Uluslararası Komplo’nun 29’uncu yılına, süreçteki son duruma ve demokratik entegrasyona ilişkin değerlendirmelerde bulunan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, ‘Meclis özgürlük yasalarını çıkarmalıdır’ dedi
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber ekranlarında yayınlanan özel programda gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu. Mustafa Karasu; Uluslararası Komplo’nun tarihsel arka planından Ekim ayı şehitlerine, Barış ve Demokratik Toplum sürecindeki tıkanıklıklardan Meclis’in rolüne, Başûrê Kürdistan’daki durumdan İran rejiminin idam politikalarına kadar pek çok başlığı ayrıntılı olarak değerlendirdi.
Ekim ayı şehitleri ve özgür basın mirası
Konuşmasına Ekim ayında yaşamını yitiren devrimcileri anarak başlayan Mustafa Karasu; Gurbetelli Ersöz, Nagihan Akarsel ve Bêrîtan’ın (Gülnaz Karataş) mücadele tarihindeki yerlerine dikkat çekti. Gurbetelli Ersöz’ü cezaevi ve basın çalışmaları döneminden yakından tanıdığını belirten Mustafa Karasu, özgür basın geleneğinin şekillenmesinde Gurbetelli Ersöz’ün öncü bir rol oynadığını şu sözlerle ifade etti:
“Gurbetelli arkadaş çok önemli rol oynadı. Bu konuda basınımızın temelini attı, basınımızın ruhunu şekillendirdi, bakışını şekillendirdi. Bu açıdan tabii ki Gurbetelli Ersöz bir nevi özgürlük hareketi basıncılığının öncüsüdür. Zaten bugün bizim basın akademisi Gurbetelli Ersöz Akademisi’dir. Basın çalışmaları, basın akademisi, basın eğitimleri Gurbetelli arkadaş adına yapılmaktadır.”
Nagihan Akarsel’in Jineoloji çalışmalarına sunduğu katkıları ve Bêrîtan’ın kadın özgürlük çizgisindeki sembolik duruşunu da vurgulayan Karasu, “Kadın özgürlük çizgisi hareketimizin ayırt edici özelliğidir. En temel özelliğidir. Bu konuda da Bêrîtan arkadaş öncülük yapmıştır” şeklinde konuştu.
Uluslararası Komplo’nun arkasındaki güçler ve amaçlar
Uluslararası Komplo’nun 29’uncu yılına girilirken komplonun küresel aktörlerine değinen Mustafa Karasu, sürecin arkasında ABD ve İsrail’in bulunduğunu, Avrupa ülkelerinin de buna ortak edildiğini ifade etti. Komplonun temel hedefinin Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek ve halkı Önderlikten koparmak olduğunu söyleyen Mustafa Karasu, Türk devletinin “ABD PKK’yi destekliyor” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Önder Apo’ya yönelik komployu, hareketimize yönelik komployu ABD gerçekleştirdi. ABD öncülüğünde gerçekleşen bir komplo oldu. İsrail de bunun içindeydi. Avrupa da bunun içindeydi. Rusya’yı da bunun içine kattılar. Yunanistan’ı kullandılar ve Önder Apo’ya yönelik bir komplo başlattılar. 15 Şubat’ta da sonuçlandırdılar. Önder Apo, Ortadoğu’da yeni bir düzen yaratmak istiyordu. Ortadoğu, halkların birbirine karşı kışkırtıldığı, birbirlerine düşman yapıldığı, etnik savaşların, mezhep savaşların körüklendiği bir coğrafyaydı. Önder Apo bu Ortadoğu’yu değiştirmek istiyordu. Ortadoğu’da halkların kardeşliğine dayalı bir çözüm politikası yürütüyordu.”
Komplonun amaçları bakımından önemli oranda boşa çıkarıldığını dile getiren Karasu, nihai sonucun Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüyle alınacağını vurgulayarak, “Önder Apo’nun özgürlüğü sağlandığında komplo tam boşa çıkarılacaktır. Komplo tümden boşa çıkarılacaktır. Bugüne kadar bunun mücadelesini yürüttük. Bundan sonra da bu mücadeleyi yürüteceğiz” ifadelerini kullandı.
28 yıllık mücadele ve büyüyen Kürt iradesi
Komploya karşı yürütülen 28 yıllık mücadelenin Kürt halkının iradesini ve örgütlü gücünü büyüteceğini belirten Mustafa Karasu, bugün ulaşılan Barış ve Demokratik Toplum sürecinin bu direnişin bir sonucu olduğunu belirtti. Bölgedeki egemen güçlerin Kürt soykırımı politikalarında hâlâ ısrar ettiğine dikkat çeken Mustafa Karasu:
“Şu anda 60 milyonluk Kürdün Ortadoğu’da etkin olmasından söz ediyorsak, bunu sağlatan Önder Apo ve öncülük ettiği Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Kürdistan’ın dört parçasında bugün Kürtler canlıysa, dinamikse bunda özgürlük hareketimizin varlığının ve yürüttüğü mücadelenin belirleyici rolü vardır”
Meclis’teki yasa, hükümetin tutumu ve muhalefetin sorumluluğu
10 Ağustos’ta TBMM’de kabul edilen çerçeve yasaya rağmen süreçte iki aydır beklenen pratik adımların atılmadığını ifade eden Mustafa Karasu, Hareket olarak silahlı mücadelenin sonlandırılması da dahil üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiklerini söyledi. Eski yasalar ve eski zihniyetle 100 yıllık bir sorunun çözülemeyeceğini belirten Karasu, devletin ve Meclis’in ayak sürüdüğünü dile getirerek şöyle devam etti:
“Mevcut yasalar sorunu çözmediği için on yıllara dayalı çatışma ortamı ortaya çıkmıştı. Şimdi eski yasalar değişmeyecek, eski zihniyet değişmeyecek, anlayış değişmeyecek. Nasıl olacak? Bu yönüyle özgürlük yasaları çıkması gerekiyor. Demokratik siyaset yapmanın yasaları çıkmış mı?”
Sürecin iktidarın seçim hesaplarına kurban edilmemesi gerektiğini vurgulayan Karasu, muhalefet partilerine ve demokrasi güçlerine de çağrıda bulunarak, “Kürt sorunu bütün Türkiye’nin sorunudur. Herhangi partinin sorunu değildir. Muhalefet sadece iktidarı eleştirmekle olmaz. Demokratikleşme yasalarının, özgürlük yasalarının çıkması için mücadele etmesi lazım” değerlendirmesinde bulundu.
Süreçteki kuralların çalıştırılması ve baş müzakerecinin koşulları
Meclis bünyesinde kurulan komisyonların ve kurulların işlevsiz bırakıldığını belirten Mustafa Karasu, sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun koordinatörlüğünü yapacak olan Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarının derhal düzeltilmesi gerektiğini ifade eden Mustafa Karasu, şu uyarıda bulundu:
“Önderlik özgür olmayacak, özgür çalışmayacak, Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun koordinatörü olarak çalışmayacak, basınla, aydınlarla, çeşitli siyasi çevrelerle görüşmeyecek ama bizden şu beklenecek, bu beklenecek. Böyle olmaz. Bu sorunun tarafı Önder Apo’dur. Kürt halkı ve biz baş müzakerecimiz dedik. O zaman baş müzakerecinin çalışma koşullarının değişmesi gerekir.”
Cumhuriyet’in demokratikleşmesi ve demokratik entegrasyon
Abdullah Öcalan’ın Londra’daki Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’na gönderdiği mesaja değinen Mustafa Karasu, demokratik entegrasyonun tek taraflı bir teslimiyet değil, Cumhuriyet’in tüm toplumsal kesimler için demokratikleştirilmesi anlamına geldiğini söyledi. Mustafa Karasu devamında şunları dile getirdi:
“Demokratik entegrasyon, işte, Cumhuriyet’in demokratikleşmesidir. Öyle bazılarının dediği gibi, demokratik entegrasyon, bilmem Kürtlerin hiçbir hakkını, talebini, hukukunu kabul etmeden gerçekleşir, öyle bir şey yok. Biz bunu sadece Kürtler için istemiyoruz. Aleviler için istemiyoruz. Kadınlar için istemiyoruz. Emekçiler için istemiyoruz. Ekoloji için istemiyoruz. Bütün ezilen etnik ve dinsel topluluklar için bir entegrasyon istiyor.”
Başûr’daki tablo ve İran rejiminin idam politikaları
ABD’nin Başûr’dan (Güney Kürdistan) çekildiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını, günümüzde savaş tarzının ve tekniklerinin değiştiğini vurgulayan Karasu, Başûr’daki iktidarsızlığın çözümünün yerel demokrasiye dayalı demokratik bir birlik hükümeti olduğunu ifade etti. İran rejiminin idam politikalarını da sert bir dille kınayan Mustafa Karasu, idamların bir rejimi ayakta tutmaya yetmeyeceğini belirterek,
“İdam gerçekten insanlık dışıdır. İdamla halkı korkutuyorsun, ondan sonra bu halk sana destek mi verecek. Zorla bir iktidarı ayakta tutmak, zorla bir rejimi ayakta tutmak kendini kandırmaktır. Sadece Rojhilat’taki (Doğu Kürdistan) Kürt halkı değil, 4 parçadaki Kürdistan halkı ve dünyadaki demokrasi güçleri bu idam politikasına karşı çıkmalı, tutum almalıdır” çağrısında bulundu.
HABER MERKEZİ









