise cumhuriyeti demokrasiye dayandırma…

Nezahat Doğan

Süreç Meclis’te kabul edilen “Çerçeve Yasa” ile birlikte yeni bir aşamaya evrildi. Oluşan kurullarla birlikte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın içinde olacağı Barış ve Silahsızlanma Kurulu işletilecek. Silah bırakan gerillanın dönüşü, eşzamanlı olarak Türkiye’de AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşması, sürgünde olanların dönmelerinin önünün açılması…

Yasa ile gelinen aşama bir başlangıcın ilk adımı.

Şimdi sürecin ilerleyebilmesi, toplumsallaşabilmesi, Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Toplumum oluşması için önümüzde uzun ve zorlu bir yol var. Bu yolda Abdullah Öcalan’ın ortaya koyacağı perspektifle Kürt siyasi hareketi de kendini yenileme ve kapsayıcılığı en geniş çerçevede yeni bir oluşuma hazırlanıyor. Demokratik Toplum ve Cumhuriyet Hareketi siyasal kapsayıcılığı ortaya koyan bir yaklaşım içeriyor…

Demokratik cumhuriyet ve değişim için yol nasıl yürünmeli? Abdullah Öcalan’ın paradigması topluma nasıl aktarılmalı? Önümüzdeki tehlikeler neler? Barış için sürecin toplumsallaşması nasıl sağlanmalı? Abdullah Öcalan’ın toplumla buluşması ne anlam ifade ediyor? Karşı mahalle süreci nasıl okuyor? Nereden bakmalı?

Bütün bu konuları karşı mahalle deneyimleriyle yorumlayan Yazar-Avukat Gürkan Çakıroğlu ile konuştuk.

  • “Çerçeve yasa”nın çıkmasıyla birlikte, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu paradigma, devletle oturduğu masa ve gelinen iki senelik süreçte nasıl bir yerdeyiz?

Geriye dönüp baktığımda oldukça uzun bir yolu geride bıraktığımızı, ufka doğru baktığımda ise daha yolun bir hayli başında olduğumuzu söyleyebilirim. “Çerçeve yasa” çıktı, her şey bitti zannedilmesin. Bilakis daha yeni başlıyoruz. Barış sadece başlangıç. Çok daha çetin ve çetrefilli bir faza geçtik. Hiç sınanmadığı şeylerle sınanacak Kürt siyasal hareketi, şeytan artık Kürtlere sağdan yanaşacak. Abdullah Öcalan ise satrancı artık tek başına oynamayacak.

  • Esas mücadele, adımlar şimdi mi başlıyor? Daha zor bir döneme mi giriyoruz?

Evet. Çünkü hedefimiz Demokratik Cumhuriyet! Ve Demokratik Cumhuriyet için silahların susması yetmez, barış yetmez; hukuk devleti gerekir. Türkiye ise hukuk devletine yıldızlar kadar uzak. Elbette dağdakilerin inmesi, zindandakilerin çıkması ve sürgündekilerin gelmesi çok ama çok mühim. Lakin bunlar çok kıymetli olmakla birlikte, nihai hedefimiz, esas varacağımız menzil adına çok da bir şey ifade etmiyorlar. Öcalan’ın dervişlerinin derviş olarak kalabilmeleri için vakit dar. Çok değil beş ila on yılımız var.

  • Menzil nedir?

“Çerçeve yasa”ya ve sürece dair, başından beri ifade ettiğim bir cümleyi tekrar etmek isterim; bu yasa veya süreç Kürt meselesini çözecek kalibrede değil ve olamaz. Bu süreç ve yasa sadece ama sadece Kürt meselesini terörize olmaktan çıkaracak. Bu kendi içinde büyük bir devrim, kıymetini bilmek gerekir. Zira bu sayede yola çıkma ve yoldaş olma imkanına sahip oluyoruz; iki yüz yıllık bir dönemi geride bırakıyoruz. Ama yetmez. Neden? Çünkü Kürt meselesinin sebebi hala ortada duruyor. Nedir o sebep? Hukuk devletinin yokluğu.

  • Peki karşı mahalleden bakıldığında Abdullah Öcalan ve paradigması ne anlatıyor? Buna karşılık olarak devlet ne yapmak istiyor?

Abdullah Öcalan meselenin çözümüne ömrünü vermiş. Nasıl oldu da Öcalan bunca zaman, bunca badire ve bunca tecride rağmen ayakta ve diri kalabildi çocukluğundan. Başka türlü mümkün görmüyorum. Öcalan’ın içindeki çocuk asla ölmemiş. Aksi halde bu bitmek tükenmek bilmeyen merakı, kesintisiz enerjisi ve ne yaşarsa yaşasın kin ve nefrete kapılmaması başka türlü izah edilemez. Bu sadece Kürtler için değil, Türkiye için büyük bir şans.

  • * Neden?

Çünkü Abdullah Öcalan bu toprakların evladı. Ve nihayet bin yıllık devlet aklının ölmediğini görmek de bir Türk olarak, Türk milliyetçisi olarak beni çok mutlu etti. Devlet; 1925’te kendisinin oturtulduğu (hapsedildiği) Kemalist paradigmadan Öcalan’ın paradigmasına geçişi kabul etmiş vaziyette. Memleketin bekası ve bölgenin huzuru adına Türkiye, dümeni Öcalan’ın paradigmasına kırdı. Zira Öcalan’ın paradigması Kemalist paradigmanın panzehridir.

  • Nasıl bir panzehir?

Şöyle ki; Kemalist paradigma tek tipleştirici, asimilasyoncudur; bu ikisi olmadığı taktirde ise ötekileştirici ve ezicidir. Ve bu paradigmanın bizatihi kendisi, içinde yaşadığımız coğrafya adına başlı başına bölücüdür. Kemalist paradigma dogmatiktir. Öcalan’ın paradigması ise bu paradigmayı parçalamak üzerine kendisini geliştirmiştir; çok sesliliğe dayanır ve entegrasyoncudur. Öcalan gibi adamlar için olmak diye bir şey yoktur, bu tip adamlar her daim oluş halindedir ve zihinleri göçebedir. Öcalan’ın paradigması bu oluş hali ile artık cumhuriyetçidir ve bu göçebelikten dolayı her fikre dair bir perspektif geliştirebilmektedir.

  • O siyasi hamleler nelerdir? Neyi ortaya koyuyor ve anlaşılmasını sağlıyor? Siz ne anlıyorsunuz?

Demokratik Cumhuriyet Partisi tahayyülü, tefekkürü, tasavvuru bu hamlelerin en somut halidir. Bu hareket ve parti, Türkiye ve Türkiye yüzyılı için hayati önemdedir. Üstelik sadece Türkiye için değil, bölge halkları için de hayati önemdedir. Türkiye yüzyılı dediğimiz ülkü, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) panzehridir. BOP’a saplanacak mızrağın sapı Türkiye Cumhuriyet devleti ise, mızrağın ucu da Öcalan’dır.

  • Şimdi buradaki karşıt görüşlere gelelim. Türk-Kürt fark etmiyor ilkel milliyetçilik süreci baltalamaya çalışıyor. Böylesi bir ortamda devlet, kendisini değişime zorlayan Öcalan’ın paradigmasına nasıl geldi? Büyük Ortadoğu Projesi’nin panzehri nasıl olacak?

Öcalan 90’lardan itibaren bunu söylüyor. Diyor ki “İsrail bizi yani Kürtleri, Kürt ulus devletiyle esir alıp kendisine piyade yaparak bölgeyi kan gölüne çevirmek istiyor. Ben buna müsaade etmeyeceğim.” Zaten 99’da MOSSAD ve CIA tarafından maruz kaldığı komplonun başlıca sebebi budur. Son iki yıllık Kürt isyanlarına baktığınızda hepsi bir dış kaynaktan beslenip, dış mihrakların onlara enjekte etmeye çalıştığı zehir üzerinden bir şeyler yapmaya çalışmış, onlar tarafından kullanılmıştır. Öcalan ve PKK bu halin tek istisnasıdır. Öcalan ve PKK, yerli ve milli imkanlarla itiraz ve isyanı beslemiştir. Öcalan asla Türklük karşıtı olmamış, Türk halkına düşmanlık yapmamıştır. Onun sorunu Kemalist rejim ve ulus devlet ile olmuştur. Bu anlamda ulus devletler çağını kapatıp, demokratik ulus ile yeni bir çağı başlatmanın eşiğindeyiz. Üniter devleti koruyarak lakin ulus devleti de aşarak, yani demokratik ulusla 1789’da başlayan yakın çağı kapatabiliriz. Bunu başarabiliriz. Bölge haklarına ve dünyaya ilham olabiliriz. Türkiye olarak; tüm bileşenlerimiz ile kendimize inanmamız gerekiyor. Türkiye yüzyılı dediğimiz şey aslında bu ve biz bunu başardığımızda ancak Gazze’deki soykırımın bir benzerinin yaşanmasının önüne geçebiliriz.

  • Şimdi tekçiliğe, kimlikleri yok sayan sisteme karşı Öcalan’ın demokratik ulus paradigmasının hayata geçişinde yeni oluşacak Demokratik Cumhuriyet Hareketi ve partisi Türkiye’ye neyi sağlayacak ya da sağlamalı? Aşamaları ne olmalı, nasıl umut vaat etmeli?

Türkiye yüzyılı demokratik cumhuriyet ile, demokratik cumhuriyet hukuk devleti ile, hukuk devleti ise toplumsal sözleşmeye dayalı anayasa ile mümkün. Böylesi bir anayasa ise korkuya değil rızaya dayalı siyaset ile mümkün. İşte Demokratik Cumhuriyet Partisi de burada devreye giriyor. Üç temel amacımız olmalı. Birincisi mevcut çerçeve yasanın fiilen uygulanabilir olması; yani dağdakilerin inmesi, zindandakilerin çıkması ve sürgündekilerin gelmesi. İkincisi, Abdullah Öcalan’ın fiili liderliğinde Demokratik Cumhuriyet Partisi’nin temellerinin atılması. Üçüncüsü ise anayasayı toplumsal sözleşmeye, devleti hukuka, cumhuriyeti demokrasiye dayandırma hayali ve fikri ile hareket edecek bir partinin yola düşmesi.

  • Kurulacak Demokratik Cumhuriyet Partisi’ne yönelik çalışmalar başladı anladığımız kadarıyla. Hangi bileşenlerden oluşan bir parti olmalı? Nasıl hareket etmeli?

Kaybedecek vaktimiz yok. Üç hedefin her biri birbirinden ağır ve zorlu. Demokratik Cumhuriyet Partisi’nin içerisinde her kesimden insanımız yer almalı. Yani belli bir etnik veya mezhepsel kimlikten ziyade Türkiye’nin her tonunun orada temsil edilmesi gerekiyor. Lakin vitrin süsü olarak değil. Yuvarlak bir masanın etrafında bir araya gelmemiz gerekiyor. Diğer türlü Türkiye’nin bu otoriterleşme cenderesinden çıkabilmesi mümkün değil. Bunun için hareketin ötekisinin olmaması gerekiyor. Elbette bu işin lokomotifi Kürtler. Hatta geçtim bu işi, Türkiye yüzyılının lokomotifi de onlar. Ama sadece onlarla olması da mümkün değil.

  • Diğer taraftan da değişim ve dönüşüm konusunda devlete karşı bir güvensizlik var. Nasıl güven telkin edeceği, ayaklarının nereye ya da nasıl sağlam basacağı konusunda hala birçok soru işareti var. Nasıl olacak?

Mücadele ederek. Ama ezmeye çalışarak değil, aşmaya çalışarak. Hizipleri telif, halkları terkip, hukuku tahkim ederek. Devlet dediğimiz yapı bin bir suratlı bir heyula. Lakin her şeye siyah-beyaz ikileminde bakmamak gerek. Hayata gri tonların hâkim olduğunu görmek gerek. Mutlak iyi ya da mutlak kötünün olmadığını idrak etmek gerek. Devlet içerisindeki bir kanadın devletin yüz yılı aşkın pratiğini bertaraf ettiğini ve bunun hiç ama hiç kolay bir şey olmadığını bilmek gerek. Siyaset devletin gerisinde kaldı; belki de ilk defa. Güvensizliği anlıyorum. Türkiye bir hukuk devleti olmadığı için bu gayet tabii bir durum. Bunu bilerek ama buna takılmadan hareket etmek gerekiyor. Durma ya da cayma lüksümüz yok. Zira her ikisi de kaybetmek demek.

  • Durumun ciddiyeti anlaşılmıyor mu?

Hayır anlaşılmıyor. Devlet içerisinde de siyaset içerisinde de savaştan beslenen insanlar mevcut. Bunlar varken aynı adımı atmak oldukça zor. Kurtla avlayıp kuzuyla ağlayan zihniyet maalesef milletin milli-dini duygularını suistimal, yaşanmış acıları ise istismar ediyor. Maalesef millete ve devlete kötülük ediyorlar. Eleştirmek elbette hak. Lakin tek bir yapıcı eleştirileri yok.

  • Aslında demokrasi ile demagojinin karışması mı söz konusu? Şimdiye kadar da hep böyle yürümüş. Bundan çıkmak için somut bir yaklaşım gerekmiyor mu?

Aynen öyle. Demokrasiyle demagoji çok karıştırılıyor ve demagoji sanki demokrasiymiş gibi anlatılıyor. Bizim yaşadığımız demokrasi değil, demagoji. Ve bundan çıkmamız gerekiyor. Ben Türk’üm, Türklüğümle gurur duyuyorum. “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyorum. Lakin bu benim Kürt’ten veya Çerkes’ten üstün olduğum anlamına gelmiyor, gelemez. Neden Türk isyan ettiğinde kahraman oluyor da Kürt isyan ettiğinde terörist oluyor? Bu riyakarlık kabul edilemez.

  • Türk için devlet ne demektir?

Türk için devlet demek barış demek. Türkçe devlet il demek. İl yani devlet, illeşmek üzerine kurulur. İlleşmek barışmak demek. Yani devletin var olma amacı barışın tesisidir Türkler için. Barış içerisinde yaşatacaksak devletleşelim der Türk. Oğuz bunu der ve üstüne de şunu ekler; “il gider töre kalır”. Yani devletten önce hukuk gelir. Peki hukuk nedir? En rafine haliyle toplumsal mutabakat, toplumsal sözleşmedir. Toplumsal mutabakat; kanunların üzerindedir. Kanunlar; toplumsal mutabakat üzerine inşa edilirse ancak adil olabilir. Yani hukuk; adaletin kavramının, yargı mekanizmasının ve kanunların üzerindedir. Türkiye’nin böyle bir toplumsal sözleşmesi var mı? Yok. 24, 61 ve 82; üçü de siyasal sözleşmeler.

  • Hala 82 Anayasası ile yönetilen bir sistemde 21 Anayasası revize edilip oradan yeni bir sisteme geçmek mi gerekir?

21 Anayasası toplumsal sözleşmeye en yakın olduğumuz an. Türkiye neden İngiltere’nin gerisinde kaldı? 1982 anayasası 1215 Magna Carta’nın bile gerisinde de ondan. 1923 hepimizin ama 1925 sadece küçük bir kesimin. Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Cumhuriyet’in çok ekmeğini yedim. Öcalan da Cumhuriyet çocuğu. Sırrı Baba’dan farklı düşünüyorum; biz bu Cumhuriyet’in çok hayrını gördük. Lakin Kemalist rejimin hiçbir hayrını görmedik; 1925 Cumhuriyet’i kötürüm bıraktı, körleştirdi. İkinci cumhuriyet diyorlar. Ne ikincisi, daha birincisi eksik, önce onu tamamlayalım.

  • Gerçek bir toplumsal sözleşme için, tekçi dayatmaların yerine o toplumu oluşturan unsurların birlikteliğini sağlama için bu güç birliği nasıl oluşturulmalı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan hep diyor ya bir olacağız vesaire. Olmaz Sayın Cumhurbaşkanı. Olamaz. Bir olmak Allah’a mahsus. Biz insanlar ancak birlik olabiliriz. Türkler ve Kürtler “bir” olamazlar. Araplar ile Türkler veya Kürtler ile Farslar “bir” olamazlar. Aleviler ile Sünniler “bir” olamazlar. Ama birlik olabilirler, olabiliriz. Maharet de burada. Ve birlik olabilirsek de eğer, önümüzde hiç kimse duramaz bizim. Tarihi müktesebatımız en büyük hazinemiz ve ilham kaynağımız. Türkiye yüzyılı, bir olmakla değil birlik olmakla mümkün.

  • Önümüzdeki süreçte İmralı’nın kapıları açılıp geliş-gidiş imkanları yaratıldığında İmralı’ya gitmeniz durumunda ne sormak ya da neyi tartışmak isterdiniz?

Eğer böyle bir şey olursa ve gitmem gerekirse; geçmişten ziyade geleceği konuşmak isterim. Geçmiş ortada, belirsiz olan gelecek. Nasıl yapacağız? Gilles Deleuze ile Yunus Emre aynı şeyi söylüyor. Bunun manasını idrak etmek gerek; doğu-batı diye ayırmamak gerek. Biz onların söylediğini siyasetin pratiğine nasıl aktarabiliriz, mesele bu. Nallıhan’dan, Sakarya’nın eteklerinden düşmeli bu parti yola derim Öcalan’a. “Ağyar dahi yar bize, kamu alem bir bize” diyerek düşmek gerek yola derdim. Bitmeyen oluş üzerine ve göçebeliği asla bırakmadan düşmek gerek yola derdim. Geçmişin pusulasında ama her daim geleceği konuşurdum; Türkiye yüzyılı, ve Demokratik Cumhuriyet Partisi’ni konuşurdum. Bir de Yüzüklerin Efendisi geride kaldı, Game Of Thrones var fırsat olursa bunu izleyin derdim. Karanlık tarafa geçmemek için de Anakin’i unutmayın diye eklerdim herhalde.

  • Peki bunları konuşurken Abdullah Öcalan’ı nasıl anlamak gerekir? Siz nasıl anladınız onu bir Türk milliyetçisi olarak? Milliyetçi kanattan gelen bir isim olarak bütün bu savunduklarınız etrafındakiler en yakınlarınız tarafından anlaşılıyor mu?

Zor. Ama imkânsız değil.

  • Anlaşılmama nedeni ne?

Öcalan anlaşılmıyor demek doğru değil. Öcalan bilinmiyor. Bilinmeyen nasıl anlaşılsın? Kitapları yasaklanmış, onlarca yıl tecrit altında tutulmuş ve 35 sene önce yaptığı bir röportaj dahi bugün daha yeni yayınlamış birisinden bahsediyorsunuz. Bugün iktidara yakın kanallara baktığınızda meselenin anlaşılmasına ve anlatılmasına dair bir yayın politikası görüyor musunuz? Hayır. Bakın ben pozitif bir ayrımcılık yapılsın demiyorum asla. Ama bırakın da İmralı’daki adam veya ona yakın insanlar da konuşsun, dinleyin bakalım. Hangi söylediğine, söylediklerine itiraz edeceksiniz bir görelim.

  • İmralı’nın kapıları açılsa, Abdullah Öcalan kendi yapmak istediklerini diğer karşıt olan kamuoyuna aktardığında ve konuştuğunda ne yapmak istediği daha net anlaşılabilir o tabular kırılmaz mı?

