• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Eylül 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Bakırhan: Barış haritanın tamamının meselesidir

21 Eylül 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Manşet, Politika, Söyleşi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile yaptıkları kongreyi ve süreci konuştuk:

  • Süreç, son iki yılda çok ağır testlerden geçti; Türkiye ve Ortadoğu’daki bütün sarsıntılara rağmen ciddi engeller aşıldı. Sayın Öcalan’ın bu süreçteki büyük emeğini ve kararlılığını teslim etmek gerekir. Şimdi önemli gelişmelerin eşiğindeyiz. Elbette, Kürtçe atasözünün dediği gibi, ‘Bi gulekê bihar nayê’; bunun da farkındayız, her şey bitmiş değil
  • Maalesef saldırgan olanın, kuşku üretenin alıcısı da oluyor. Doğru bilgiye sahip olanlar, etik-ahlaki söz kuranlar yazmıyor bir şey. Bundan ötürü sosyal medya gerçek bir dezenformasyon alanı. Biliyoruz ki en etkili sabotaj, barışa açıkça karşı çıkmak değil, onun gerçek olmadığı duygusunu yerleştirmektir
  • Demokratik Cumhuriyet, hareketimizi diğer siyasi güçlerden ayıran programdır. Ama bu program bir kesimin değil, ülkenin ortak zeminini kurmayı hedefliyor. Ulusal kimliği, inancı, cinsiyeti, sınıfı ne olursa olsun; ezilen, dışarıda bırakılan, hor görülen herkes bu hareketin öznesidir

Ahmet Güneş

Geçtiğimiz günlerde beşinci kongresine giden DEM Parti, birçok karar aldı ve kongrede Demokratik Cumhuriyet Hareketi ön plana çıktı. Sadece Amed’i değil tüm Türkiye’yi kapsama iddiasında bulunan hareket, tüm ezilmişleri bir çatı altında toplamayı hedefliyor. Elbete bu karar hâlâ devam Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden azade değil, tam tersine barış iradesini güçlendirip toplumsallaştırmak için.

Öte taraftan sürecin başmüzakerecisi Abdullah Öcalan’ın konumu ve ‘konutu’ ise tartışmaları başka yöne çekiyor. Gerek sosyal medyada gerekse de siyasetçilerden sürece gölge düşürecek açıklamalar geliyor. Yine Ortadoğu’da süren savaşların ortasında sadece Türkiye’yi değil tüm bölgeyi etkileyen ve daha da etkileyecek barış sürecine dair pasif bir durum ya da itibarsızlaştırma süreci yaşanıyor.

Biz de DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile kongre sonrası aldıkları kararları, süreci, Yeni Parti’nin konumunu, çerçeve yasayı, Borsa İstanbul vurgununu ve birçok konuyu konuştuk.

  • Herkesin merak ettiği Barış ve Demokratik Toplum sürecini sormak istiyorum. Gelinen aşamayı aktarabilir misiniz?

Süreç, son iki yılda çok ağır testlerden geçti; Türkiye ve Ortadoğu’daki bütün sarsıntılara rağmen ciddi engeller aşıldı. Sayın Öcalan’ın bu süreçteki büyük emeğini ve kararlılığını teslim etmek gerekir. Şimdi önemli gelişmelerin eşiğindeyiz. Elbette, Kürtçe atasözünün dediği gibi, “Bi gulekê bihar nayê”; bunun da farkındayız, her şey bitmiş değil, başlangıçtayız. Ama bugün dünden daha umutluyuz. Şairin dediği gibi: “Bunca yıl sönmemiş umudum; nisan değil mayıs, perşembe değilse pazar.”

Devlet ile Sayın Öcalan ve Hareket Yönetimi arasındaki görüşmeler sürüyor. MGK toplantısının ardından yeni bir aşamaya geçileceğini düşünüyoruz.

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda yer alacağı basına yansıdı. Kurulun işlevi nasıl olacak sizce? Bir de MGK kararları şerhi var, bunun da süreci olumsuz etkilediği belirtiliyor. Nasıl bir yol izlenecek sizce?

Bu hususla ilgili resmi bir açıklama yok. Sayın Öcalan’ın aldığı tarihi inisiyatif ve iradesinin gücü tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık. Sayın Öcalan’ın sadece silahsızlanma değil, aynı zamanda siyasallaşma sürecinde rolünü oynamasıyla ilgili koşulların oluşturulması, özgür iletişim ve çalışma zemininin sağlanması sürecin turnusol kâğıdıdır. Herkes biliyor ki, Sayın Öcalan kurul üyeliğiyle değil, sürecin en güçlü aktörü olma gerçeğine sahiptir. Bu kapsamda, Sayın Öcalan sürecin siyasallaşması ve hukukunun oluşturulması ile demokratikleşme süreçleri dahil politikanın içinde sözünü söyleyen ve yönlendiren koşullara sahip olmalıdır.

Çerçeve yasa kapsamında tanımlanan kurulların hızlıca çalışmaya başlaması gerekiyor. TBMM’de 467 gibi yüksek bir oyla  yasalaşan çerçeve yasanın gereğini yürütme erkinin hayata geçirmesi gereken günlerdeyiz. MGK’nin Ekim ayı içerisinde üstüne düşeni yapması ve yüzde 85 kamuoyu desteğiyle ve Meclis’teki 467 oyla ortaya çıkan halk iradesinin önünü açması lazım. En kısa sürede yasanın uygulanmaya başlaması, dönüşlerin olması, cezaevlerinin boşalması gibi adımların atılmasını bekliyoruz. İlk aşamayı bu şekilde tamamlayıp ikinci aşamaya; Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Demokratik Cumhuriyet’in inşası sürecine geçmemiz tarihî önemdedir.

  • Son günlerde Abdullah Öcalan’a dair tartışmalar gündemde. Süreçten ziyade basına yansıyan ‘konut’ meselesi tartışılıyor. Bu tartışmaya dair neler söylemek istersiniz?

Öncelikle bu mesele yanlış bir zeminde tartışılıyor. Mesele konut değil, konumdur.

Birkaç gündür İmralı’daki yapı üzerinden metrekare, bahçe, “villa” konuşuluyor. Oysa bunların hiçbiri asıl konu değil. Konuşulması gereken, Türkiye’de yürüyen sürecin niteliği ve Sayın Öcalan’ın bu süreçteki konumudur.

Bu süreçte Sayın Öcalan’ın bir rolü var ve bunu herkes biliyor. Devlet kendisini muhatap alıyor, attığı adımların sahada karşılık bulmasını bekliyor ve bu beklentiyi açıkça dile getiriyor. Çerçeve yasayı da Meclis 467 oyla kabul etti. Süreç masada, muhatap belli. Şimdi sorulması gereken, bu rolün gerektirdiği şartların sağlanıp sağlanmadığıdır. Görüşme, mesaj iletme, çalışma, farklı siyasi ve toplumsal aktörlerle temas, bir sürecin işleyiş koşullarıdır. Bir sürecin muhatabı etkin bir iletişim kuramıyorsa süreç nasıl yürüyecek? Bu koşulları “konfor” başlığı altında tartışanlar, sürecin tamamlanmasını, silahsızlanmayı ve barışı zora sokuyor.

Bu süreci 250 metrekare tartışması üzerinden yürütenler meseleye çok dar bir yerden bakıyor. Türkiye’nin yüzölçümü 783 bin 562 kilometrekare. Bu haritada 250 metrekare bir nokta bile tutmaz. Barış ise haritanın tamamının meselesidir. Kimsenin vatanseverliğini sorgulamıyorum. Ama ölçü soracaksak şunu sormak gerekir: Türkiye’nin 783 bin 562 kilometrekaresine huzur, barış ve istikrar getirecek bir sürecin önüne 250 metrekarelik bir tartışma koymak mı vatanseverlik? Bu topraklarda çok can gitti. Türk’ün de Kürt’ün de yas tutan ailelerinin sorduğu soru bir konutun büyüklüğü değil, bu acının bir daha yaşanıp yaşanmayacağıdır.

Sayın Öcalan için artık fiilî durum yetmiyor. Rol fiilen verilmişse karşılığı hukuken de tanımlanmalı. Statü, yetki, sorumluluk ve iletişim kanalları yasayla belli olmalı. Belirsizlik olduğu sürece hem söylenti hem keyfîlik iddiası bitmez.

Sonuç olarak mesele konut değil, Sayın Öcalan’a fiilen verilen rolün hukukî ve siyasal karşılığıdır. O karşılık tanımlanmadıkça tartışma metrekareden metrekareye sürer, süreç ise istenilen düzeyde ilerleyemez.

  • Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de bu tartışmaya girdi. ‘Biz birilerinin eve çıkmasını konuşmak yerine, Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz’ dedi. Özgür Özel’in bu sözlerine dair değerlendirmeniz nedir?

Bu değerlendirmeyi yadırgadığımı belirtmek isterim. Siyasetçiler zaman zaman popülizme kayan ve alıcısı olan cümleler kurabilir. Ama 100 yıllık bir meselenin çözümü konuşuluyorsa ciddiyet gerekir. Bu yaklaşımın ve mukayesenin yanlış olduğu, gerekçeleriyle birlikte defalarca kez söylenmiştir.

Sayın Öcalan yarım asırlık bir mücadelenin siyasi ve teorik önderi, bu sürecin de baş müzakerecisidir. Sayın Demirtaş ise demokratik siyaset mücadelemizin yetiştirdiği çok kıymetli bir siyasetçi ve yol arkadaşımızdır. İkisinin yeri de sorumluluğu da ayrıdır. Kürt siyasetinde ikilik yaratmak isteyenler hep oldu. Devlet de denedi, başka partiler de. Tutmadı, tutmayacak.

Sayın Özel’in sürecin başından bu yana tutumunu genel olarak olumlu buluyoruz. Partisinin son iki yılda yaşadığı baskılara rağmen sürece katkı vermesini, eksikleri olsa da önemsiyoruz. Sayın Özel’in ve partisinin sürecin ikinci aşamasında sürece çok daha bütünlüklü, güncel siyasetin polemiklerinden uzak bir şekilde katkı sunmasını bekliyoruz.

Öcalan’a ev yapıldı mı yapılmadı mı konusunda “bizim gündemimiz değil” deniyor. Oysa mesele bir ev değil. Meselenin taraflarından birinin, sürecin baş müzakerecisinin çalışma koşulları, iletişim hakkı ve hukukî statüsüdür. Ülkeyi yönetmeye talip ana muhalefet partisi böyle bir konuyu gündemi dışında görüyor, bir emlak olayına indirgiyorsa, o meselenin çözümünü nasıl gündemine alacak?
Açıktır ki haklar aşağıya doğru eşitlenmez. İmralı’daki odayı daraltmak sorunları çözüyorsa 27 yıldır neden hiçbir şey çözülmediği de açıklanmalı.

Sizin aracılığınızla soruyorum. Yeni Parti iktidar olsa bu meseleyi nasıl çözecek? Silahsızlanmayı ve barışı, meselenin tarafıyla ve muhatabıyla görüşmeden, Sayın Öcalan’ı 12 metrekarede tutup iletişim ve çalışma koşullarından mahrum bırakarak mı sağlayacak?

Sayın Özel 2024’te “el yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum” demişti. Sayın Öcalan da Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak Cumhuriyet’le bütünleşmesini savunuyor. Hedef aynı görünüyor. Ama bir halka devletin sahipliğini teklif edip o halkın önderini ve meselenin muhatabını gündem dışında bırakarak çözüm nasıl sağlanacak?

CHP’nin devletin kurucu partisi olarak Kürt meselesinde tarihsel bir sorumluluğu vardır. Şimdi yeni bir parti kuruldu, adı da Yeni Parti. İşe Kürt meselesinde ‘yeni’ bir anlayışla başlaması gerekmez miydi? Daha önce de söyledim. Sayın Özel’in ve temsil ettiği çizginin bu konuda kurumsal bir akıl oluşturamadığını görüyoruz. Komisyonun oluşumunda, İmralı’ya gidilmemesinde, umut hakkında da aynı tablo var. En son Meclis’teki oylamada da öyle oldu. Genel başkan ve yönetim “evet” dedi. Bu çok değerliydi. Ama 91 vekilin 54’ü “hayır” dedi. Bu, grubun yaklaşık yüzde 60’ı. Bir yanda çözümü savunan irade, öbür yanda 100 yıllık statüko refleksleri var. Kürtlere devleti teklif eden bir partinin (Özgür Özel’in daha önce yaptığı açıklamaya atfen) çoğunluğu, Kürtlerin Cumhuriyet’le bütünleşmesine katkı sunacak bir zemine “hayır” diyorsa, bu çelişkiyi Sayın Özel’in kendisi açıklamalı.

Son olarak, ev üzerinden kurulan bu cümleye şunu eklemek isterim. Kürtler evlerinden, demokratik siyaset alanı kapalı olduğu için çıktı. Yıllardır bedel ödeyen on binlerce arkadaşımız sadece eve dönmek için değil, Kürt meselesini demokratik siyasetin alanına taşımak için mücadele etti. Bizim derdimiz tek başına ne eve dönmek ne de bir konut. Bizler demokratik siyaset alanına güçlü bir biçimde dahil olmak istiyoruz.

  • Özellikle sosyal medyada süreci hiçleştirmeye veya itibarsızlaştırmaya dönük tartışmalar yapılıyor. Yine sol ve sosyalist kesimlerin süreçte pasif ya da seyretme pozisyonu aldığına dair eleştiriler var, bunlara dair ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medyada barış sürecini hiçleştirmeye veya itibarsızlaştırmaya dönük sistemli bir uğultu üretildiği doğru. Söylentiler, doğru olduğuna inanılması için değil, şüphe bırakması için dolaşıma sokuluyor. Savaşın kırk yıllık ağır maliyeti birkaç cümlede unutuluyor; barışın her eksikliği ise büyüteç altına alınıyor. Barış romantizm değil, zor bir siyasal inşa işidir. Eleştiri onu güçlendirmeli; daha doğmadan hükümsüz ilan etmemeli. “Süreç yok”, “gizli pazarlık var”, “her şey seçim hesabı” gibi birbirini çürüten iddialar aynı anda dolaşabilir. Amaç gerçeği açıklamak değil, toplumu hiçbir açıklamaya inanamaz hale getirmektir. Kaynağı belirsiz imalar, eksik bilgiler ve bağlamından koparılmış görüntüler algoritmalarla çoğalırken; barış, tartışılan bir siyasal imkân olmaktan çıkarılıp kuşkulu bir meseleye indirgeniyor. Maalesef saldırgan olanın, kuşku üretenin alıcısı da oluyor. Doğru bilgiye sahip olanlar, etik-ahlaki söz kuranlar yazmıyor bir şey. Bundan ötürü sosyal medya gerçek bir dezenformasyon alanı. Biliyoruz ki en etkili sabotaj, barışa açıkça karşı çıkmak değil, onun gerçek olmadığı duygusunu yerleştirmektir.

Buna izin vermemek gerek. Açık yalan atanları, küfürle var olanları, hakaret ve düşmanlığı eleştiri kılığına sokanlara karşı çıkmak hepimizin insani sorumluluğu diye düşünüyorum.

Sorunuzun diğer kısmına gelirsek, sosyalist kesimlerin seyretme pozisyonunda olduğunu düşünmüyorum. Sosyalist yoldaşlarımız aktif olarak süreçtedir, sahadadır, tartışmadadır. Bunun yeterli olup olmadığı, sonuç üretip üretmediği ise hepimiz için geçerli bir sorudur.

Aracılığınızla belirtmek isterim ki, sol ve sosyalist hareketin bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmasını isteriz. Çünkü barış, Kürtlerin kendi başına çözeceği bir mesele değil; Türkiye’nin demokrasi meselesidir.

Fakat şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Süreci eleştiren herkesi aynı yere koymam. Koyamam. Haklı kaygıları olan herkesle tartışırız, konuşuruz, birlikte büyütürüz.

Fakat cümlesi sürecin eksiğiyle değil, Kürtlerin muhatap sayılmasıyla biten bir itirazın adı eleştiri değil. Masanın nasıl kurulduğuyla değil, masada kimin oturduğuyla ilgilenenlerin derdi de eleştiri değil. Biri daha fazla demokrasi istiyor. Diğeri daha az Kürt. İlkiyle yol yürürüz. İkincisine de adını söyleriz.

Kendisini sol olarak tanımladığı halde, ulusalcı çevreleri dahi aşan bir karşıtlıkla barış ihtimaline yaklaşan kesimler elbette var. İktidara itiraz etmek başka şeydir; silahların susmasını istememek başka. Savaşın devamını “devrimcilik”, barış arayışını “uzlaşmacılık” sayan bir siyaset, en ağır bedeli kimin ödediğini unutuyor. Elli yıldır cenazeyi emekçiler, yoksullar, Kürt ve Türk gençleri kaldırıyor.

Çatışma konforundan faydalanma durumu var. Savaş yıllarında kurulmuş bütün siyasal ezberlerin barış ihtimaliyle sarsılacağı korkusunu yaşayanlar var.

1914’te savaş kredisine oy veren sosyal demokratlar da soldaydı. 1956’da Cezayir’de olağanüstü yetkiye evet diyen komünistler de soldaydı. Demek istediğim; sol, barışa karşı durduğunda tarihte hiç kazanmadı. Sadece geç kaldığını sonradan itiraf etti. Bu anlamda, solun tarihsel işi savaşın devamına ideolojik gerekçe bulmak değil, barışın eşitlikçi ve demokratik içeriğini büyütmektir.

  • Bir kongre yaptınız ve Demokratik Cumhuriyet Hareketi ön plana çıktı. Bu hareket nasıl bir örgütlenme olacak, ne tür bir çalışma yürütecek?

Kongremizde Demokratik Cumhuriyet iddiamızı açıkça ortaya koyduk. Bu yolu yürüyeceğiz. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin, yani bu ülkede yaşayan herkesin.

Cumhuriyet, hanedanlıktan halk iradesine geçişle Osmanlı’dan bir kopuş oldu. Ama demokratik karakter kazanamadığı için birçok sorun süreklilik taşıdı. Türkiye’de iktidar iddiasındaki iki büyük siyasi çizginin ortak eksiği de burada: Demokratik ilkeden uzaklar. Biz bunu söylüyoruz. Cumhuriyeti demokratik ilke etrafında inşa etmenin zamanı geldi.

Demokratik Cumhuriyet, hareketimizi diğer siyasi güçlerden ayıran programdır. Ama bu program bir kesimin değil, ülkenin ortak zeminini kurmayı hedefliyor. Ulusal kimliği, inancı, cinsiyeti, sınıfı ne olursa olsun; ezilen, dışarıda bırakılan, hor görülen herkes bu hareketin öznesidir. Örgütlenmemizi de buna göre kuruyoruz: Herkese açık, her kesimden insanın söz ve karar sahibi olduğu bir hareket. Doğaya, insana, emeğe karşı suç işleyenler dışında kimse dışarıda kalmayacak.

Türkiye’nin geniş çoğunluğu adil, eşit ve özgür bir düzen istiyor. Biz o çoğunluğun talebinin olduğu yerdeyiz. Cumhuriyeti demokrasiyle buluşturursak hak ettiğimiz bir yaşamı kurabiliriz.

  • Demokratik Cumhuriyet Hareketi içinde bileşenler ve ittifaklar yer alacak mı? Alacaksa da ne tür bir yol izleyeceksiniz?

Bileşenlerimizle ortak mücadele zemini yarım asırlık. Bu birikim bugün yeni bir aşamaya geçiyor. Demokratik Cumhuriyet Hareketi, bu aşamanın adıdır. Daha geniş ve kapsayıcı bir yapı kuracağız.

Evet, bileşenlerimiz bu hareketin içinde olacak. On dört yıl önce HDP kurulurken bileşen partilerimiz onun omurgasıydı. Bileşenli yapımızı koruyoruz. Ancak yeni dönem, geçmişi de okuyan, yol ve yöntemde daha esnek daha zengin bir realite istiyor. Bileşen partiler hem kendi özgün gündemleriyle örgütlenebilmeli hem de harekete güç katabilmeli diye düşünüyorum. Eksiklerimize baktığımızda birçok neden görebiliyoruz. Mevcut siyasi ve örgütsel mimarimizi tartışmaya açacağız. Ortak akılla, müzakereyle doğrusunu bulacağız. Buna gücümüz var.

İttifaklarımız, siyasal çatımızın dışında kalan ama mücadelede yan yana durduğumuz dost güçlerdir. Seçimlerin ötesine geçen, çok daha güçlü bir mücadele ortaklığı kuracağız. Bu yalnızca siyasi partilerle sınırlı kalmayacak, kalmamalı. Emek, inanç ve ekoloji başta olmak üzere birçok siyasi ve toplumsal alanları da kapsayacak.

Hareketin yapısını bir binaya benzetebilirim. Çatı partimiz. Kolonlar ise meclisler. Kadın, Gençlik, Ekoloji, Emek, Halklar ve İnançlar, Engelli, Göçmen ve Mülteci, Çocuk, Bilim, Eğitim ve Kültür… Çatıyı kolonlar ayakta tutacak. Her meclisten temsilcilerin yer aldığı bir parti meclisi düşünüyoruz. Yani her meclisin sesi karar masasında olacak. Yatay örgütlenme olacak. Güç yukarıdan aşağı inmeyecek, tabandan yukarı taşınacak. Bu mimari henüz fikir aşamasında, tartışması sürüyor. Planı masaya koyduk. Son hâlini birlikte vereceğiz.

Kongre konuşmamda altını çizmiştim, bir kez daha söylüyorum: Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu hareket, ülkeyi yönetme iddiası olan bir perspektifle yola çıkıyor. Bu iddia önce kendimizden başlar. Kabuğumuzu kırmamız şart. Biz de değişeceğiz. Dilimiz değişmeli, örgütlenmemiz değişmeli. Alışkanlıklar değişmeli. Siyasi ve toplumsal temaslarımızı artıracağız. Diyarbakır’da ne kadar güçlüysek Konya’da, Manisa’da, Artvin’de de o kadar güçlü olmayı önümüze koyuyoruz.

  • Borsa İstanbul vurgununa dair partiniz Meclis’i olağanüstü gündemle toplanmaya çağırdı. Bir yanıt alabildiniz mi?

Borsa İstanbul’da yaşananları sıradan bir piyasa dalgalanması olarak göremeyiz. Yüz binlerce yurttaşın birikimini ilgilendiren, yüzlerce milyar liralık büyüklüğe ulaşan ciddi bir denetim ve sorumluluk krizi ile karşı karşıyayız.

Şunu sormak istiyorum. Bu fonlarda ve hisselerde yaşanan olağandışı hareketler aylarca sürerken SPK ve ilgili kurumlar ne yaptı? Riskler biliniyorsa neden zamanında müdahale edilmedi?

Ortada tesadüf yok. Bakan Kasım 2025’te manipülasyon uyarısı yaptı. Düzenleme Ağustos 2026’da geldi. Aradaki on ay, vurgunun serbestçe büyüdüğü on aydır. 15 milyar liralık bir şirketin değeri 1,3 trilyona çıkarken kimse soru sormadıysa, sorun birkaç fon yöneticisinden önce kurumun kendisindedir.

Bugün bakıyoruz, yurt dışı kaynaklar dahil herkes yazmış çizmiş. Yani geleceği belli olan bir depremden bahsediyoruz. Tweet atan üniversite öğrencisini dakikalar içinde gözaltına alan anlayış, milyarlarca vurgun yapan dolandırıcıları aylarca seyretti.

İnsanlar yüksek enflasyon karşısında birikimlerini korumaya çalışırken, onların parasının denetimsiz ve manipülatif işlemlere açık hale gelmesinin bedeli yine küçük yatırımcıya ödetilemez. Bu kabul edilemez. İnsanların bu mağduriyeti amasız fakatsız giderilmeli.

Bu nedenle Meclis’in olağanüstü toplanmasını istedik. Kim kazandı, kim kaybetti, kim göz yumdu; bunların tamamı açığa çıkarılmalıdır. Zararın topluma yüklenmesine değil, sorumluların hesap vermesine ihtiyaç var. Maalesef Meclis henüz topa girmiş değil.

  • Ortadoğu, deyim yerindeyse, kaynayan kazan misali. İran ve Rojhilat’ta çatışmalar, Rojava’da ise entegrasyon süreci sürüyor. Buradaki sürecin etkisi nasıl yansıyacak sizce?

Ortadoğu’da meseleler artık birbirinden bağımsız ilerlemiyor. Türkiye’deki sürecin seyri Suriye’yi, Irak’ı ve İran’daki Kürt meselesini de doğrudan etkileyebilir. Suriye’de bugün entegrasyon önemli bir aşamaya geldi; fakat asıl mesele sadece silahlı güçlerin devlet yapısına katılması değil. Kürtlerin dili, yerel yönetim modeli, siyasi temsili ve kadınların kazanımlarının yeni Suriye’de hangi hukuki güvencelere kavuşacağı hâlâ belirleyici başlıklar.

Türkiye burada ciddi bir imkâna sahip. Kendi Kürt meselesini demokratik ve hukuki zeminde çözebilen bir Türkiye, Suriye’de de güvenlikçi yaklaşım yerine siyasi uzlaşmayı teşvik edebilir. İran açısından da aynı temel mesele var. Kürt meselesini sürekli bir güvenlik sorunu olarak yönetmek yerine siyasal ve demokratik kanalları açmak. Türkiye’de barışın kalıcılaşması, bölgedeki Kürt meselesinin çözüm dilini de değiştirebilir. Mesele artık yalnızca Türkiye’deki bir çatışmayı bitirmek değil; Kürtlerin yaşadığı coğrafyada silahın yerine siyasetin alanını büyütmektir. Demokratik Türkiye, Ortadoğu’daki demokratik iradenin güçlenmesini sağlar. Bunu sağlamanın yolu ise barış sürecini başarıya ulaştırmaktır. Bugün Türkiye’de demokrasiye gidebilecek en mümkün yol barış sürecidir. Herkesin bu gerçekliği görmesi ve barış sürecini güçlendirecek şekilde tutum alması gerekir.

  • Son olarak ne söylemek istersiniz?

Biz uzun bir geceden çıkıyoruz. Sabahın bir anda olmayacağını da biliyoruz. Ama artık silahların değil sözün, korkunun değil siyasetin konuşabileceği bir kapı açık. Bu kapıyı kapatmak kolay; açık tutmak cesaret ister. Herkesi barışa güç vermeye davet ediyoruz. Barışı güçlendirmek, barışa katkı vermek demokrasi ve hukukun tesisi için adım atmaktır. Barış umudunun büyümediği bir ülkede demokrasi ve hukuk mücadelesi filiz atmaz.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

S.O.S.

Sonraki Haber

Bir demagoji kralı ve Özgür Özel

Sonraki Haber

Bir demagoji kralı ve Özgür Özel

SON HABERLER

Bir demagoji kralı ve Özgür Özel

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Bakırhan: Barış haritanın tamamının meselesidir

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

S.O.S.

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Zelenski ve Trump ile telefonda görüştü

Yazar: Yeni Yaşam
20 Eylül 2026

Dêrik’te kaybolan çocuk mısır tarlasında ölü bulundu

Yazar: Yeni Yaşam
20 Eylül 2026

Amed’de çıkan orman yangını södürüldü

Yazar: Yeni Yaşam
20 Eylül 2026

Rus turist otel koridorunda ölü bulundu

Yazar: Yeni Yaşam
20 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır