Adlar, lakaplar, kodlar ve veriler silsilesi. Günler sayıların ardında kalan hayatları örtbas etmekle geçiyor. Kahır yılları, onur savaşı, hayatta kalma ve hayatı yakalama arayışı, bir haritadır ve dünyanın aynasıdır. Elbette buradan bakınca.
Buralardan bahsederken, buraları hep eskilerle hatırlıyoruz. Hatırlamanın bile eski ve eksik kaldığı zamanlar, yaşandı, yaşanıyor ve belki yaşanacak yeniden. Rekabetlerin ateşi, hırsların felaketi, yüzleşmelerin hayati kısımları ve kıyaslamaları örüyor insanın çevresini de çeperini de. Hüznün inzivaya bile çekilemediği buralar, elbette.
Diğerkâm tavırlar, bekleyişler, betimlemeler, benzetmeler ve özlemek en çok da. Hayıflanan anıların yağmuru, insanı bir köşeye çeker, yalnız bırakır hem de dünyanın orta yerinde. Kıymet ile kıyamet yer değiştiriyor aynı cümlede, sadece. Dünyadan geçenler, sadece geçmiş olmadılar ve bıraktılar elbette.
Tekrarların cenderesinde ve ezberlerin himayesinde kalan hayatlardayız. Sonrası bir uçurum serinliği ya da aradığımız sığınaklar. İnsan kendi çölünü de denizini de dağını da hatta buzullarını da biliyor. Efsanelerden şölenler, kehanetlerden festivaller, tedbirlerden de teselliler buluyoruz. Çünkü burası burada kalmayandır elbette.
Sevgilerin öfkesi, hissetmenin neşesi, kelimelerin imtiyazsız etkisi, bir heyula gibi hayatımızın bir yerlerinde ve yön vermekte. Gürültü ve görüntü hapishanesinde, dışarısı neresidir diye bir cevap nerede kaldı diye çevrilir. Vaatler özgürlük, takvimler devrimler gösterirken, kırılan bir ayna ile baş başa kaldık. Paramparça olup parçaladık elbette.
Hatırlamanın yad etmeyi çağırdığı burası, el verdiği kadar bir yerde ve zamanda durup dünyanın dönmesini izliyor. Sırların faş edilmesi, ısrarların esir alınması asırlardır yanımızda ve bir çember olup bir pusulayı gösteriyor. Bakmak ve görmek arasında bilmek diye bir dünya harikası var. Henüz yabancı bize ve bizim gittiğimiz yola, elbette.
Feda edilen güzellikler, cesaretler, vazgeçilmiş adımlar ve bizi boşluklara boğan heder olmalar ve telafisi tarifini aramaya muhtaç olan sorular. Sessizliklere önce bir dil sonra da bir yankı bulmalı, öyle ki bir çağlayan gibi yolunu bulmalı ya da yapmalı. Çünkü burası burada kalamayanındır elbette.
İtirazların gölgesinde, isyanların yanı başında geçen günler, aylar ve yıllar. Meşhur edilmiş inkârlar, memnun edilmiş imhalar ve daha neler neler geçti buralardan. Sonra bir söz kuruldu, barikat niyetine; kimler geldi geçti ama ne olursa olsun biz buradayız hâlâ. Bize güzellikler borçlu kaldılar, elbette.
Menfaatlerin ateşinde insan gider hep bir başkasını yakar. Denilir ki cehennem öyle bulundu, hem de ilk ateşi bulan tarafından değil; düşünenler yüzünden. Serbest bırakılan hayaller, rüyaları asimile etti ve kâbuslar herkesi her şeye dönüştürdü. Benzemek yeryüzüne bırakılan bir miras olarak kaldı elbette.
Kurşuna dizilen sezgiler, elleri ve ayakları bağlanan umutlar, birer birer kendini gösteriyor ve insan buna hayran hayran bakıyor. Zamanlar vardı deniliyor, kirletilmemiş zamanlar hem de. İnsan unutmadan özlüyor ve gelmesini bekliyor. Zaten beklemekti dünya ve biz, elbette.
Haftanın kitap önerisi: Jorge Luis Borges, Alef / Çeviren: Emrah İmre, Can Yayınları