Muhakkak. Bakın ben bir aydın veya entelektüel ya da gazeteci değilim. Yazıyorum evet. Ama siyaset yapmanın başkaca bir imkanını göremediğim için yazıyorum. Yani aslında siyaset yapıyorum. Ve daha yolun başında, siyaset yaparken milleti kandırmayacağıma yemin ederek çıktım yola. Uzun bir yolculuk oldu ve bugünlere geldim.

Misal 10 yıl, 15 yıl önce bırakın sizinle sohbet etmeyi, selamlaşamazdık bile. Türkiye bölünsün, batıdaki Kürtler gitsin oraya, oradaki Türkmenler gelsin buraya Türkiye Cumhuriyeti’ni kursunlar, biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak yaşayalım. Onlar da gitsinler Kürdistan’da ulus devlet kursunlar, yaşasınlar. Ben bu kadar sert bir adamdım. Yani bu kadar kaba, bu kadar sekterdim. Milletin de zamana ihtiyacı var. Millet samimiyeti hemen tanır. Endişe etmeye gerek yok.

  • Siz kendi algınızı nasıl değiştirdiniz, ezberlerinizi nasıl bozdunuz? Ne değiştirdi kabalığı ve sekterliği?

Sağ olsun İYİ Parti’ye, hakkını inkâr edemem. Biliyorsunuz siyasete orada başladım. Milliyetçilik taslayan abilerin ve ablaların ne kadar riyakâr ve şovmen oldukları hususunda çok öğretici oldu benim için. Bu arada bu hal İYİ Parti’ye özgü bir şey de değil; hemen hemen her partinin durumu maalesef bu. Lakin bu siyasi pratiğim milliyetçilik meselesine sloganların ötesinde bakmaya zorladı beni. Ve baktıkça da gördüm ki bize anlatılan Türk milliyetçiliğinin Türklükle ve Türk ile alakası yok. Türk tarihini resmi tarihin ötesine geçerek okumaya başladım. Akabinde ise hasmımı tanımak adına eşzamanlı olarak Kürt meselesi ve Öcalan okumalarına başladım. Oldukça yoğun çalıştığımı ifade etmem gerek. Öyle ki kutup yıldızı olarak gördüğüm isimler yıldız gibi kaydılar birer birer, hasım bildiklerim ise hısım çıktılar teker teker.

  • Sonra? İnsanlar da zamanla senin tabirinle senin gibi bir oluş halini yaşar mı?

Şüphesiz. Lakin insanlara zaman vermek gerek. Kara propagandayla ve çok büyük acılarla onlarca yıl geçti. Herkes siyasetle böylesine yoğun ilgilenmek zorunda değil, olamaz da zaten, bedeli de ağır ayrıca. İnsanların rutin hayatları var, gündelik dertleri veya keyifleri var. Yalanın hakikati boğduğu bir elli yıl geride kaldı. Kolay değil. Millete zaman tanımak lazım. Annem bile hala her yazıdan sonra arıyor; “Oğlum yine neler yazmışsın, iyi güzel barış olsun ama bizim devletimiz kıyıcıdır, bu işlerin ne olacağı belli olmaz” diyor. Aynı annem “Allah devlete zeval vermesin” cümlesini ezan gibi günde beş vakit söyleyerek büyüttü beni. Hala daha da der.

  • Ülkücü taraf anneden mi geliyor yani?

Evet ülkücü damarım annemden gelir, babamdan gelmez. Babam, Menderes-Demirel çizgisinde tipik bir merkez sağcı. Devletçi bir ailede büyüdüm, iktidar ile devleti asla bir tutmazlar bizde. Küçükken Battal Gazi ve Tarkan bizim evin tekrar tekrar izlenen filmleridir. Halen de denk gelirsem izlerim valla. Anlatıyorum dilim döndüğünce insanlara. Anneme de diyorum “Hakikati gördüm ben anne, artık ona sırtımı dönemem”. Daha doğrusu dönemiyorum, denedim ama olmadı. Huzursuzluk boğdu beni, yazmaya ve konuşmaya devam ettim. Barış dili ile hukuk üzerine siyaset yapmak hem cumhuriyete hem de millete olan bir borç benim için aynı zamanda. Kader; bakalım nasıl tecelli edecek.

