Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın 23 Eylül 2026’da CHP’den istifa edip yoluna bağımsız devam edeceğini açıklaması, yalnızca bir parti içi kriz değil; yeniden kuruluş evresindeki ana muhalefet cephesinde bir kırılmaya da işaret ediyor. Zira bu istifada 19 Mart operasyonlarından “mutlak butlan”a, Yeni Parti’nin kuruluşundan 9 Eylül’deki Beştepe randevusuna uzanan birikmiş gerilim var.
Tetikleyici açık, zemin daha derin
“Mutlak butlan” sözcüsü Sarı’nın, “Hiç kimse CHP’den üstün değil… Kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdim diyemez” açıklamasından saatler sonra istifasını duyuran Yavaş kendini partilerin üstünde görmediğini, böyle bir iddiayı “hadsizlik” saydığını yazdı ve kararını “yapılan bazı açıklamalar”a bağladı.
Ancak metnin asıl omurgası başka bir şey söylüyordu; 19 Mart’tan beri süren hukuki-siyasi tartışmaların muhalefeti birbirini tüketen bir noktaya getirdiği tespiti ve “seçmenin iradesini onaylamadığı siyasi adreslere taşımayı doğru bulmuyorum” cümlesi kritik. Bu vurgu, Yeni Parti’ye geçiş kapısını fiilen kapatmış görünüyor.
Yani istifa, Sarı’nın cümlesine verilen ani bir tepki kadar, aylardır ertelediği aidiyet tercihinin ilanı gibi duruyor. Yavaş, Özel’in Temmuz’da kurduğu Yeni Parti’ye katılmamış; Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP etkinliklerine de mesafeli durmuştu. İki merkez arasında “belediye başkanlığı Ankara’ya aittir” çizgisinde duruyordu. Ancak Sarı’nın açıklaması fırsat kollayan Yavaş’a alan açmış oldu.
9 Eylül fotoğrafı ve ‘hizmet’ gerekçesi
Yavaş’ın CHP’nin kuruluş gününde Anıtkabir yerine Külliye’ye gitmesi, yalnızca bir randevu takvimi olarak okunmadı. Aslında bu bir siyasi işaret fişeğiydi. Yavaş görüşmeyi metro, kredi ve yatırım dosyalarıyla açıklasa da ve hem Kılıçdaroğlu’nu hem Özel’i önceden haberdar ettiğini söylese de yayınladığı o fotoğraf, muhalefet tabanında “iktidarla yumuşama” okumasına yol açtı.
NATO Zirvesi döneminde “yıllardır özlemini çektiğimiz koordinasyon” vurgusu da aynı yoruma malzeme vermişti. Görüşme, hukuksuzluk ve belediye operasyonları karşısında kamuoyuna verilen siyasi bir mesaj olarak okundu. İmamoğlu’nun tutukluluğundan onlarca operasyona, şantaj politikalarına, gasp edilen halk iradesine, Ankara Büyükşehir’e uzanan soruşturma izinlerine uzanan bir zincir söz konusuyken Saray’daki o fotoğraf karesi, “eşit mesafeli hizmet” iddiasını iktidarın meşruiyet alanına yaklaştırmaktan öte bir işlev görmedi.
Yavaş’ın istifasıyla birlikte “bağımsız kalacağım” kararı da üç kapıyı aynı anda aralık bırakıyor ve bunun bir anlamı olsa gerek. İlki Ankara’nın en yüksek oylu başkanı hedef halindeki Yeni Parti’de değildir. Yeni Parti, CHP ve AKP/iktidar arasındaki bu duruşun kime yarayacağını öngörmek ise zor olmasa gerek.
Yavaş’ı büyütmek mi, onu kaçırmamak mı?
Aynı gün Beypazarı, Kalecik, Güdül, Polatlı, Ayaş, Şereflikoçhisar ve Elmadağ belediye başkanları CHP’den ayrılıp bağımsız kalacaklarını açıkladı. Kalecik’te Satılmış Karakoç, “Mansur Yavaş’ın yanında yürümeye devam edeceğim” dedi. Bu tablo iki tutumu birden taşıyor! Birincisi, Yavaş’ın Ankara’da hâlâ bir çekim merkezi olduğu düşünülebilir. İkincisi, yaz başında konuşulan AKP’ye geçiş iddialarına karşı “Yavaş hattında duruyoruz” mesajı. Haymana’da Levent Koç’un rozetesini Erdoğan’ın takması, transferlerin yalnızca söylenti olmadığını göstermişti. Yavaş o dönemde “kendi seçmenlerine hesap verirler, bizim kaybımız yok” demişti. Şimdi kendi etrafında bağımsız bir belediye kümesi oluşuyor. Bu küme, Yeni Parti’ye geçişi erteleyen bir tampon mu yoksa ileride pazarlık masasına konacak bir blok mu onu da göreceğiz.
Seçim matematiği ve rol büyütme iddiası
Yavaş’ın hesap defteri açık duruyor! Bağımsız kalmakla, Yeni Parti tabanını tamamen küstürmeden, Kılıçdaroğlu CHP’sine teslim olmadan, milliyetçi seçmene “parti hizasına girmiyorum” mesajı vermek gibi anlamlar yüklü bir istifayla aynı zamanda iktidara “belediye işleri için konuşulabilir bir muhatap” imajıyla yeni bir defter açmış oldu.
Yavaş şimdilik üçlü dengeyi koruyor görünse de ahlaki duruş ile stratejik boşluk siyasetinde bir yer açıyor. Muhalefetin yargı yoluyla hedef tahtasına konularak daraltıldığı bir dönemde “ben partilerin üstünde değilim ama partilerin dışında duracağım” demek, kısa vadede belediyeyi koruyabilir gibi görünse de uzun vadede onun hesaplarını bozabilir. Zira iktidarın yeni hamleleriyle kuşatılması zor olmasa gerek. Makamı başka partiye taşımayı seçmene ihanet sayan Yavaş, makamı partiler üstü bir kişisel sermayeye çevirmenin de seçmenle hesaplaşmada bir karşılığı olacağını öngörmüyor olamaz.
Yavaş, iktidar ve milliyetçi rezerv…
Diğer yanda Kürt meselesinde iktidarın hâlâ “terör ve güvenlik” penceresinde ısrar ettiği somut adım atmadığı bir evrede, Yavaş’ın milliyetçi rezervi ve mesafeli dili Yeni Parti’nin daha geniş bir toplumsal ittifak kurmasını zorlaştırabilir.
Zira Yavaş’ın siyasi biyografisi MHP’den CHP’ye uzanıyor. “Doğrudan doğruya Türk milliyetçisiyiz”, “mevsimlik milliyetçi değiliz” dili biliniyor. Bağımsız Yavaş, Yeni Parti’nin Kürt seçmenle kurmaya çalıştığı köprüyü daraltmada cenahın içinde yer alıyordu. Şimdi iktidar ile milliyetçilik hattı ve Yeni Parti arasında nasıl bir yerde duracağı ise merak konusu. Olasılıklardan biri “süreç karşıtı” milliyetçi blokun elini dolaylı güçlendirebileceği, iken diğeri iktidarı gözeten bir dil olabilir.
Sonuç olarak; Yavaş’ın istifası şaşırtıcı değil; şaşırtıcı olan, muhalefetin Yavaş’ın hamlesini “olağan” karşılayıp yönünü kestirememesidir. Ancak Yavaş’ın Ankara’daki hizmet sermayesini ulusal bir hesaba çevirmek isteyeceği görülüyor. Yavaş şimdi bir fırsat penceresinde duruyor gibi görünebilir, ancak pencerenin diğer yanında büyük risk var. İktidarla görünür yumuşama, milliyetçi flört ve muhalefet birliğini örselemek, seçimlere giderken onu ihtiyaç duyulan ama kimsenin tam güvenmediği bir figüre de dönüştürebilir.









