‘Jin, jiyan, azadî’ eylemlerine tanıklığını anlatan Soda Javan, ‘’Jin, jiyan, azadî’ giderek ataerkilliğe ve baskıya karşı ortak bir slogana, özgürlük ve yaşam talebinin ifadesine dönüştü’ dedi
Jîna Emînî, katledilmesinin ardından başta Rojhilat olmak üzere İran’daki kadınların isyan sembolüne dönüştü. Ölümünün üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen “Jin, jiyan, azadî” sloganı hala ülkede temel taleplerin buluştuğu felsefe olmaya devam ediyor. Rohilat’taki eylemlere katılan ressam Soda Javan, eyleme dair tanıklığını anlattı.
Eylemlere katıldıktan sonra İran’dan ayrılmak zorunda kalan Soda Javan, Almanya’da o günlerin tanıklığından ilham aldığı kadın portreleriyle mücadeleyi dünyaya tanıtıyor.
‘Mesele yaşam hakkı’
İranlı ve Rojhilatlı kadınlar için Jîna Emînî’nin katledilmesinin sadece “insan öldürme” olmadığını vurgulayan Soda Javan, şunları söyledi:
“Jîna’nın katledilmesi aynı zamanda ‘İslam Cumhuriyeti’nde bir insanın hayatının, hükümetin ‘tesettür’ ya da başka herhangi bir ad verdiği bir gerekçeyle bu kadar kolay değersizleştirilebileceğini gösterdi. Bu olay, İran rejiminin ataerkil niteliğini de açığa çıkardı. Kadınların yaşamlarının ve özgürlüklerinin kolaylıkla kısıtlanabildiği, hatta hayatlarının ellerinden alınabildiği bir yapı olduğunu gösterdi. Jîna’nın ölümü, meselenin yalnızca başörtüsü olmadığını, asıl meselenin kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü, onuru ve kendi bedenleri ve yaşamları üzerindeki söz hakkı olduğunu ortaya koydu.”
Direniş tanıklığı
Sine’deki yoğun protestolara tanıklık eden Soda Javan, 7’den 70’e herkesin sokaklara döküldüğünü söyledi.
Direniş tanıklığını paylaşan Soda Javan, şöyle devam etti:
“Buna karşılık, neredeyse bütün caddeler güvenlik güçleri, sivil polisler ve motosikletli polislerle doluydu. Bu ağır güvenlik atmosferine rağmen insanlar her defasında kentin başka bir noktasında yeniden toplanıyor ve protestolar tekrar tekrar gerçekleşiyordu. Ben bizzat güvenlik güçlerinin halka yönelik son derece şiddetli müdahalelerine tanık oldum. Erkeklerin özel bölgelerine ateş edilmesinden göz yaşartıcı gaz kullanılmasına, insanların cop ve kablolarla dövülmesine kadar birçok şiddet biçimine tanık oldum. Bu sahnelere tanık olmak benim için çok acı ve sarsıcıydı.”
‘Şirin Elemhuli’den duyduğum slogan’
Soda Javan, eylemlerin temel sloganı olan “Jin, jiyan, azadî”yi ilk kez 9 Mayıs 2010’da İran rejimi tarafından idam edilen Rojhilatlı Kürt kadın siyasetçi, hak savunucusu Şirin Elemhuli’den duyduğunu söyledi. Şirin Elemhuli’nin cezaevinde kaldığı süre boyunca bu sloganı pek çok kez duvara yazdığını belirten Soda Javan, sloganın Rojhilatlı kadınlara ilham olduğunu ifade etti.
‘Kadın özgürlüğünün sloganı’
Jîna Emînî’nin katledilmesiyle sloganın tekrar ve daha güçlü bir şeklide haykırıldığını belirten Soda Javan, şunları kaydetti:
“Kuzey Kürdistan’da ilk defa dile getirilen slogan daha sonra Kürdistan’ın sınırlarını aştı. Farklı ülkelerde de ataerkilliğe karşı, kadınların özgürlüğü ve eşitliği için kullanılan bir slogana dönüştü. İnsanlar bu sloganı kendileri bir şehirden diğerine taşıdılar. Jîna’nın öldürülmesinin ve protestoların başlamasının ardından slogan Sine, Seqiz ve Rojhilat’ın diğer kentlerinden İran’ın tamamına ulaştı ve kısa sürede üniversitelerde, sokaklarda ve çeşitli protesto gösterilerinde duyulmaya başladı. Sosyal medya ve videoların yaygın bir şekilde paylaşılması, sloganın kısa sürede coğrafi sınırları aşmasını sağladı. Daha da önemlisi, İran’ın farklı bölgelerindeki insanlar kendilerini bu üç kelimenin anlamında görebildiler. ‘Jin, jiyan, azadî’ giderek ataerkilliğe ve baskıya karşı ortak bir slogana, özgürlük ve yaşam talebinin ifadesine dönüştü. İran’daki pek çok kimlik bu slogan etrafında yekvücut haline gelip, birlikte hareket etmenin de birlikte yaşamının da mümkün olduğunu fark etti.”

‘İnsanların sesi olmaya çalışıyorum’
Eylemler ardından artan baskılar nedeniyle yaşadığı Sine’yi terk etmek zorunda kaldığını ifade eden Soda Javan, eylemlerin ardından pek çok insanın hayatının kökten değiştiğini belirtti.
Soda Javan, kendi durumuna dair şunları dile getirdi:
“Artık sessizliğin ve zulmün yükünü geçmişte olduğu gibi taşımaya devam edemezdik. Ben de sesleri bastırılmış insanların sesi olmak istediğimi hissettim. 28 yıllık hayatım boyunca kurduğum her şeyi; ailemi, arkadaşlarımı ve büyüdüğüm toprakları geride bırakmak zorunda kaldım. Kalmak ve sessizliğe gömülmek yerine, resim yaparak ve elimden gelen her şeyi kullanarak topraklarımda baskıya, kadın cinayetlerine ve adaletsizliğe tanık olan insanların sesi olmaya çalıştım. Benim için bu yalnızca kişisel bir tercih değildi; artık karşısında sessiz kalamayacağım bir duruma verdiğim tepkiydi.”
Haber: Ceylan Şahinli / MA