  • “Demokrasiye geçen yol Silivri’den değil İmralı’dan geçer” sözünü siz nasıl okudunuz?

Türkiye’nin temel meselesi Kürt meselesi değil. Türkiye’nin temel meselesi hukuk devletinin yokluğu. Lakin hukuk devletinin yokluğunun en büyük yansıması da Kürt meselesi. Silivri’nin yani İmamoğlu’nun hukuk devletine dair klişe sloganların ötesinde bir şey söylediği yok. Bir şey bildiği de yok. Maruz kaldığı zulüm dahi meselenin ne olduğunu idrak etmesini sağlamadı. Demokrasiye giden yol İmralı’dan geçiyor evet. Tabii İmralı müesses nizama itiraz etmeye devam ederse.

  • Peki bu neden anlaşılmıyor? Kimse demokrasi için mücadele etmiyorsa bu söylemlere neden itiraz var? Neden Abdullah Öcalan’ın durumu kabullenilemiyor?

Kibir ve kompleksten. “Vay efendim bu iş Apo’ya mı kalmışmış”. Bu sizin için dertse eğer kardeş, üzgünüm dertlenin. Evet bu iş Üveyş’in oğluna kaldı. Çünkü siz ve sizin gibiler üç maymunu oynadınız, konfor alanında yatıp yuvarlandınız ve memleketin temel meselelerine dair kafa yormadınız. O yüzden bu iş ona kaldı, yapacak bir şey yok. İyi ki de kaldı, en azından kalan bir kişi var. Siyaseten Erdoğan ve Bahçeli büyük pratisyenler. Onlar olmadan asla olmazdı elbet bu süreç. Lakin ikisinde de teori çok zayıf. O yüzden Celal Adan teşekkürü eksik etti diye yazdım; Erdoğan ve Bahçeli’ye teşekkür edelim elbet. Ama Öcalan’a da teşekkür edelim.

  • Abdullah Öcalan’ın Türkiye toplumuna seslenmesi çok önemli… Ne yapmak istediğini kendisinin anlatması neleri değiştirir?

Devletin yekpare ve kara propagandasının bu millet çok mağduru oldu. Şimdi bunun tam tersi için bir ihtimal var. Devlet bu kara propagandayı bırakıp demokratik ilkelere göre bir propaganda yürütürse, yayıncılık yürütürse millet bu işi çözer. Biz son 10 yılda her seçime terör, terörist denilerek herkes birbirini terörize ederek girdik. Şimdi bu bitti. Bu bile o kadar büyük kapılar açıyor ki önümüzde. Şimdi bir sonraki seçimde terör yok, terörist yok, parçalanma yok, bölünme yok… Artık Hukuk var, demokrasi var, ekonomi var. Daha çok emek, daha çok çaba, daha çok gayret gerekiyor. Daha çetin bir mücadele içerisinde olacağız.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Güneşe gömülenler ve askerin türküsü

Sonraki Haber

Özgürlük Hareketi’nin tarihsel dönüm noktaları ve kavramsal-kurumsal gelişim

Sonraki Haber

Özgürlük Hareketi’nin tarihsel dönüm noktaları ve kavramsal-kurumsal gelişim

SON HABERLER

Özgürlük Hareketi’nin tarihsel dönüm noktaları ve kavramsal-kurumsal gelişim

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Demokratik ulus yeni çağın eşiği

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Güneşe gömülenler ve askerin türküsü

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Kürt sinemasının hafıza yolculuğu (1)

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ağustos 2026

Ankara Mamak’ta yangın: Söndürme çalışmaları devam ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Madenciler direnişlerini yeni bir aşamaya geçirecek

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Êzidîlerden ‘Kurtulanlar Yasası’nda değişiklik girişimlerine dair açıklama

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır