• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
6 Ekim 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Volkan Yaraşır

Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

5 Ekim 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Volkan Yaraşır, Yazarlar

Frankfurt Okulu’nun ya da Eleştirel Teori’nin kurucusu ve en önemli düşünürü Theodor Adorno’nun temel eseri Minima Moralia’da, felsefeden, estetiğe, faşizmin ruhundan proletaryanın tarihine, müzikolojiden psikolojiye uzanan konsantre düşünceler, fragmanlar şeklinde yer alır.

Minima Moralia aslında biriktirilmiş, kristalize olmuş düşüncelerin ifade edildiği kıymetli bir not defteridir.  Adorno, düşünsel parametrelerini ve katmanlı düşünsel analizlerini felsefi fragmanlar şeklinde ifade eder. “Yanlış yaşam, doğru yaşanmaz” ya da “Bilginin iktidarla ilişkisi sadece uşaklıkta değil, hakikatle de ilgilidir” gibi aforizmalar okuyucuyu sarsar.

Fragmanların her biri bağımsız yazılmış olsa da aynı zamanda kendi aralarında felsefi bir akış ve bir bütünlük vardır. Özellikle faşizm, faşist ruh, faşizm ve savaş diyalektiğiyle ilgili fragmanları çarpıcıdır.

Faşist ruh, öznesizlik üzerinden kurulur

Adorno faşizmi en başta hayata sirayet etme kudreti olan çok boyutlu bir olgu, sürekli tahakküm biçimi ve modernizmin iç çekirdeğinde saklı bir fenomen olarak ele alır. Her ne kadar Frankfurt Okulu modern zamanlarda pesimist bir karşı duruş olarak değerlendirilse de Adorno, bir pesimist değildir. Faşizmin yarattığı dehşete, faşist “küçük insanın” zavallılığına ve onun eseri olan Auschwitz gerçeğine katlanamaz. İnsanlık tarihinde bir kırılma anı olduğunu düşündüğü bu gerçekliği normalleştirmez.

Bundan dolayı “Auschwitz’den sonra şiir yazmak, barbarlıktır” der. Bu yorumunu daha sonra biraz yumuşatmasına rağmen kastettiği artık şairin kalemi eline alamayacağıdır: Bu dehşet karşısında kalem susar, çünkü dünyanın büyüsü bozulmuş, imge kaybolmuştur. Auschwitz, faşizm ve ölüm ilişkisini ve insanın yok edici potansiyelin nerelere varabileceği gösteren bir örnektir.

Adorno’nun akılla tartışması ve Hegel eleştirisi diye bilinen ne var ki 20. yüzyılda Hegel’in yeniden yorumu olan en temel eserlerinden bir diğeri Negatif Diyalektik’in yazılması boşuna değildir. Adorno, yeni bir düşünsel kulvar arar.  Felsefenin özü olan kavram ve nesne ilişkisini yeniden kurar, sorunu yeni bir perspektifle ele alır.

Adorno yaşamı yeniden üretmenin, ona tahakküm etmenin ve onu yok etmenin mekanizmalarının aynı şeyler olduğunu yazar. Bu yüzden tahakküm ve yok etmenin araçları olarak devlet, sanayi ve reklamların üzerinde durur.  Faşizm bir yönüyle de ölüm endüstrisidir. Bu durum onun doğası ve ruhuyla ilintilidir. Nazilerin günlük yaşamı askerileştirerek, militarize bir toplum yaratmaları rejimin normal seyri ve ritmine uygundur.

Faşizmi bir öznesizlik hali olarak ele alan Adorno’nun, burada vurgulamak istediği faşizmin öznesizlik haline ulaşmak için öznenin bütün enerjisini kullanmasıyla ilişkilidir. Bir anlamda söylenen kolektif ruh hali, faşizmin kitle ruhu veya faşist ruhun maddi güç haline gelmesidir.

Hitler hedeflerini önceden açıkladığı halde kitleler onu çoşkuyla iktidara taşımıştır. W. Reich yaşananları “çoşkusal veba” diye yorumlar. Bu bir arzuyu ve seçilmiş bir kaderi ifade eder. Aynı zamanda faşizmin bir politik iktidar biçimi olması yanında, bir kültür ve seçilmiş bir hayat tarzı olduğunu ortaya koyar.

Adorno finans kapitalin kar açlığını ve geç kalmış emperyalist arzularını görmezlikten gelmez. Faşizmin kitlelerin arzularını şekillendirme kudreti ve yeteneğine vurgu yapar.  Faşist devletin bir halk devletine dönüşmesi ve milyonları mobilize eden bir örgütlülük sağlaması düşündürücüdür. Faşist devletin istilacılığı, dünya fetihçiliği toplumun militarizasyonu üzerinden şekillenir. Yarattığı dehşet ve vahşilik de kitleseldir.

Adorno bu noktada ilginç bir analiz yapar, Nazilerin bir savaş stratejiden yoksun olduğu söyler. Şiddetli, ani, yıkıcı saldırılarla hamleler yaptıklarını yazar. Bu durum Nazilerin bir dehşet devletine dönüşmesini kolaylaştırmış hatta “zaferlerinin” ve istilaların önünü açmıştır ama yine aynı faktörler, en başta strateji yoksunluğu çöküşlerine de neden olmuştur.

Faşizm yoğunlaşmış terör ve ayrıntılanmış işbölümüdür

Adorno’ya göre Hitler yoğunlaşmış terör yoluyla dünya üzerinde egemenlik kurmak ister. Bunun için kullandığı yöntemler ise stratejik değildir. Nazilerin Almanya içinde ve dışındaki halklar üzerinde yarattıkları dehşet ve hunharlıkların inanılmaz boyutlara ulaşması, Nazilerin teşhirini engellemiştir. Yaptıklarının korkunçluğu mutlak yalanı güçlendirir.

Savaş sonrası ele geçirilen raporlar, işkence ve katliamların çok büyük bir oranda sadistlikle ya da bir haz duygusu sonucu yapılmadığını, Nazilerin teknik bir soğukkanlılıkla ve bir görev mantığı içinde işlerini ifa ettiklerini ortaya koyar. Başka bir tanımla terör stilize edilmiş, teknik bir işe dönüştürülmüştür. Bu durum vahşetin akıl almaz bir boyuta ulaşmasına yol açtığı gibi, hiç kimsenin rahatsızlık ve suçluluk duymamasını beraberinde getirmiştir.

Adorno’nun yazdıkları bugün yaşadıklarımıza da ışık tutuyor. Bir soykırımla karşı karşıya kalan Filistin halkı için kendi toprakları modern bir Auschwitz’e dönüştürülmüş halde. İsrail ve küresel medya yaşananları normalleştiriyor ya da görmezden geliyor. Ayrıca dünya savaşı aktüelleşmiş durumda. Ukrayna-Rusya savaşı ve İran ABD, İsrail savaşını dünya savaşının ön cepheleri olarak değerlendirebiliriz. Tam bu konjonktürde Adorno’nun ifadesiyle hakikat yalan, yalan da hakikat gibi görünüyor. Savaşlar ve jenosid, dezenformasyon, propaganda ve medya yorumlarıyla görünmez kılınıyor.

Böylesi koşullar faşizmin kudretini artırırken, faşist bir çağa geçişin ve her şeyin yapılabilme ve unutulma zeminlerinin yeniden doğuşuna şahit oluyoruz. Faşizme karşı direniş ve onunla çok boyutlu mücadele artık unutmama, affetmeme ve mutlak yalanla ve suskunlukla mücadele etme anlamına da geliyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Barışın ahlaki eşiği

Sonraki Haber

Vartinîs’in 33 yıllık adalet arayışı

Sonraki Haber

Vartinîs’in 33 yıllık adalet arayışı

SON HABERLER

Yaklaşık 70 X hesabı erişime engellendi

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Vartinîs’in 33 yıllık adalet arayışı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Barışın ahlaki eşiği

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Temel ideolojik bilinç

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Yasal düzenleme tamam, şimdi uygulama zamanı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Riyad’da Mekke Anlaşması toplantısı: Suudi Arabistan’a askeri güç sevk edilecek

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır