Dil bir tarafın diğerine üstünlüğü değil, birlikte yaşamanın demokratik koşullarını yaratmaya hizmet edecek siyasi bir dile dönüşmeli. Kimlikleri yok saymadan ortak yaşamı, farklılıkları bastırmadan ortak yurttaşlığı, güvenlikçi reflekslere kapılmadan demokratik mekanizmaları geliştirecek siyasi bir dil güven oluşturur
Ali Kalik
Bugün genelde dünyada, özde ise Türkiye’de siyasete karşı bir güven erozyonu yaşanmakta. Çünkü siyaset yalnızca ne söylediğiniz değil, söylediğinizle yaptıklarınız arasındaki mesafeyle ele alınır. Bir siyasi hareketin, partinin gücünü ortaya koyduğu fikirlerin fazlalığından bağımsız olarak bu fikirleri ortak siyasal bir dil, ortak bir tutum ve ortak bir pratiğe dönüştürüp dönüştürmediğine bakılır. Bu nedenle siyasette asıl sorun sadece fikir birliği değildir; sözle eylemin birbirini tamamladığı fikir-zikir-eylem birliği yaratmaktır.
Tabi ki fikir tek başına siyasal bir sonuç üretmez. Fikir, toplumsallaşıp siyasi bir dile dönüştüğü ve toplumun farklı kesimleriyle buluştuğu anda anlam kazanır. Eğer söylem pratikten farklı gelişirse, zaman içinde karşıtına dönüşme riskini de taşır. Bugün siyasetin en temel sorunlarından biri tam da burada yaşanmakta. Söylenenlerle uygulanan pratik arasında makas fazla açıldığı için siyasete güven kalmamıştır. Siyasetin ve siyasilerin inandırıcılığı ancak bu makas farkı kapandığı an gelişir.
Çoğu zaman fikir birliği denildiğinde herkesin aynı düşünmesi, aynı cümleleri kurması ve aynı biçimde davranması gibi anlaşılmakta. Oysa demokratik siyasette fikir birliği, farklılıkların ortadan kaldırılması değil, farklı bakış açıları içerisinde ortak bir düşünce gücünü açığa çıkarma yeteneğidir. Yeni homojen değil, heterojen toplumun fikir zenginliğini harmanlayarak ortak payda da buluşturmaktır.
Demokratik siyaset, farklı renkleri, sesleri susturarak değil, farklılıkları ortak bir zeminde buluşturarak güçlenir ve güven oluşturur. Bunun için de ortak ilkeler belirler. Özgürlük, eşitlik, adalet, çoğulculuk, halkların demokratik iradesi ve barış gibi değerler etrafında ortak bir zemin oluşturur. Bu da farklı düşüncelerin birlikte hareket etme koşulunu hazırlar. Dolaysıyla fikir-zikir-eylem birliği “herkes aynı düşünsün” anlayışı değildir. Tam tersine, farklılıkların ortak bir siyasal perspektif çerçevesinde birbirini tamamlamasıdır.
Özelikle son süreçte barıştan söz edip, siyasi söylemlerini çatışma dili üzerinde kurmak. Demokrasiden bahsedip farklı toplumsal kesimlerin demokratik haklarını sınırlamak. Özgürlükten söz edip gelen eleştirilere tahammülsüz davranmak, söylem ile pratik arasında yaşanan çelişkiler siyaset ve siyasilere olan güveni sarsmakta.
Bu nedenle demokratik çözüm konusunda yürütülen tartışmalarda hangi sözlerin dile getirildiği değil, siyasi aktörlerin geliştirdikleri pratiklere halk bakmakta. Sürecin kalıcı çözüme ulaşması için sadece aktörlerin niyet beyanlarıyla değil, bürokrasinin, siyasetin atacağı adımlarla toplumun yaşamında geliştirilecek değişim ve dönüşümle mümkündür.
Demokratik çözüm tartışmalarında ihtiyaç duyulan birlikte yaşamayı örgütleyen birleştirici dildir, karşıtlaştıran ayrıştıran sloganlar değil. Bu dil bir tarafın diğerine üstünlüğü değil, birlikte yaşamanın demokratik koşullarını yaratmaya hizmet edecek siyasi bir dile dönüşmeli. Kimlikleri yok saymadan ortak yaşamı, farklılıkları bastırmadan ortak yurttaşlığı, güvenlikçi reflekslere kapılmadan demokratik mekanizmaları geliştirecek siyasi bir dil güven oluşturur.
Bu noktada Kürt meselesi de yalnızca güvenlik, kimlik ya da seçim siyaseti üzerinde okunmayacak kadar kapsamlı tarihsel ve toplumsal arka planı olan bir sorundur. Sorunun demokratik çözümü bu kadar yakınlaşmışken sadece güvenlikçi bakış açısıyla değil, siyasal temsili, hukuki düzenlemeler, kültürel haklar ve toplumsal barış gibi başlıklar birlikte ele alınmak zorunda. Çünkü çözüm sadece devlet ve siyasal aktörler arasındaki ilişki değildir. Tüm halkların birbiriyle kurduğu ilişkiyi de değiştirip dönüştürerek otak yaşamı örgütlemekten de sorumludur.
Burada en temel soru Tüm dünya sistemini yürüten siyasi iradelere güvensizlik zirvedeyken Kürt Halk Önderi Rêber Apo’ya güven neden gün geçtikçe büyüyüp enternasyonal bir boyut alıyor. Burada anlaşılması gereken temel husus Önderlikte fikir-zikir-eylem birlikteliği oldukça güçlüdür. Bunun en bariz örneği 28 yıldır İmralı Adası’nda tecrit içinde tecridi yaşaması, tolumla ilişkilerin kesilmesi, örgütünde yaşanan gelişmelerde bihaber olmasına rağmen Örgütün fesih kararı, silahların yakılması, çatışma riski yaratan güçlerin geri çekilmesi güçlü bir iradenin varlığın göstermekte. Bunun için halk biz devlete değil Önderliğimize güveniyoruz söylemini söyleten temel sır Önderliğin, Fikri-Zikir-Eylem gücüyle halklarda yarattığı güvendir ve bu güven uluslararası arenada hızla yayılmakta…
Fikir: Yön belirler
Zikir: Düşünceyi toplumsal yaşama dönüştürür
Eylem: Söyleneni hayata geçirir









