Devlet aklı, devleti yöneten elit, kaybettiği savaşın daha da ileri kayıplara yol açacağından büyük endişe duyuyor. Bundandır ki, perde gerisinde yeri gelir oldukça esnerken, perde önünde o hep güçlü, sıkılı yumrukla bilinmek, kendisini böyle göstermek istiyor
Ali Sinemilli
HSM Karargâh Komutanı Murat Karayılan İngilizce yayın yapan The Amargi sitesine verdiği röportajda Metina’dan gerilla güçlerinin çekilmesi ile ilgili oldukça çarpıcı bilgiler paylaştı. Karayılan ‘Biz 41 yıl savaştık ama Türk devleti başarılı olamadı. Onlar kendilerini başarılı görüyor. Metina’ya bakarsak biz diyalog sonucunda geri çekildik. Metina’yı bizden zorla alamadılar. Bu açık ve tarihsel bir gerçektir. Kimse bunu inkâr etmemeli. Eğer inkâr edilirse geri çekilmeye ilişkin videoları göstereceğiz. Güçlerimizi onlarca araçla geri çektik’ dedi.
Konuşmasının devamında ise Karayılan ‘Türk devletinin en çok korktuğu özel güçlerimiz vardı. İstanbul metropolünden ve Türkiye şehirlerinden çekilmelerini talep ettikleri güçler. Onlara da geri çekilme talimatı verdik. Bunlar gösterişli törenlerle geri çekilen insanlar değil. Gizli faaliyet yürütüyorlar’ değerlendirmesinde bulundu.
Hiç kuşku yok ki, bu değerlendirmeler T.C.’nin neden böylesi bir sürece girdiğini tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık ediyor. Öyle ya, birileri Türk devletinin bu sürece isteyerek girdiğini sanıyor ve bunun teorisini yapıyor. Yine tersinden bazıları da ‘T.C. samimi değil, oyalıyor, bir çözüm yaklaşımı yoktur’ diyerek, bir nevi uyarıda bulunuyor. Açık ki, Türk devleti bu sürece istediği, gönüllü olduğu için değil, tamamen zorlandığı, mecbur kaldığı için girmiş durumda. Öyle olmazsa, savaşta sonuç alsa böyle bir adım atmayacağı her haliyle anlaşılıyor.
İşte! HSM Komutanı Murat Karayılan da tam olarak bunu söylüyor. ‘Türk ordusu 2021’den beri Metina’yı ele geçirmek istedi, bunun için tüm gücünü kullandı, NATO’nun desteğini aldı. Fakat hiçbir biçimde sonuç alamadı’ diyor. Nihayetinde ne yapıyor ordu, sürecin vermiş olduğu destek ile Metina bizim için tehlike oluşturuyor diyor ve gerilla da bu çerçevede adım atıyor.
Daha da dikkat çekeni, Türkiye metropollerindeki özel güçlerin çekilmesi talebi oluyor. Biliyoruz ki, Türk devleti bu güçleri tespit etse, hiç düşünmeden, süreç var tartışmasına girmeden doğrudan imha edecek bir zihniyete sahip. Bunun sayısız örneğini geçmişte gördük, yaşadık.
Anlaşılan o ki, devlet bu birimlerin nasıl bir risk oluşturduğunu hesaplıyor fakat müdahale de edemediği için büyük kaygı duyuyor, çaresiz kalıyor ve bu çaresizliğini böyle bir talepte bulunarak ifşa ediyor. Diğeri mümkün olsa, kendi imkanları ile bu birimleri risk olmaktan çıkaracağına inansa bu yola başvurmayacağı aşikardır.
Hal böyleyken, yani savaş meydanında güçler arası denge bu haldeyken, iki taraf birbirini fazlasıyla tanımışken, özel savaş medyasının gündemi nasıl oluyor? Açık ki, fetih hikayeleri anlatılmaya devam ediyor. Her gün o kanal bu kanal dolaştırılan, şu sitede bu sitede yazı yazan kalemşorlar buradan bir zafer hikâyesi çıkarmak için var güçleriyle çalışıyor. Bunlara göre süreç adını da koydukları üzere ‘Terörsüz Türkiye’ süreci oluyor. Devletin mutlak hakimiyetinde devam eden ve mutlak başarısı ile sonuçlanacak bir mahiyet taşıyor. Metina’dan gerillanın çekilmesi ardından T.C. basınında yapılan yayınlar bundan öte bir anlama gelmiyor.
Peki neden böyle bir yola başvuruluyor? Arka planda PKK’den ricalarda bulunan, şunu yaparsanız biz de şunları yaparız diyen bir devlet aklı neden kendi güdümündeki basına böyle talimatlar veriyor, bu tür bir algı oluşturmak istiyor?
Kuşkusuz, bunun çeşitli nedenleri var, birçok tahlil yapılabilir. Ki, günübirlik olarak da yapılıyor. Fakat asıl nedeni, bir kez daha dile getirmek, hakikate bağlılık için de önemli: Türk devleti bu savaşta yenildi, savaşı kazanamadı. Ve kaybedilen bu savaş, büyük bir travmaya da dönüşme riski taşıyor. Hatta devleti yöneten aklın böylesi bir travma yaşadığı söylenebilir. Öyle olmasa, işlerin kendi kontrolünde yürüdüğünü varsaysa bu kadar korkakça, kaygıyla adım atılmaz, kendine güvenin verdiği hisle hareket edilir.
İşte! Hâlâ, bir tek kayyumu geri çekmeyen bir devlet aklı var. Bunu ‘Devlet geri adım atmıyor, zor siyasetinde ısrar ediyor, gasp, talan mantığı sürüyor’ diye yorumlamak mümkün. Bunların da bir gerçeklik payı var. Fakat meselenin sadece bunlarla sınırlı olmadığı da görülüyor. Devlet aklı, devleti yöneten elit, Önder Apo’dan, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nden fena halde korkuyor. Kaybettiği savaşın daha da ileri kayıplara yol açacağından büyük endişe duyuyor. Bundandır ki, perde gerisinde yeri gelir oldukça esnerken, perde önünde o hep güçlü, sıkılı yumrukla bilinmek, kendisini böyle göstermek istiyor.
Elbette, bütün bunlar psikolojik savaş cephesinde bir dönem iş yapan argümanlar olabilir. Fakat hayatın kendisi gerçeklerin bütüncül ağırlığı ile yol alıyor. Ne kadar çırpınsanız da hakikati gizlemeniz mümkün olmuyor.









