Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin barış için imkan olduğunu belirten Barış Vakfı, ‘Meclis, barışın kapısını aralamalı ve demokratik sorumluluğunu yerine getirmeli’ diye belirtti
Meclis, 1 Ekim’de açılacak. Meclis’in açılışına dair yazılı açıklama yapan Barış Vakfı Yönetimi, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir “imkan” olduğu vurguladı.
Açıklamada, “Silahların ve şiddetin siyasal ve toplumsal yaşamdan çıkarılması ve Kürt sorununun çözülmesi ve toplumsal barışın inşa edilmesidir. Bu imkânın kalıcı bir kazanıma dönüşebilmesi, Meclisi’nin üstleneceği tarihsel sorumluluğa bağlıdır. Barışın kalıcılaşmasının ve ihtiyaç duyulan demokratik ve hukuki zeminin kurulacağı yer parlamentodur. TBMM’nin bugüne kadar önemli iki görev yerine getirdi: Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmalarına başlamıştır. Komisyon, 21 toplantıda 137 kurum, kuruluş ve kişinin görüş ve önerilerine başvurmuş; farklı siyasal ve toplumsal kesimleri dinleyerek kapsamlı bir çalışma yürütmüş ve geniş bir mutabakatla rapor hazırlandı. Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos 2026 tarihinde 467 milletvekilinin oyuyla kabul edildi. Bundan sonra asıl mesele, ortaya çıkan bu ortak iradenin uygulanması ve sorunun kök nedenlerinin çözüm yoluna girilmesinin kapısının aralanmasıdır” denildi.
Yol haritası Meclis’te hazırlanmalıdır
Meclis’in 28’inci dönem 4’üncü yasama yılını “barış yılı” ilan etmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, “Yapılması gereken, bu siyasal iradeyi kalıcı bir hukuk düzenine dönüştürmektir. Kürt sorununun kök nedenlerinin ortadan kaldırılması; demokratik siyasetin güçlendirilmesi; temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması; eşit yurttaşlığın hayata geçirilmesi; farklı kimliklerin, dillerin, kültürlerin ve inançların demokratik yaşam içerisinde kendilerini özgürce ifade edebilmesi için kapsamlı yasal ve anayasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda eksiklikler, hatalar olsa da önümüzdeki dönem yapılması gerekenlere dair belirlemeler bulunmaktadır. Bunlar bile, yeni yasama döneminin sıradan bir parlamento dönemi olmaması gerektiğini göstermektedir. Bir yıl boyunca Meclis’in yasama faaliyetlerinin merkezine demokratik çözüm, toplumsal barış, eşit yurttaşlık, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi ve demokratik siyasetin güvence altına alınması konulmalıdır. Öncelikle TBMM, kabul edilen ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un gereği İzleme Komisyonu kurmalı. Komisyonu, daha önce örnekleri görülen istisna komisyonlar gibi tasarlanmalı, ilgili sivil toplum kurumlarının ve uzman kişilerin katılımları bir biçimde sağlanmalıdır. Komisyon, raporunu Genel Kurul’un gündemine almalı; Komisyon çalışmaları sırasında dinlenen kurum, kuruluş ve kişilerin görüş ve önerileri de dikkate alınarak bütün yönleriyle değerlendirilmelidir. Bu kapsamda yasama yılı takvimi oluşturmalı; Demokratik siyasetin önündeki hukuki ve siyasal engelleri kaldıracak düzenlemeler, temel hak ve özgürlükleri güçlendiren yasal düzenlemeler, eşit yurttaşlığı ve farklılıklarla birlikte demokratik yaşamı güvence altına alan anayasal ve yasal düzenlemeler öncelikli gündemler olarak belirlenmelidir. Artık çözüm sürecinin yol haritası Meclis’te hazırlanmalıdır” ifadelerine yer verildi.
‘Türkiye’nin kalıcı barışa ihtiyacı var’
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Kalıcı barış, yalnızca çatışmanın sona ermesiyle değil; toplumun tamamının kendisini bu barışın öznesi ve güvencesi olarak görmesiyle mümkündür. Çözüm süreci, dar al-ver pazarlık alanı olarak değil; Türkiye’nin demokratikleşmesini ve toplumsal bütünleşmesini güçlendiren demokratik dönüşüm süreci olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca çatışmasızlık değil, kalıcı ve toplumsallaşmış bir barış düzenidir. Çatışmadan beslenen siyasal ve kültürel dil, toplumun farklı kesimleri arasındaki kutuplaşmayı ve nefret kültürünü büyütmüştür. Artık bu dili değiştirmek zorundayız. Çatışma dilinin yerini barış dili; dışlamanın yerini kapsayıcılık; inkârın yerini demokratik tanıma; dayatmanın yerini ise müzakere almalı. Barış, Türkiye’nin meselesidir Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan herkesin meselesidir. Demokratik hakların genişlemesi, hukuk devletinin güçlenmesi, özgürlüklerin güvence altına alınması ve siyasal katılım kanallarının genişlemesi toplumun tamamının sorunudur. Ve yararınadır. İhtiyaç duyulan şey, farklılıkların bir arada yaşamasını güvence altına alan, bütün yurttaşların kendisini eşit ve özgür hissettiği yeni bir demokratik toplumdur. Her insanın doğuştan gelen vazgeçilemez insani temel haklarının tanınmasıdır. Meclis’e, siyasi partilere, milletvekillerine, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, meslek örgütlerine, akademik çevrelere, yerel yönetimlere ve her bir yurttaşa çağrımızdır. Barış için konuşalım ve çalışalım. Barış herkesin, her yerde hakkıdır. Türkiye’nin kalıcı barışa ihtiyacı var. TBMM, barışın kapısını aralamalı ve demokratik sorumluluğunu yerine getirmeli.”
HABER MERKEZİ









