• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
26 Eylül 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Müftüoğlu

Toplum, sermaye ve devlet

25 Eylül 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Özgür Müftüoğlu, Yazarlar

Kapitalizmin temeli varsayılan liberal iktisadın “Bireysel çıkarlar, toplumsal çıkarı sağlar” miti ironiktir. İroniktir çünkü -sosyalizm ve komünizmde belki geçerli olabilecek- bu mitin uygulanma olasılığının en uzak olduğu sistem, kapitalizmdir. Zira -adından da anlaşılacağı gibi- kapitalizm, sermaye birikimi (kapital) üzerine kurulu bir düzendir. Sermaye birikiminin sağlanabilmesi içinse kârın, mümkün olabilen en yüksek düzeye çıkarılarak sermayenin merkezileşmesi gerekir. Bunun yolu da rekabetten, her türden mülke el koymaktan ve sömürüden geçer.

Varlığını rekabete, el koymaya ve sömürüye dayandıran bir sistemde; bırakın bireysel çıkarların (mevcut varlıkların ve toplumsal üretimle elde edilen artık değerin), toplumun genel çıkarı için kullanılmasını (paylaşılmasını), toplumun tüm yaşam kaynaklarına (toprak, hava, su, emek gücü vb.) -daha fazla kâr elde etmesi için- sermaye tarafından el konması amaçlanır.

Toplumun geniş kesimi -çok küçük bir kesimi oluşturan sermayedarların (burjuvazinin) kâr hırsı için- mülksüzleşmeye, emeğinin sömürülmesine, yoksullaşarak açlığa sürüklenmeye gönüllü olarak rıza göstermez elbette. İşte o zaman, sermayenin hedeflerine ulaşmasını ve sistemin devamını sağlamak amacıyla ideolojik ve zor/şiddet aygıtlarını kullanarak toplumda “rıza üretmeye çalışan devlet” devreye girer.

Kapitalizmde devletin rolü sadece “toplumsal rıza üretme aracı olmak”la sınırlı kalmaz. Kapitalizm kendi içsel çelişkileri nedeniyle krize girdiği dönemlerde “devletin geliri yeniden bölüştürme/dönüştürme işlevi” sürece dahil olur. Geçtiğimiz 50-55 yıldır olduğu gibi, krizin nedeni birikim sürecinin tıkanması olduğunda devlet; toplumun sahip olduğu kaynakların sermayeye aktarılmasına aracılık eder.

Öte yandan devlet, ulusal sermayenin ucuz enerji, ucuz hammadde, ucuz emek gücü ve yeni pazarlara ulaşarak diğer ulusların sermayedarları karşısında rekabet üstünlüğü elde etmesi için de sahip olduğu askeri gücü devreye sokarak savaşlara taraf olur.

İçinde bulunduğumuz dönemde devlet, sermaye birikim sürecinin devamlılığını sağlamak için yukarıda değindiğimiz -birbiriyle ilişkili- üç işlevi bir arada kullanmaktadır. 70’lerden bu yana neoliberalizmin etkisi altındaki sermaye birikim rejiminin yarattığı yıkım (ekonomik, ekolojik, sosyal ve insani) öylesine derin olmuştur ki devlet rıza üretme işlevini görürken zor/şiddet aygıtları (yasaklamalar, kolluk güçleri, mahkemeler, cezaevleri vb.) kullanılmadan ideolojik aygıtlar etkisini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu bağlamda mevcut birikim rejiminin gereklerini yerine getirmek konusunda yetersiz kaldığı düşünüldüğünden, pek çok ülkede hukuk dışına çıkılarak devlet, otokratik bir yapıya büründürülmüştür.

Örneğin Türkiye’de neoliberal birikim rejimine entegre olmak için gerçekleştirilen 1980 darbesiyle mevcut anayasa ortadan kaldırılarak 1982’de yeni bir anayasa yapılmıştır. Ancak süreç içinde darbe anayasası da yetersiz kalmış; 1997, 2007 ve 2016’da biçimleri farklı olan darbe girişimlerinde bulunulmuş ve nihayet 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi bahane edilerek demokrasinin asgari koşulları da ortadan kaldırılmış, “otokratik bir rejim” inşa edilmiştir. Bu rejim, devletin sahip olduğu tüm zor aygıtlarını en şiddetli biçime kullanarak emeğinin karşılığını alamayan, iş cinayetlerinde ölmek istemeyen emekçilerin; ormanları yok edilen, toprağı, suyu zehirlenen köylülerin; etnik kimliği, cinsiyeti, cinsel yönelimi, dini inancı vb. nedenlerle ayrımcılığa uğrayanların; evine, arsasına, yaşam alanlarına el konanların isyanını en sert biçimde bastırarak zorla rıza üretme işlevini ifa etmektedir.

Devlet, birikimin sürekliliğini sağlamak için üstlendiği işlevlerden bir diğeri olan “geliri yeniden bölüştürme/dönüştürme işlevi”ni yerine getirirken ise vergi yükünü dolaylı vergilerle (ÖTV, KDV vb.) halkın sırtına yıkılmakta ve teşvik politikalarıyla halktan toplanan vergiler sermayeye aktarılmaktadır. Öte yandan kamu işletmeleri ve kamu arazileri özelleştirilmekte; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaşım gibi temel kamu hizmetleri özelleştirilerek ya da piyasalaştırılarak sermaye için kâr alanı haline getirilmektedir. Ayrıca batan şirketlerin zararları ya da finans faaliyetlerindeki manipülasyonlarla (son fon vurgununda olduğu gibi) oluşan batıklar devlet tarafından üstlenilerek toplumun sırtına yüklenmektedir. Tüm bunlar yapılırken genel bütçe içinde sosyal harcamalar giderek azalmakta, kamusal sosyal güvence mekanizmaları tasfiye edilmektedir.

Kapitalizmde devletin bir diğer önemli işlevi, sahip olduğu “savaş erki”ni sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda kullanmasıdır. “Sürekli savaş ekonomisi” olarak da tanımlanan kapitalizmde, silah sanayinin sermaye birikim sürecinin itici gücü olması ve krizlerinin derinleştiği dönemlerde dünya savaşlarının ya da bölgesel savaşların ortaya çıkması tesadüf değildir. Savaşları meşrulaştıran temel motivasyonsa, halklar arasında yaratılan düşmanlıklar ve köpürtülen milliyetçiliktir.

Türkiye’de bugün hakkını arayan, doğasını, kimliğini, yaşam alanlarını ve yaşam tarzını savunan herkese yönelen baskıları; yolların, köprülerin satışını; devletin denetiminde bat(ırıl)an fonları, batan şirket ve fonların zararının devlet vasıtasıyla topluma ödetilmesini ve benzer pek çok uygulamayı anlamak için devletin kapitalizmde üstlendiği role bakmak gerekir. Öte yandan siyasi iktidarın Ortadoğu ve Körfez’de yükselen savaş tamtamlarına eşlik etme hevesini de birikim sürecinin ihtiyaçlarından ve topluma, doğaya, insanlığa yıkımdan başka şey getirmemiş olan kapitalizmi sürdürme gayretinden ayrı düşünemeyiz!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yaşanmıyor, yaşatıyor

Sonraki Haber

Sarah Glynn: Umut ve endişe yan yana

Sonraki Haber

Sarah Glynn: Umut ve endişe yan yana

SON HABERLER

Amed’de bir kadın evli olduğu erkek tarafından katledildi

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

Sarah Glynn: Umut ve endişe yan yana

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

Toplum, sermaye ve devlet

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

Yaşanmıyor, yaşatıyor

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

THY yönetimi kaza tohumları ekiyor

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

Yavaş’ın istifası, muhalefeti zayıflatma ve seçim hesabı

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

Almanya’da on binlerce öğrenci zorunlu askerliğe karşı sokağa çıktı

Yazar: Yeni Yaşam
25 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır