• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
15 Eylül 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Özgür düşünce cesaret ve sorumluluk ister

15 Eylül 2026 Salı - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum
  • Tüm savaş, verilen bedeller, çekilen acıların ve yürütülen mücadelenin tamamı orantısız bir çelişkinin yok sayılan öğesi olmayı aşma arayışının ter dökümleri. Geçen zaman, çelişkinin belli boyutlarda anlaşılması ve Kürt varlığının yok sayılma hanesinden varlığı kabullenilen hanesine geçmesiyle bir ara durağa ulaştı
  • Herkesin sözü özünde kendini anlatır. Çünkü söz insanın özünden çıkan, özünden doğan bir şeydir. Özgürlüğe cesaret edemeyenlerin konuşmaları da kendilerinden başkasını anlatamaz. Özgürlük uğruna canını ortaya koyanları anlatmaya hiç yetmez. Halkımız, mücadele değerlerimiz ve yetişen genç nesiller hiç kimseye şehitlerimiz üzerinden kirli siyaset yapma hakkı vermeyecektir
  • Savaş sürecinde savaşı anlamayanların barış sürecinde barışı anlaması beklenemez. Savaş süreçlerinde savaşı anlamayıp bugün barış sürecinde sık boy gösterenlerin doğru anlam inşa edemedikleri herkesçe bilinmektedir. Doğrusu barış kavramından anladıkları da büyük zorluklarla geliştirilen sürecin anlamına denk değil, tersi yöndedir

Dilzar Dîlok

Kürt halkı ile egemen ulus devletler arasındaki ilişkide 20. yüzyıl boyunca tanık olunan çelişki orantısız bir çelişkiydi. Türkiye Cumhuriyeti somutunda ise bu bölgesel bir içeriğe denk düşer. Soykırım siyaseti uygulayan ve giderek bunu bir devlet siyasetine dönüştüren bir klik karşısında milyonlarca nüfusu olan bir halkın inkar-imha çizgisine dayalı olarak uğradığı tüm fiziki zor uygulamaları bir yana, yürürlükte tutulan yok sayma hali, Kürt halkının bu orantısız çelişki zeminine karşı çıkmasının hem gerekçesi hem engeli haline getirilmişti. En yoksulların içinden sıyrılarak 1970’lerde Türkiye sosyalist mücadelesi içinde ortaya çıkan en aydın ve toplumsal özgürlüğe en duyarlı, özgürlüğe en fazla cesaret edebilen bir grup genç öğrencinin çıkışı, düşünülmeye dahi cesaret edilmeyeni düşünme ve söyleme anlamında aynı orantısız çelişkinin bir karşı tezahürüydü. Onlar salt söylemleriyle kalmadılar, eyleme geçtiler, mücadelenin önemli tarihsel dönemecini inşa ettiler, tüm ömürlerini ve yeri geldiğinde de canlarını verdiler. Ve bir kıvılcım olmayı başardılar. Başardıkları çizgi, 20. yüzyıl 21. yüzyıla evrilirken Kürt halkının temel tarihsel momentlerinden birini oluşturdu. Ve bugün Türkiye siyasetinin tüm gündemini belirlemekte, Türkiye yüzyılının da geleceğini belirleme iddiasındadır.

Önderliğin eşik metaforu

Geçen yarım yüzyıl, söz konusu çelişkinin orantısızlığının giderilme girişimleriyle yüklüdür. 50 yıllık mücadele orantısızlığı gidererek orantılı bir mücadele ve demokratik müzakere zemini yaratma yıllarıdır. Tüm savaş, verilen bedeller, çekilen acıların ve yürütülen mücadelenin tamamı orantısız bir çelişkinin yok sayılan öğesi olmayı aşma arayışının ter dökümleridir. Geçen zaman, çelişkinin belli boyutlarda anlaşılması ve Kürt varlığının yok sayılma hanesinden varlığı kabullenilen hanesine geçmesiyle bir ara durağa ulaştı. Önderliğimizin eşik metaforu bu tarihsel ara durağı anlatır. Bu ara durak, orantısızlığın önemli ölçüde giderildiğini ve bir dengenin yaratıldığını gösterir. Bunu söylerken Kürdistan özgürlük mücadelesinin savaş ve silah gücüyle Türkiye Cumhuriyeti ile yarıştığını, denkleştiğini söylemiyoruz. Ontolojik olarak yaratılanlar bu orantısızlığı aşma gücünde olmuştur. Orantısızlığın azalışı, çelişkinin her iki tarafta dayandığı payandaların sarsılması ve yürütülen yöntemlerin sonuç almamasının fark edilmesiyle ilgilidir. Soykırım siyaseti sonuç alamadı, Kürt isyanları giderek bilinçli Kürt özgürlük mücadelesine dönüştü ve Kürt varlığı yok sayılma cenderesinden kurtularak kendini bölge ve dünya halklarına tanıttı. Bir Kürt dinamiği oluştu ve Ortadoğu-dünya dengelerinde resmi statü olarak tanınmasa da inkâr siyasetinin başlamasından önceki konumuna bir kez daha yakınlaştı. Bu konum, Kürt dinamiğinin bölge dengelerinde önemli bir unsur olarak kendini var etmesidir. Eşikten kasıt biraz da budur. Bu anlamda mücadelemizin geldiği düzeyin ortaya çıkardığı sonucu ve Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin önemini anlamamak mümkün değildir. Karşı olanlar anlamadıklarından değil, sürecin sonuçlarının kendi menfaatlerine uygun olmamasından karşı durmaktadır. Dost düşman herkesin ortaklaştığı kanaat, bu savaşın bitmesi ve bu sorunun çözülmesi gerektiğidir. Farklı kaygılarla birlikte tüm Türkiye halklarının temel talebi Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt halkı başta olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin kolektif haklarının yaşamasını sağlayacak demokratik toplum kriterlerinin hukuksallaşmasıdır. Tabi işin içine şovenist ya da milliyetçi tutumlar veyahut başka çıkar unsurları girmiyorsa.

İktidar yüzyıllık bir sorunu çözme sorumluluğundan uzak

Sürece dair anlaşılmayan hususların olması da garipsenecek bir durum değildir. Anlaşılmamanın kaynağında sürecin yeterli açıklıkta yürütülmemesi var. Bu da iktidarın bir garantör güç olmadan “yerli ve milli” çözüm diye sunduğu tarzla ilgili görünmekte, özünde hakim siyasetten yeteri kadar uzaklaşmama ve tüm toplumsal kesimlere bu sürecin gerekliliğini tarihsel toplumsal boyutlarda anlatamamış olmakla ilgilidir. Bundan dolayıdır ki iktidara yakın basın kuruluşları söylemin dili ve ruhu anlamında da yüzyıllık bir sorunu çözme sorumluluğundan uzak yaklaşım içindeler. Elbette bu durum, iktidarın resmi kurumlarının aldıkları kararların uygulanışından dolayı yaşanmaktadır. Bunu bilmek de tüm halk kesiminde iktidarın sorunu çözme anlamında yeterli, samimi ve güvenilir adımlar atmadığı fikrini diri tutmaktadır. Bunun aşılmaması giderek bunun bir yanlışlık ya da pazarlık icabı ağırdan alma durumu olmadığını iktidarsal-partisel çıkarlara dayalı planlamaların gereği olduğu kanısı uyanmaktadır. Toplum kaygısı böyle bir zemine dayanırken anlaşılmayışa dair tüm endişe ve tepkilerin birileri tarafından Özgürlük Hareketi’ne özelde de Önder Apo’ya yöneltilmesi de Kürt halkının inkâr-imha siyasetine hizmette ısrarı ortaya koyar. Özgür düşüncenin bedeli büyüktür. Bunca kendi derdine düşmüş olanlar özgür düşünceye cesaret edemezler. Kendi başlarına ayakta da duramazlar. Lakin küçük de olsa her özgür eylem, her özgürlük adımı ise büyük cesaret ister.

Savaş sürecinde savaşı anlamayanların barış sürecinde barışı anlaması beklenemez. Savaş süreçlerinde savaşı anlamayıp bugün barış sürecinde sık boy gösterenlerin doğru anlam inşa edemedikleri herkesçe bilinmektedir. Doğrusu barış kavramından anladıkları da büyük zorluklarla geliştirilen sürecin anlamına denk değil, tersi yöndedir. Çünkü ânın içinde eylemin olması, ânda oluşan söylemin hakikatidir. Anlamamak bir eksiklik değildir ancak anlamsızlık üzerinden eylemsiz söylem inşa etmek hakikat eksikliğini kurumsallaştıran bir durumdur.

Demokratik toplumcu birey kendini inşa etti

Önderliğin geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne karşı kimi dost çevrelerin eleştirilerini, aşırı kaygılı ve temkinli yaklaşımlarını saygıyla karşılamaktayız. Zira bunlar demokratikleşmeyi hakikaten dert edinen duruşlardır ve kaygıları da mücadelenin sürekliliği anlamında ele alındığında daha bir değer kazanıyor. Bu tutumlar bir tartışmayı, paylaşmayı geliştirebildiğinden de kolektif bilince büyük katkı sunuyor. Türkiye’deki en milliyetçi kesimin başlatılmasına büyük vesile olduğu süreç, Türkiye toplumunu etkiledi ancak bu etki, söz konusu yaklaşımların pratikleşmede yaşadığı sorunlardan kaynaklı süreklilik arz etmedi. Kimi şovenist çizgi sahipleri karşıt oldu. Yine genelde kendini iktidar karşısında muhalif olarak konumlandıranların kararsızlığı, bilmezlikten ya da tutumsuzluktan ziyade güçlü tarihsel-güncel tahlil yapamamaktan ve kendilerini her dönemin muhalifi olarak konumlandırmanın iktidarsızlığından da beslendi.

Sürecin, Kürt milliyetçisi olduğunu iddia edenler tarafından sözde Kürtçü yaklaşımla ele alınışı da muamma değildir. Çünkü bu minvalde hareket edenlerin derdi Önderlik karşıtlığı yapmak ve sahte Kürt önderleri yaratmanın yarım asırlık umarsız kavgasını sürdürmek, oradan beslenme alışkanlığının doğal olarak dışına çıkamamaktır. Buna karşılık Önderlik baştan beri bir Kürtçü ideoloji ve yaklaşımı esas almadı, bir sosyalist olarak, demokratik toplumcu bir birey olarak kendini inşa etti ve Kürdistan özgürlük mücadelesini de bu eksende yapılandırdı.

Anlamamak ya da kolay ikna olmamak da anlam barındırır. Lakin bunun ötesi eylemin mahiyetini araştırmayı gerektirir. Bunu akademik eğitim almış kimi bireylerin yapması durumu daha vahim kılmaktadır. Maksadımız tek tek bireylerle uğraşmak değildir. Ancak değerlendirmelerinin yarısını resmî ideolojiden ve dijital çağın kavramlarından devşirmiş olanların süreç konusundaki duruşları da içine girilen durumun sanıldığından daha diplerde olduğunu ortaya koymaktadır.

Nihayetinde bireye bir şeyleri söyleten-yaptıran bir güç vardır. Bu güç ya manevi-anlamsal bir güçtür, değilse maddi-uygarlıksal-iktidarsal bir güçtür. Bu durumda, provokatif çıkışları iş edinenler bunca çabası kim-ne içindir? Bunca gayret nedendir? Eğer Kürt halkının özgür yaşamasına dair kaygı yaşanıyorsa, ki bunu çok iyimser bir varsayım olarak belirtiyoruz, bu kaygı neden şimdi ve böyle bir kimlikle zuhur etmektedir? Bunca yıl bu kaygı neden bu düzeyde harekete geçmemiştir? Kürt halkı yarım asırdır amansız bir mücadele verirken girişilen kariyer edinme savaşları, edinilen akademik diplomalar ve sınırsız bireyci-bencil arayışlar ve kendini konumlandırmalar nasıl açıklanabilir? Antropoloji, tarih, siyaset bilim, uluslararası ilişkiler ve başka birçok dalı bir arada okuyup “bir şey” olmaya çalışırken ve bu alanlarda görülen eğitime rağmen bir anlam üretemeyenlerin güncel siyasete dair provokatif çıkışları da Kürtler açısından özgürlük ve hakikat cephesinde “bir şey” olunamadığının ilanı oluyor. Oysa akademik eğitim bir ciddiyet ve disiplin gerektirir. Bilimin iktidar lehine araçsallaştırılması (biz buna bilimcilik diyoruz) bilgiye-bilime yapılacak en büyük saldırıdır.

Kürt sorunu Ortadoğu’daki herkesi bir şekilde ilgilendirmektedir. Çünkü bölgenin demokratikleşme sorunu tam da burada kördüğüm haline getirilmiştir. Sorun Gordion düğümü haline gelmişken, Önderliğimizin sabırla ve uzun mücadele yıllarıyla birlikte ele alarak başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci, sorunu çözmenin en hakikate ve özgür yaşama yakın çözüm yoludur. Buna mukabil söz konusu provokatif çıkışlar İskender çözümü bile olamazken, düğüm hakkında yorumları abesle iştigal olur.

Özgürlüğe cesaret edemeyenlerin konuşmaları

Herkes konuya dair söz söyleyebilir. Ancak en katliamcı zamanlarda sistemin karşısında değil içinde olanların çözümün karşısında oluşları da anlaşılmaz değildir. Hakim sistem çocuklarımıza hayatı zehir ediyorken, gencecik Kürt çocukları sistem içinde yaşamayı, okul okumayı işkence sayıp dağlara çıkarken, henüz 18 yaşını doldurmamışsa bile dağ başlarında eğitim görerek yaşını doldurmayı seçiyorken, dört ülkenin sınırları arasında özgürlük arayışını cesurca sürdürürken, ülkesi uğruna can veren genç kızların bedeni teşhir edilir ve Kürt erkekliği de bu yolla karılaştırılırken ve özgürlük haykırışı Kürtlerin adını tarihe yazdıracak kadar büyük bedeller isterken-alırken, bu tipler nerelerdeydi? O zamanlar bu tiplerin sessizce bir kuytuda salt kendiyle uğraştığını, kendi toplumunun derdini dert etmeyişini, hâkim sistemin ve söz konusu soykırım cenderesinin gölgesinde sinip kalışını bilmemize rağmen tarihsel süreçlerdeki tutumlarının olağan karşılanması beklenemez.

Kendi toplumsallığında özneleşemeyenler karşıt toplumsallık içinde özneleşemezler. Bu gerçeğe rağmen kimilerinin PKK saflarında mücadele yürütmeyi başaracak yürekleri olmadığı gibi ihanetini PKK karşıtlığı olarak gösterip yıllardır buradan beslendiği de bir tür psikolojik terapi olmaktadır. Kendini Kürt halkının haklarını savunuyormuş gibi gösteren, Kürtlere haksızlık yapılıyormuş gibi yansıtan, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt halkının özgürlük bilincine yönelik hakaret içeren sözde tespitler yağdıran ve nihayetinde provokasyon için teorik malzeme üretimine girişenlerin durumu netleştirilmelidir. Özgür basın geleneğine bu anlamda çok iş düşüyor.

Durum çok da teorik söylemlere, yeni üretilmiş sözlere sığınmaya mahal vermeyecek kadar nettir: Kürt halkının kolektif varlık ve özgürlük haklarını savunanlar Kürtler için mücadele ederler. Bu yolda verilen mücadeleye de saygı duyarlar, mücadelenin bir yerinden tutarlar, güçleri yettiğince taşımaya çalışırlar. Kürtler yarım asırdır benzersiz bir mücadele yürütüyor, gelecekte yöntemi değişse de bunu sürdürmeye devam eder. Bunun bilincini yaratmak kadar yanlış ve karşıt söylemlerin yaratacağı kirliliği de özgür basının kendi emeğiyle, çabasıyla ve etkili çalışmasıyla engellemesi beklenendir.

Acaba akademisyen kimliğiyle icat edilen yüzlerce kavrama sığınarak süreç karşıtlığı yapmaya cesaret edenler, bu cesareti nerden alıyor? Yurt dışında olmaları bunu bir nebze açıklasa da yeterli olmaz. Bu tip insanların özgür düşünce gücüyle konuşuyor olmalarını söylemek çok zordur. Çünkü özgür düşünceli olunsaydı zaten henüz mücadelenin gerekliliğini fark ediş çağında bir tutum sahibi olunurdu. Ve değişse de fikirleri arasında bir tutarlılık babında tedrici bir seyir olurdu.

Konuya yabancı olmayanların tahmin edeceği üzere biz de şu soruyu sormaktan imtina edemiyoruz?

Bu kişiler, geçmiş yıllar boyunca yaşadıkları sorumsuzluğu sürdürmek için böyle yaklaşarak bireyci-bencil tutumlarını dillendiren küçük burjuvalar mıdır?

Yoksa, bu gayretli görünen çıkış sahipleri, süreci destekleyenleri tahrik etmek ve bu durumdan bir ‘süreç karşıtlığı’ doğurtmak için geliştirilen bir tuzağın bir parçası mıdır?

Süreci yeterince “Kürtçü” bulmayan bir görüntü vererek, kendini daha Kürtçü göstermeye çalışan, özünde ise soykırımcı çizgiye hizmet edenlerin hedeflediği tuzaktan söz ediyoruz.

Soruyu cevaplamak da Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni yakından takip eden ve sürece katılan halkımızın yürüteceği mücadeleyle göstereceği tutumlarla mümkün olacaktır.

Herkesin sözü özünde kendini anlatır. Çünkü söz insanın özünden çıkan, özünden doğan bir şeydir. Özgürlüğe cesaret edemeyenlerin konuşmaları da kendilerinden başkasını anlatamaz. Özgürlük uğruna canını ortaya koyanları anlatmaya hiç yetmez. Halkımız, mücadele değerlerimiz ve yetişen genç nesiller hiç kimseye şehitlerimiz üzerinden kirli siyaset yapma hakkı vermeyecektir. Bunu da Önderlik çizgisindeki mücadelemizin başarısıyla göstereceklerdir.

Baştaki metaforla bitirebiliriz. Kürtlerin varlığına dair egemen ulus devletlerle arasındaki orantısız çelişki bugün belli bir orana kavuştu. Kürt dinamiği oluştu. Sıkça sözü edilen ateşten çember, Kürtlerin komünal, demokratik, sosyalist temelde kolektif iradesini ortaya çıkarıp Kürt aklıyla kurumsallaştırmasını dayatmaktadır. Bu ateş çemberinden başka türlü çıkmak mümkün değildir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hukuk dışılığın aşılması ve demokratik entegrasyon

Sonraki Haber

Bağımlılığa karşı toplumsal mücadele

Sonraki Haber

Bağımlılığa karşı toplumsal mücadele

SON HABERLER

Göcek’te mapa-şamandıra deniz çayırları için mi?

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Bağımlılığa karşı toplumsal mücadele

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Özgür düşünce cesaret ve sorumluluk ister

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Hukuk dışılığın aşılması ve demokratik entegrasyon

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Rejimin derinleşen hapishane politikasında sürgün sevkler

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Faşizm ve kadınlar

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Ferhad Hami Şiraz Hami

Paris Toplantısı: Kürtler için ne planlanıyordu? (1)

Yazar: Yeni Yaşam
15 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır