Aynı göğün altında Ahmet Kaya’nın özlemini çektiği ülke olma hayalinin belki de bir nebze olsa hissedildiği, kardeşliğin ve barışın şarkıları tek bir yürekten söylendi. Binlerce yıldır bu coğrafyada yaşamış halkların savaştırılarak değil barıştırılarak yaşamanın umudu
Nezahat Doğan
Ahmet Kaya neden Ahmet Kaya’ydı?
Sadece bir ses miydi? Hayır, çok ötesiydi sesin ve sözün… Halktı, sokaktı, hakikatti… Haksızlığa tahammül etmeyen; ötekileştirilenlerin, ezilenlerin yanında olan ve haklarını savunan, insan olmanın sesini notalara basarak her bireyin ruhuna ve yüreğine dokunan bir vicdan haykırışıydı.
Onun hayalini kurduğu şey halkların özgürce yaşayabileceği, düşünce ve ifadenin suç sayılmayacağı, zindanların haksız yere tutsaklarla dolmayacağı bir ülkeydi ve bunun için çabalayan bir barış savaşçısıydı. Bir halkın dilinin, varlığının inkâr edilemeyeceğini haykıran ve yok saymalara karşı boyun eğmeyen, onurlu bir sanatçıydı.
Onun felsefesi ve duruşu, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, herkesin bir arada özgürce yaşayacağı bir demokratik ülke hayalini ve onurlu bir barışı yansıtıyordu. O onurlu duruşunu ağır bedeller ödeyerek ama kendinden ödün vermeden toplumla buluşturdu: Sesiyle, sözüyle, müziğiyle, şarkılarıyla. Hedef gösterildi, linç edildi, sürgün edildi ama yine yılmadı. Boyun eğmedi. Bükülmedi. Durmadı. Susmadı. Susturulamadı.
Hayat her yerde, hayat her şeyin ötesinde… “Nerede olursa olsun yaşamak; içerde, dışarda, okulda, caddede, evde, zindanda yaşadığının farkında olmak”, inatla ve onurla yaşamak ve yaşatmak değil midir hayatın anlamı? İnsanı, insan onurunu savunmak, gerektiğinde acıları bal eylemek, yaralara tuz basmak ve haykırmak bir ezgide, haykırmak…
İnsanların kimliğiyle, diliyle, kültürüyle, ruhuyla, barış içinde ve bir arada, kardeşçe yaşamasını savunmak, evrensel bir güçle, müzikle ve sesle sonsuza ulaştırmak değil midir hayatın anlamı?
Ahmet Kaya’nın şarkılarını söylemek kolay değil. Sesinde isyan, haykırış, öfke, vicdan, acı, yas, sevinç hepsini bulabilirsiniz. “Kadifemsi ama dikenli de bir ses”tir. Kenar mahallelerden merkeze, köylerden şehirlere, bölgeden bölgeye ve tüm Ortadoğu’ya değen bir sestir.
Bir tek, egemenlere, yönetenlere değmez o ses. Çünkü onlara tehlikeli, aykırı, sakıncalı gelir. Çok tehlikelidir onlar için çünkü karanlığın aydınlık, hakikatin görünür olduğu dile geldiği gerçekliktir.
Yaşadığımız topraklar, sınırların ve zamanın ötesinde hep ses verdi, hep söz söyledi. Aynı göğün altında, yıldızların sonsuzluğunun şahitliğinde. Barış kokan, barışa kavuşmayı anlatan bir cümleydi özünde hepsi. Ve o cümle Harbiye Açıkhava Sahnesi’nden bir kez daha yankılandı yıldızlara doğru.
Kardeş Türküler, Açıkhava Sahnesi’nde Ahmet Kaya’nın sesinden, görüntüsünden, şarkılarından yükselen “sizinleyim, barışa sahip çıkın,” mesajını, sihirli ve görünmez bir bulut gibi dinleyicilerin üzerine yansıttı. Ve herkes hep bir ağızdan söylenen şarkılarla o buluta dahil oldu.
Tıka basa dolu olan konser alanında belki de şimdiye kadar alışık olmadığımız, son derece farklı kimliklerden, farklı simalardan oluşmuş bir topluluk vardı. Harbiye dev bir koro oluşturdu, barkovizyona yansıyan Ahmet Kaya’nın sesine sözlerine coşkuyla karşılık verdi, eşlik etti. Aynı göğün altında Ahmet Kaya’nın özlemini çektiği ülke olma hayalinin belki de bir nebze olsa hissedildiği, kardeşliğin ve barışın şarkıları tek bir yürekten söylendi. Binlerce yıldır bu coğrafyada yaşamış halkların savaştırılarak değil barıştırılarak yaşamanın umudu…
Bu dönemde özlemini duyduğumuz bu birlikteliğin güçlenmesinde sanatın ve kültürün önemi ve sorumluluğu nasıl yerine getirilmeli? En zorlu, baskı ve şiddetin acımasız olduğu dönemlerde bile toplum için ve barış için sanat yapılabilmişken bugün o sesler neden o kadar güçlü çıkamıyor? Sanat neden sözünü, müziğini barış için güçlü bir şekilde kuramıyor? Neden Harbiye bütün sanatçıların olduğu çok sesli bir barış korosuna dönüşemiyor?
Biliyoruz ki dün Ahmet Kaya’yı hedef alanlar en sağcısından dincisine, milliyetçisinden muhafazakarına kadar bugün Ahmet Kaya’nın belki de bütün şarkılarını ezbere biliyorlar.
Harbiye sahnesinde toplumsal mesajlar vardı. Barış ve kardeşlik demekten asla geri durmayan Kardeş Türküler, Feryal Öney’in o güçlü sesi ve sahnedeki dev duruşu herkesin benliğine işledi ve bir kez daha kendine hayran bıraktı. Onun sesinde Türkiye coğrafyasının her bir tınısı yaşam buluyor.
Feryal Öney, “Ahmet Kaya aşk için, aşkla yaptı unutulmaz şarkılarının çoğunu. Kardeş Türküler de öyle. Ne zaman ki aşkla, sevgiyle bir arada yaşamak mümkün olacak, işte o zaman hepimiz ve hatta tüm aileler gerçekten güvende olacağız. Özgürlüğü elinden alınmış, hapishanelerde adalet, eşitlik ve barış için mücadele eden bütün dostlarımız için söylüyoruz,” diyerek şarkıları seslendirdi.
Kardeş Türküler’in bir diğer güçlü sesi yıllardır Kürtçe türküleriyle yorumuyla sesinin gücüyle bize kimliği, sürgünü acıyı sevinci hissettiren ve dokunan Vedat Yıldırım’ın ilk şarkısını seslendirmeden önce söylediği sözler de kalplere dokundu: “Ahmet Kaya’nın hikâyesi… Bedduasız öfkesi… Kadifemsi, biraz da dikenli sesi…Onun şarkılarındaki insanlar sokağın ta kendisiydi” diyerek Ahmet Kaya’dan Tezgahtar, Nebahat ve Kenar Mahalleli ile Kardeş Türküler ’in işportacı Hekîm’ini buluşturdu
Selda Öztürk’ün de lirik sesinden Arapça ve Türkçe şarkılar yükseldi.
Gelelim Sahnenin diğer seslerine, ritmine… Yılların eskitemediği, bir an olsun müzik kalitesinden ödün vermeyen Orkestra enstrümanları adete konuşturdu. Her bir müzisyenin elindeki enstrüman duygu ve ruhla izleyici ile bütünleşti.
Ardından Cem Adrian alkışlar eşliğinde sahnede yerini aldı. Genç kuşaktan Cem Adrian Yakamoz şarkısını seslendirdi. Duruşu, Kardeş Türküler’i kucaklayan tavrı, mütevaziliği, sesindeki tını, duygu dinleyicilere öyle bir geçti ki, gecenin en etkileyici anlarından biri yaşandı.
Ve… Gülten Kaya…
Tutsak edilmiş, ağır süreçlerden geçmiş, kimliğinden dolayı kendi topraklarından sürgün edilmiş, yıllarca halkların özgürlüğü için direnmiş, bedelini ödemiş ve bunu sözlerine, bestelerine yansıtmış bir kadın. Güçlü bir kadın. İradeli, derin, bilge, vakur… Karanlığı ve haksızlığı kabul etmeyen gönül gözüyle bakan bir kadın…
Konserin sonunda sahneye davet edildi. Sözlerini yazdığı Ara Dinkjiyan bestesi Ağladıkça hep birlikte seslendirildi.
Tabii o birçok bestenin sahibi Yusuf Hayaloğlu da, Mahsuni Şerif de unutulmadı.
“Birlikte yaşamanın mümkün olduğuna inandık, hâlâ inanıyoruz. Barış birbirimizi gerçekten dinlediğimiz ve hiçbirimizin hikayesinden korkmadığımız, o hikayeleri yeniden birlikte yazabileceğimiz ortak bir hayat” diyerek sözü Ahmet Kaya’ya bıraktı Kardeş Türküler.
Son söz elbette Ahmet Kaya’nın olmalıydı:
“Barışı savaş karşıtı bir anlayış değil de barışı çoğu zaman bir teslimiyet gibi düşünüyor insanlar. Halbuki ne kadar insani bir duyarlılıktır, ne kadar insani bir duygudur savaşların olmadığı bir ülkede, savaşların hiç olmayacağı bir ülkede yaşamak. Hele bizim gibi, bir sürü, farklı farklı insanların binlerce yıldır bir arada yaşadığı ve daha binlerce yıl yaşayacağı bir ülkede barış kavramını çok ciddi anlamak lâzım, çok ciddi duyarlı olmak lâzım bu konuda.”









