Toprağa düşen tohumlar uygun ortam, ısı ve nem oluşuncaya kadar uyurlar. Ne zaman olumsuz koşullar bir araya denk gelirse, toprak ısınır nem yükselirse o zaman filizlenip ortaya çıkar bitkiler. Kimi zaman bir ulu ağaç olur, gölgesine sığınır canlılar; kimi zaman bir güzel çiçek veya buğday filizi olur doyurur; bazen de zehirli baldıran olur öldürür…
Havacılıkta uçak kazaları da tohumlar gibidir. Toprak altında bekler, insanlar, özellikle de yöneticiler geçmişi unutup ders almayı bıraktığı zamanlarda çimlenir, filizlenir ve şartlar bir araya gelip birçok faktör kesiştiğinde aniden ortaya çıkar can alır…
THY yönetimi geçmişi unutup, 4 ay önce emekli olan Bilal Ekşi’nin döneminde toprağa serpilmiş tohumları nemlendirip ısıtıyor, filizlendiriyor! Yeni kazalara davetiye çıkarıyor.
THY’nin AKP iktidarıyla başlayan dönemine tanıklık ettiğim için biraz hafızalarımızı tazelemekle başlamak iyi olacak… Taze emekli, Bilal Ekşi, AKP iktidarıyla raylardan havalara sıçradığında, diğer bütün AKP kadroları gibi havacılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan biriydi. Kendisi gibi çoğu İstanbul Metrosu’ndan devşirilen “havacılar” THY’yi yönetmeye başladıklarında, işe uçak satın almakla başladılar. Çünkü uçaklara ödenecek dolarların %3’ünün direk ve nakit yönetim kurulu üyelerinin cebine girdiğini çok önceden öğrenmişlerdi!
Öncelikle, namaz kılıyor diye yeni kaptan olmuş birini Baş Pilot, çok hızlı ceket ilikleyen ama öğretmen pilotluk dahi yapmamış diğerini Eğitim Başkanı yaptılar. Bilal Ekşi’yi de teknik bölümün başına getirmeden önce sendikal işlerde patronun has adamı olarak, tabir yerindeyse mobbing sorumlusu yaptılar. 2006 yılına gelindiğinde hızla sayısı artmış uçakları uçuracak pilot ve kabin memurlarına da ihtiyaç olduğunu anladıklarında çok geç olmuştu. Uçuşlar pilot ve kabin memuru eksikliğinden yapılamıyor, gecikmeler iptaller artıyordu. Kaptan ve kabin memurları limit üstü uçuşların yorgunluğuyla bitap düşmüş, kronik yorgunluk belirtileri hataların artmasıyla görünür oluyor, yer kazaları alarm veriyordu. Kural dışı fazla uçuşlar, uçak bakımlarında “hadi hadicilik” (“Bakımı çabuk bitirip uçuşa verin” anlamında) hasta olup uçuşa gelemeyenleri işten çıkarma tehditleri de buna paralel gidiyordu. Apronda develerin kurban kesildiği, Temel Kotil’in genel müdür olarak siyah çorap ve terlikle VİP çıkışında fotoğraflarının yayınlandığı dönemdi…
Bu kuralsızlıklara evrensel havacılık kuralları ve sendikal zemininde direndik elbet. 2007 yılı Toplu Sözleşme görüşmeleri çıkmaza girip patron, grev oylaması talep etti. Yönetim Kurulu Başkanı Candan Karlıtekin ve Bilal Ekşi bütün olanakları kullanıp seferber olsa da oylamada türlü hilelere başvursalar da işçiler greve “evet” dedi. Biz kazanmıştık ama Hava İş sendikası başkanı Atılay Ayçin sözünü tutmayıp, işçilere sormadan, bugün gibi hatırlıyorum: “Bakan gelmiş beni bekliyor!” diyerek koşa koşa sözleşmeyi imzaladı ve masada işçiler yenilmiş oldu.
Yukarılara “işçiler greve hayır diyecekler” vaadini yerine getiremeyen Candan Karlıtekin kendi tabiriyle “Tayyip Bey’in sözüyle ceketini alıp gitti!” (YK üyelerinin uçak alım komisyonları da ceketin ceplerindeydi tabi) Bilal Ekşi ise işçilere karşı verdiği savaşın ödülünü, teknik bölüme başkan, oradan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ve THY Genel Müdürlüğü’ne atanarak aldı! Bendeniz de işten atıldım tabi. Ama asıl bedeli Isparta ve Amsterdam kazalarıyla Sivil Havacılığımız ödedi. İnsanlar, pilotlar kabin memurları bedeli canlarıyla ödedi…
Bunları hatırlamadan bugün THY’nin taze yönetim kurulunun attığı adımları yorumlamak olanaksızdır. Şimdi, THY yönetimi yaz sezonunun bitmesini bekleyip çok önceden Bilal Ekşi döneminde hazırlandığı anlaşılan “ücret düzenleme değişikliğini” uçucu personele dayatıyor. Detaylarla başınızı şimdilik ağrıtmayayım ama tek bir sonuç yeni kazalara nasıl davet çıkarıldığını gözler önüne sermeye yeter: Bir pilot ve kabin memuru şimdiki ücretini kazanmak için 2 kat fazla uçmak zorunda kalacak. Eskiden 40 saat uçtuğunda hak ettiği ücreti ancak 80 saat uçtuğunda alabilecek. Kabul etmeyenlere kapı gösteriliyor. Şirket bir yandan uçak alırken diğer yandan personel fazlası olduğu yalanını yayıp işçilere sopa sallıyor. Yetkili sendika Hava İş ise her zaman olduğu gibi dut yemiş bülbül…
Isparta, Amsterdam ve daha sonraki Pegasus uçak kazalarının hepsinin ardında sivil havacılığın hızlı ve plansız büyümesinin öngörülebilecek, önlenebilecek sonuçları yatmaktadır. Bu nedenle hepsi birer iş cinayetidir.
THY yönetiminin bunlardan zerre kadar ders çıkarmış olmadığı anlaşılıyor ki yeni kaza tohumları ekiyor. İnsan faktörünün %75 gibi ilk sırada olduğu uçak kazalarını önlemenin yolu insana yatırım yapmaktır. Bunun yerine insanları yarış atı gibi koşturup daha fazla çalıştırmak yeni kaza tohumları ekmektir. Ne yazık ki Sivil Havacılığımız yeni kazalara gebedir. Ve bu durum başta hava yoluyla seyahat eden yolcular olmak üzere hepimizin sorunudur.









