• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Ekim 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Yasal düzenleme tamam, şimdi uygulama zamanı

5 Ekim 2026 Pazartesi - 23:00
Kategori: Manşet, Politika, Söyleşi

Londra Konferansı konuşmacısı Gülistan Kılıç Koçyiğit konferansı ve süreci gazetemize değerlendirdi:

Ortadoğu politikaları aslında en fazla Birleşik Krallık’tan şekilleniyor. Bugün çatışmalı sürecin temellerinin, 100 yıl öncesine gittiğimizde, aslında buradaki politikalarla atıldığını çok iyi biliyoruz. Ne yazık ki dört ülkenin statükocu yaklaşımları nedeniyle sorunu çözmeye yanaşmaması, hâlâ Kürt sorununu ve Ortadoğu’daki diğer halkların sorunlarını konuşmamıza neden oluyor

Bugün silahlar bırakıldı, çatışmalar bitti ve barış oldu diyebileceğimiz bir dönemde değiliz. Barışın gerçekten toplumsallaşması gerekiyor. Yani toplumun yalnızca gelişmeleri izleyen bir konumda kalmaması, barışın inşasında aktif bir rol üstlenmesi gerekiyor. Halkın katılımı olmadan kalıcı bir barışın inşa edilmesi mümkün değil

Barış yalnızca Kürtler için değil. Barış bugün yalnızca DEM Parti’nin sorunu da değil. Barış, Türkiye’deki herkesin, 86 milyon yurttaşın sorunu. En önemlisi de sistemin mağdur ettiği, dışladığı, hor gördüğü ve ezdiği kesimlerin ortak sorunudur. Bunu görmemiz gerekiyor

MGK onayının yasanın uygulanması açısından sorun ve pürüz yaratabileceğini öngörmüştük. Beklentimiz MGK’nın yasanın yürürlüğe girmesini sağlayacak kararı bir an önce almasıdır. Cumhurbaşkanı Yardımcılığı bünyesinde kurulan kurulun ve alt kurullarının da hızla çalışmaya başlamasını bekliyoruz

Kimse bize barışı, demokrasiyi ve haklarımızı altın tepside sunmayacak. Bugüne kadar ne kazandıysak mücadeleyle kazandık. Bundan sonra ne inşa edilecekse de emekle, bedelle ve mücadeleyle olacak

Erem Kansoy

Kürtlerin yaşadığı ülkelerde, Ortadoğu’da çatışmalar, operasyonlar, işgaller ivme kazanmış durumda. İran’da Kürtler idam edilirken, Irak’ta Kürt kazanımları yok etmek için Türkiye’nin girişimler sürüyor. Suriye’de eğitim dönemi başlarken Kürtçe’nin eğitim dili olması talebi, Anayasal güvence talebine karşı durulurken, haftada birkaç saat  Kürtçe ders verileceği açıklanmış durumda. Irak’ta KDP ve YNK Pêşmergelerinin birleşmesi önemli adım olarak görülürken, ulusal tutum için ulusal birlik çağrıları devam ediyor. Türkiye’de 1 Ekim 2024’te Koalisyon ortağı MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin devreye girmesiyle başlayan Kürt meselesinde çözüm yolu açılmasının üzerinden 2 yıl geçti. 27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sonrası entegrasyon için hazırlanan Çerçeve Yasa (Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 7595 sayılı Kanun) Meclis’te rekor oranla kabul edildikten sonra 18 Ağustos 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kürtler, kapsayıcı ve kalıcı barış istiyor. Bu süreçte Kürtlerin rolü ve durumuna dair İngiltere’nin başkenti Londra’da Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı düzenlendi. Konferans katılımcılarından DEM Parti Kars milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Kürtlerin tarihsel rolünü, uluslararası aktörlerin yaklaşımını, farklı ülkelerdeki deneyimleri konuştuk.

  • Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nın Londra’da düzenlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? İngiltere’nin Ortadoğu’nun bugünkü siyasi tablosundaki tarihsel rolü, Kürt sorununun çözümü açısından nasıl bir sorumluluk doğuruyor?

Ortadoğu politikaları aslında en fazla Birleşik Krallık’tan şekilleniyor. Bugün çatışmalı sürecin temellerinin, 100 yıl öncesine gittiğimizde, aslında buradaki politikalarla atıldığını çok iyi biliyoruz. Çünkü Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’nun yapay sınırlarla bölünmesi ve Kürt sorunu dediğimiz meselenin temellerinin de bu sınırlarla, bu bölünmenin sonucunda atılmış olması söz konusu. Ne yazık ki dört ülkenin de statükocu yaklaşımları nedeniyle bu sorunu çözmeye yanaşmaması, bugün hâlâ Kürt sorununu ve Ortadoğu’daki diğer halkların sorunlarını konuşmamıza neden oluyor.

Bu anlamda, bir barış arifesindeyken ya da Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin içerisindeyken, uluslararası güçlerin ve Ortadoğu politikalarında çok etkili olan İngiltere’nin de barıştan ve çözümden yana olması; Ortadoğu politikalarının değişmesi, Kürtlere bakışın değişmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümünden yana tutum alınması açısından bunun önemli bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

Tabii ki bir konferansla devletlerin Ortadoğu politikaları değişmeyecektir. Ancak buradaki temel mesele, halkların da barış meselesini ve Ortadoğu politikalarını anlaması açısından bu konferansın önemli olmasıdır.

  • Sizce İngiltere ve diğer uluslararası aktörlerin Kürt sorununa yaklaşımında bir değişim yaşanması, Türkiye’deki barış sürecinin geleceğini nasıl etkileyebilir?

Yine burada çeşitli dünya deneyimlerini dinledik. Ben bu dünya deneyimlerinin her birinin de çok öğretici olduğunu düşünüyorum. Elbette her biri birbirinden çok farklı. Her birinin kendine özgü farklılıkları var. Farklı tarihsel dönemlerde ve farklı konjonktürlerde gerçekleşmişler. Bugün bizim bambaşka bir tarihsel akışımız ve bambaşka bir konjonktürümüz var. Kendi deneyimimizi ya da kendi sürecimizi bu koşullar içerisinde tartışıyoruz. Fakat ortak olan yönler de var elbette. Bir siyasi iradenin olması, toplumsal basıncın oluşması, toplumun barış konusundaki isteği, halkın katılımı ve kadınların barışın öznesi olarak sürecin içerisinde yer alması gibi konularda birçok ortaklık görüyoruz. Uluslararası aktörlerin bütün bu barış süreçlerindeki yapıcı rollerine ilişkin de çok sayıda deneyim dinlemiş olduk. Örneğin, o günün konjonktüründe İngiltere’de IRA ile yürütülen süreçte Tony Blair hükümetinin rolü ve dönemin ABD yönetiminin bu sürece katkı sunması, sürecin ilerlemesine ve nihayetinde kolaylaştırıcı bir rol oynanmasına yardımcı oldu. Bu anlamda, uluslararası toplumun, uluslararası güçlerin ve devletlerin barış süreçlerinde ne kadar kritik roller oynadığını dünya deneyimleri üzerinden bir kez daha görmüş olduk.

  • Farklı ülkelerin barış deneyimleri. Bu deneyimlerden Türkiye’deki barış süreci açısından çıkarılabilecek en önemli dersler nelerdir?

Asıl mesele şu: Aslında öznenin halk olduğunu ve barışın gerçekten örgütlenmesi gerektiğini bir kez daha gördük. Toplumun katılımı olmadan, toplumun barışın yanında saf tutmadığı bir zeminde başarıya ulaşmak mümkün değil. Bunu hem dünya deneyimlerinde görmüş olduk. Bu anlamda evet, bir siyasi irade var. Bu süreci yürütmek açısından en azından Sayın Öcalan’ın, PKK’nin, devletin, Cumhurbaşkanı’nın ve MHP liderinin çeşitli iradeleri, daha doğrusu bu iradeleri yansıtan açıklamaları ve beyanları var. Fakat bunun arkasında Kürt ve Türkiye halklarının ortak barış iradesinin de örülmesi gerekiyor. Buradaki deneyimlerden bir kez daha bunu gördük. Barış bir süreçtir. Bunu görmemiz gerekiyor. Evet, silahların susması bir başlangıçtır. Negatif barış dediğimiz, çatışmanın ve can kayıplarının olmaması önemli bir başlangıçtır. Fakat bu yalnızca bir başlangıçtır. Önümüzde uzun bir yol ve uzun bir mücadele dönemi var. Gerçekten ilmek ilmek barışı ve demokratik bir toplumu inşa etmemiz gerekiyor.

  • Bir barış sürecinin başarıya ulaşması için siyasi irade yeterli midir, yoksa toplumun örgütlü katılımı da vazgeçilmez bir koşul mudur?

Bugün silahlar bırakıldı, çatışmalar bitti ve barış oldu diyebileceğimiz bir dönemde değiliz. Barış ile demokrasi arasındaki ilişkiyi, barış ile demokratik toplum arasındaki ilişkiyi çok iyi anlatmaya ve bunu çok iyi örmeye ihtiyacımız var. Bir siyasi iradenin varlığı elbette önemli. Ancak bu iradenin toplumsal bir karşılık bulması, halkın sürece katılması ve barışın toplum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Barışın gerçekten toplumsallaşması gerekiyor. Yani toplumun yalnızca gelişmeleri izleyen bir konumda kalmaması, barışın inşasında aktif bir rol üstlenmesi gerekiyor. Bu anlamda, Kürt ve Türkiye halklarının ortak barış iradesini güçlendirmek, bu iradeyi örgütlemek ve toplumsal katılımı büyütmek zorundayız. Çünkü halkın katılımı olmadan kalıcı bir barışın inşa edilmesi mümkün değil.

  • Farklı barış deneyimlerinde kadınların önemli roller üstlendiğini gördük. Sizce kadınların sürecin öznesi olması, kalıcı barışın inşasına nasıl katkı sunabilir?

Dünya deneyimlerine baktığımızda, kadınların barışın öznesi olması ve sürecin içerisinde yer alması konusunda birçok ortaklık olduğunu görüyoruz.

Barış yalnızca siyasi aktörlerin bir araya gelmesiyle tamamlanabilecek bir mesele değil. Toplumun bütün kesimlerinin, özellikle de kadınların sürecin içerisinde aktif biçimde yer alması gerekiyor. Çünkü demokratik bir toplumun inşasından söz ediyorsak kadınların kendilerini eşit ve özgür hissetmediği bir toplumda gerçek anlamda barıştan söz edemeyiz. Bu nedenle kadınların barış sürecine katılımı, karar alma mekanizmalarında yer alması ve barışın inşasında aktif rol üstlenmesi çok önemli. Barışın toplumsallaşması ve kalıcı hâle gelmesi için kadınların özne olması gerekiyor.

  • Silahların susması barışın yalnızca ilk aşamasıysa, kalıcı barışın sağlanabilmesi için Türkiye’de hangi demokratik ve toplumsal dönüşümlerin gerçekleşmesi gerekiyor?

Bir Alevi’nin kendisini özgür hissetmediği, inancını özgürce yaşayamadığı bir Türkiye’de barış ne kadar mümkün? Bir kadının kendisini eşit hissetmediği bir Türkiye’de barış ne kadar mümkün?

Ya da azınlık topluluklarının ve diğer toplumsal kesimlerin haklarını alamadığı, emekçilerin yoksulluk koşullarında yaşadığı bir Türkiye’de barış ne kadar mümkün? Bu soruları hep birlikte sormamız ve herkesle birlikte barış mücadelesini büyütmemiz gerekiyor. Barış yalnızca Kürtler için değil. Barış bugün yalnızca DEM Parti’nin sorunu da değil. Barış, Türkiye’deki herkesin, 86 milyon yurttaşın sorunu. En önemlisi de sistemin mağdur ettiği, dışladığı, hor gördüğü ve ezdiği kesimlerin ortak sorunudur. Bunu görmemiz gerekiyor.

  • Avrupa’da yaşayan Kürtler, Türkler ve diğer Türkiye halkları, bulundukları ülkelerin hükümetlerinin barış sürecini desteklemesi için nasıl bir rol üstlenebilir?

Barışın en önemli özelliklerinden biri, diyalog kapılarının açılmış olmasıdır. Eğer barış tartışması yürütüyorsak ve barışa yönelik bir irademiz varsa müzakereden ve diyalogdan söz ediyoruz demektir. Bu anlamda Avrupa’daki halklarımızın, Türkiye kökenli halkların, özellikle Kürtlerin, Türklerin ve Türkiye’nin diğer bütün halklarının barıştan yana tutum alması ve diyalog kanallarını açık tutması gerekiyor. Bugün devletler arasında diplomasi yürütülüyor, kurumlarla diplomatik temaslar gerçekleştiriliyor, bürokratik görüşmeler yapılıyor ve belki de en üst düzeylerde görüşmeler gerçekleşiyor.

Ama biz biliyoruz ki barışın temel kolonunu halklar oluşturuyor. Bu anlamda halklar arasındaki diyalog köprülerini ve halklar arası diplomasiyi kurabilecek olan, diasporadaki halkımızın bizzat kendisidir. Barış mücadelesini büyüterek yaşadıkları ülkelerin devletleri ve hükümetleri üzerinde baskı oluşturabilecek olanlar yine diasporada yaşayan halklarımızdır. Bu hükümetleri barıştan yana olmaya, barışa destek vermeye ve barıştan yana tutum almaya çağırabilirler.

Bu nedenle öncelikle barıştan yana örgütlenmeleri ve sürece sahip çıkmaları çok önemli.

  • Süreçle ilgili dezenformasyon ve manipülasyonların arttığını belirtiyorsunuz. Toplumun bu bilgi kirliliğine karşı kendisini koruması ve sürece sağlıklı biçimde katılması için neler yapılmalı?

Bir diğer önemli mesele de bu süreci birinci elden, doğrudan muhatapları üzerinden takip etmek. Çok fazla dezenformasyon, çok fazla manipülasyon ve çok fazla algı oyunu var. Gerçekten halkımızın kafasını bulandırmaya ve bugüne kadar verdiği mücadeleyi neredeyse boşa çıkarmaya dönük yaklaşımlar söz konusu. Bütün bunlara karşı dikkatli olmak gerekiyor. Her zamankinden daha fazla demokratik kurumlarımıza sahip çıkmamız ve yan yana durmamız gerekiyor. Bu süreçler, risklere en açık olduğumuz süreçlerdir. Bunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Bugün yeni bir toplumu ve yeni bir yaşamı inşa etmeye, barışı örmeye ve demokrasiyi kurmaya çalışıyoruz. Ancak birilerinin de örgütlü gücümüzü dağıtmak ve bizi örgütlü bir toplum olmaktan çıkarmak için harekete geçebileceğini görmemiz gerekiyor. Yanlış ve yanıltıcı bilgiler üzerinden algı yaratmaya, örgütlü yapılarımızla halkımız arasındaki mesafeyi açmaya çalışanların çok fazla olduğu bir dönemdeyiz. Bu nedenle birbirimize, mücadelemize, tarihimize, değerlerimize ve bugüne kadar ödediğimiz bedellere sahip çıkmamız; geleceği de birlikte inşa etmemiz gerekiyor. Yan yana ve omuz omuza durmaya, bu sürecin kolay olmayacağını ve büyük bir mücadele gerektirdiğini bilmeye ihtiyacımız var. Kimse bize ne barışı ne demokrasiyi ne de haklarımızı altın tepside sunacak. Bugüne kadar ne kazandıysak mücadeleyle kazandık. Bundan sonra ne inşa edilecekse de emekle, bedelle ve mücadeleyle olacak.

  • Meclis’ten geçen yasal düzenlemenin henüz uygulanmaya başlamadığını belirttiniz. MGK kararının gecikmesi sürecin ilerleyişini nasıl etkiliyor ve bu konuda beklentiniz nedir?

Şunu biliyoruz: Yasa çıktı ve biliyorsunuz, 10 Ağustos tarihinde Meclis’ten çok yüksek bir oy oranıyla geçti. Şimdi uygulanması için bir MGK onayı gerekiyor. Aslında biz o zaman da MGK onayının yasanın uygulanması açısından sorun ve pürüz yaratabileceğini öngörmüştük. Bu anlamda en başta bir zaman sorunu ortaya çıkıyor. Yani yasa çıktı ama hâlâ uygulanmıyor. Beklentimiz, MGK’nın yasanın yürürlüğe girmesini sağlayacak kararı bir an önce almasıdır. Bunu açık ve net bir şekilde ifade edelim. Geçen her günün barışımızın, yeni yaşamımızın ve birliklerimizin aleyhine olduğunu görmemiz gerekiyor. Bunun provokasyonlara ve olası sabotajlara açık bir iklim yarattığını da bilmemiz gerekiyor. Bu anlamda beklentimiz, MGK’nın mümkün olan en kısa sürede, teyit ve tespit dediğimiz kararı alarak yasanın yürürlüğe girebileceği bir süreci başlatmasıdır.

  • Cumhurbaşkanı Yardımcılığı bünyesinde oluşturulan kurul ve alt kurulların çalışmaya başlamasını bekliyorsunuz. Bu mekanizmaların gecikmeden devreye girmesi, barış sürecinde hangi somut sonuçları doğurabilir?

Bununla paralel olarak Cumhurbaşkanı Yardımcılığı bünyesinde kurulan kurulun ve onun alt kurullarının da hızla işlemeye başlamasını, çalışmasını bekliyoruz. Çünkü yasal düzenlemenin çıkması tek başına yeterli değil. Bu düzenlemenin uygulanması ve öngörülen mekanizmaların fiilen çalışmaya başlaması gerekiyor. Sürecin ilerleyebilmesi için alınan kararların hayata geçirilmesi, gerekli adımların atılması ve uygulamanın geciktirilmemesi önemli. Bu nedenle hem MGK kararının alınmasını hem de ilgili kurul ve alt kurulların çalışmalarına hızla başlamasını bekliyoruz.

  • Yasal düzenlemenin uygulanmasındaki gecikmenin provokasyon ve sabotaj risklerini artırabileceğini belirtiyorsunuz. Bu risklerin önüne geçmek ve süreci korumak için hangi adımlar atılmalı?

Geçen her günün barışımızın, yeni yaşamımızın ve birliklerimizin aleyhine olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu gecikmenin provokasyonlara ve olası sabotajlara açık bir iklim yarattığını anlamalıyız. Bu nedenle sürecin daha fazla geciktirilmemesi ve gerekli kararların bir an önce alınması gerekiyor.

Ancak yalnızca siyasi ve hukuki adımların atılması da yeterli değil. Toplumun barışa sahip çıkması, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve halkın örgütlü iradesinin korunması gerekiyor. Bu süreçte birbirimize daha fazla sahip çıkmalı, ortak mücadelemizi büyütmeli ve barışın toplumsal zeminini güçlendirmeliyiz. Barışın korunması ve kalıcı hâle gelmesi için hem siyasi iradenin hem de toplumun sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.

  • Son olarak, önümüzdeki dönemde barış sürecinin ilerlemesi için hem siyasi aktörlerin hem de toplumun atması gereken en acil adımlar sizce nelerdir?

Öncelikle yasal düzenlemenin uygulanması için gerekli kararların bir an önce alınmasını bekliyoruz. MGK’nın teyit ve tespit kararını alarak yasanın yürürlüğe girmesini sağlayacak süreci başlatması gerekiyor. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcılığı bünyesinde kurulan kurulun ve alt kurullarının da hızla çalışmaya başlamasını bekliyoruz. Ancak barış yalnızca siyasi iradeyle ya da yasal düzenlemelerle tamamlanabilecek bir süreç değil. Toplumun barışa sahip çıkması, demokratik mücadelenin büyütülmesi ve halkların ortak iradesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Barışın toplumsallaşmasına, demokrasiyle birlikte inşa edilmesine ve toplumun bütün kesimlerinin bu sürece katılmasına ihtiyacımız var. Önümüzde kolay bir süreç yok. Büyük bir mücadele gerektiren tarihsel bir dönemden geçiyoruz. Bu nedenle yan yana durmaya, omuz omuza mücadele etmeye, tarihimize, değerlerimize ve bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımlara sahip çıkmaya ihtiyacımız var. Kimse bize barışı, demokrasiyi ve haklarımızı altın tepside sunmayacak. Bugüne kadar ne kazandıysak mücadeleyle kazandık. Bundan sonra ne inşa edilecekse de emekle, bedelle ve mücadeleyle olacak.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Riyad’da Mekke Anlaşması toplantısı: Suudi Arabistan’a askeri güç sevk edilecek

Sonraki Haber

Temel ideolojik bilinç

Sonraki Haber

Temel ideolojik bilinç

SON HABERLER

Yaklaşık 70 X hesabı erişime engellendi

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Vartinîs’in 33 yıllık adalet arayışı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Barışın ahlaki eşiği

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Temel ideolojik bilinç

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Yasal düzenleme tamam, şimdi uygulama zamanı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Riyad’da Mekke Anlaşması toplantısı: Suudi Arabistan’a askeri güç sevk edilecek

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır