• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Ekim 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Fikret Başkaya

Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

14 Ekim 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Fikret Başkaya, Yazarlar

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde “bu dünyayı nasıl bu hale getirdiniz, bu kadar saçmalığı nasıl başardınız” derdi. Tabii Türkiye’ye de uğrarsa, şaşkınlığı daha da artardı. İnsanlar kapitalist bir toplumda yaşıyorlar ama kapitalizmin nasıl netameli bir sistem olduğunu bilmiyorlar. Doğrusu merak da etmiyorlar. Şeylerin ‘normal hali sayılan’ sorgulanmaktan da muaf oluyor. Sadece sıradan insanlar değil, yüksek düzeyde eğitimliler de bilmiyor. Buna burunlarından kıl aldırmayan iktisat (ekonomi) profesörleri de dahil.

Kapitalizm, ücretli emek (işçi) sömürüsüne, karşılığı ödenmeyen kadın emeği sömürüsüne dayanan, yegâne ereği kâr etmek kârı büyütmek olan, canlı olan her şeyi ölü nesnelere, metalara dönüştüren, kullanım değerinin yerini değişim (mübadele) değerinin aldığı, var olabilmek, varlığını sürdürebilmek için sürekli büyümek zorunda olan, toplumun temel üretici güçlerinin ve yaşam araçlarının dar bir sermaye sınıfının elinde olduğu, doğa tahribatı yaratmadan var olamayan, bir krizden diğerine savrulan, her türlü etik ve ahlâkî değere yabancılaşmış, parasal maddi ve hesaplanabilir-ölçülebilir olan dışında hiçbir insanî değere itibar etmeyen, eşyanın onu yaratan insandan daha değerli sayıldığı, ekonomik olanın politik, sosyal kültürel olanın önüne geçtiği, araçlarla amaçların ters-yüz olduğu, öküzün arabanın arkasına koşulduğu lânetli bir uygarlıktır.

Üniversitelerde “saf bilim’ sayılıp okutulan, bilimle değil, ideolojiler dünyasıyla ilgilidir. ‘Saf ekonomi’ gerçek dünyanın teorisi değil, hayalî bir kapitalizmin teorisi. Siyasetten (politikadan) ayrı bir ekonomik teori yok. Siyaset ve ekonomi iki ayrı zâtiyet değil. Kapitalist toplumda ekonomi siyaseti belirliyor. Oysa ilişkinin yönünün siyasetten ekonomiye doğru olması gerekirdi.

Ekonomi bilimi denilenin doğa bilimleri, fizik, kimya gibi ‘saf bilim’ olduğunu kanıtlamak için de iki zorlama yapılıyor: Matematiği tahlile dahil etmek ve iktisat dalında da Nobel ödülü vermek… Oysa Alfred Nobel’in vasiyetinde ekonomi yoktu. Nobel ödülü beş dalda: Fizik, kimya, fizyoloji ve tıp, edebiyat, barış dallarında, XX’inci yüzyılın başından beri veriliyor. Ekonomi Nobel ödülü 1969’danberi veriliyor. Ödül alanların kahir ekseriyeti Amerikan üniversitelerinin piyasacı öğretim üyeleri. Aslında Alfred Nobel’in vasiyetine ihanet söz konusu.

Alet ve makina

Diğer canlılardan farklı olarak insan, âlet yapabilen bir hayvan ki, bu özelliği onu diğer hayvanlardan ayırıyor. Esasen âletlerin ve kompleks tekniklerin gelişmesi, uygarlıkların da gelişmesinin koşulu. Başlangıçta âletler avcılığı, balıkçılığı, giyinmeyi vb. kolaylaştırıp yaşam kalitesini yükseltiyordu, İleriki aşamada da tarım, hayvancılık, metalürji, bir sonraki aşamada da kompleks üretim tekniklerinin gelişmesi olanaklı hale geldi. Böylece teknoloji yaşam koşullarını iyileştirip bir üst aşamaya taşıdı. Başka türlü söylersek, insanların doğayla ilişkisini değiştirmek olanaklı hale geldi. İnsanın âlet, yenilik yaratma yeteneği onun özelliğini, diğer hayvanlardan farklılığını oluşturuyor.

Alet (teknik), daha az çabayla daha çok üretmeyi mümkün kılıyor, zor, tehlikeli işleri de yapılabilir hale getiriyor. Velhasıl teknik “insana özgü” bir şey. Nitekim etnolog Andre Leroi-Gurhan, “Tekniğin gelişmesiyle insan beyninin gelişmesinin eşzamanlı olarak tezahür ettiğini“ ileri sürüyor. Daha da ötede insan aleti sadece kullanmıyor, onu sürekli olarak geliştiriyor. Fakat, kapitalist Sanayi Devrimi’yle, toplum-teknoloji ilişkisinin mahiyeti radikal olarak değişikliğe uğruyor. Hayranlığın ve uyumun yerini modern sanayinin karakteri olan soygunculuk, asalaklık ve sömürü ilişkisi alıyor.

Bu konuda Otto Ulrich: “Günümüzde Batı teknolojisinin çekiciliğinin hortlamasının nedeni, muhtemelen bu teknolojinin iki temel özelliğidir: Maliyetleri başka yere aktarabilmesi ve talancı karakteri. Maliyetleri aktarma yeteneği çağdaş teknolojiye anlaşılmazlık özelliği katar. Çağdaş teknoloji “verimlilik” konusunda yanıltıcıdır ve insan aklını kısa vâdeli hesap yapmaya yöneltir… Maliyetler genellikle aktarılır ve çok büyük zamanlara ve alanlara dağıtılır ama algılarımızın uzamsal ve zamansal ufku çok daha yakınlardadır. Ölçülmüş kirlilik düzeyleri, gelecekteki maliyetler ya da uzak bölgelerdeki maliyetler konusunda bildiklerimiz bizim için soyuttur ve içinde bulunduğunuz an algıladığımız gerçeklikten çok uzaktadır” diyor.

Bindiğiniz elektrikli arabanın bataryasının, cebinizdeki telefonun, nerede nasıl, ne pahasına, üretildiğini hiç düşündünüz mü?

Sanayi kapitalizmi öncesinde insan aleti kullanıyordu, sanayi devrimleri sonrasında makine insanı kullanıyor. Alet tüm insanlığın hizmetindeydi, makine kapitalist sınıfın elinde kâr etmenin ve sermayeyi büyütmenin hizmetinde.

Geride kalan 376 yılda 5 sanayi (endüstri) devrimi yaşandı:

  • 1750 Birinci Sanayi Devrimi: Buhar makinası-kömür, 130 yıl;
  • 1880 İkinci Sanayi Devrimi: İçten yanmalı motor-otomobil, petrol, 70 yıl;
  • Üçüncü sanayi Devrimi: 1950 Nükleer… Hiroşima-Nagazaki… 40 yıl;
  • Dördüncü Sanayi Devrimi 1990: Yeni bilgi ve haberleşme teknolojileri (NTIC), 25 yıl ve halen devam eden Beşinci Sanayi Devrimi “yapay zeka” 2015… 11 yıl…

Her teknolojik yenilikle canlı emeğin yerini makine alıyor. Yeni bilgi ve iletişim teknolojileri de daha az işçi – daha az canlı emek, daha çok makine demek. Fakat değeri sadece canlı emek (işçi) yarattığı için her ileri aşamada görece daha az değer (artı-değer) üretiliyor. Yeni teknolojiler daha çok elektrik enerjisi ve daha çok nadir elemente gereksinim duyuyor. Kapitalizm dahilinde teknolojik yenilikler insanlar daha kolay üretsinler, daha rahat yaşasınlar diye üretilmiyor. Sermayenin kârını artırmanın hizmetinde. Yapay zekâ sanayi sektöründe çok az verimlilik yaratıyor ve daha çok insanı işinden ediyor. Her ileri aşamada daha az işçi (canlı emek) kullanılıyor ama değeri sadece canlı emek, insan yaratabilir. Her çalışma, her emek, her sektör değer yaratmaz. Ticaret, finans (bankacılık), borsa, eğitim ve sağlık, polis, asker değer yaratmaz. Canlı emeğin yarattığı değeri kullanır. Elbette bu eğitime, sağlığa kaynak aktarılmasın demek değil. Tamamı robotların kullanıldığı bir fabrika mümkün. Hiç ücret ödenmeyeceğine göre üretilen kime satılacak, realizasyon nasıl sağlanacak? Yeni teknolojiler ve yapay zekâ aşırı enerji kullanıyor. Fakat daha çok enerji demek de daha çok doğa tahribatı, daha çok ekolojik yıkım demek:

‘’Eğer verimlilik artışlarını ve ekonomik büyümeyi yeniden canlandırmayı NTIC (Yeni Bilgi ve İletişim Teknolojileri) aracılığıyla umuyorlarsa, zaten yetersiz olan artı değer üreten üretken emek miktarı daha da azalacaktır. Üstelik bu azalma, umulan sonuca ulaşılmasını bile sağlamayacaktır. Dahası, NTIC’nin elektrik ve nadir metallere duyduğu ihtiyaç, CO₂ salınımlarının daha da artmasına yol açmakta; bu da küresel ısınmayı şiddetlendirerek ekolojik sorunları, tarımsal sorunları, halk sağlığı sorunlarını ve benzeri sorunları ağırlaştırmaktadır. Yapay zekânın, ilan edildiği biçimde bir gelişme göstermesi hâlinde, Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, bu yeni teknolojilerin elektrik tüketiminin 2026 yılında iki katına çıkması beklenmektedir. Bu durumda söz konusu tüketimin önemli bir bölümünün, CO₂ salınımına yol açan kömür ve doğal gaz santrallerinden karşılanması gerekecektir. Böylece sözde çözüm, bir yangını benzinle söndürmeye çalışmaktan ibaret kalmaktadır! Oysa yaptıkları tam da budur; hem de bunun farkında olmadan.’’ (Tom Thomas, Anatomie du chaos. La destruction du capitalisme par lui-même…)

XX’inci yüzyılın başından beri verimlilik sürekli azalıyor. Özetle yeni teknolojiler çözüm olmaktan çok sorun. Şimdilerde kapitalist dünya sisteminin içine sürüklendiği durum, kriz değil bunama… Bunama söz konusu olduğunda artık geri dönüş mümkün değildir. O halde daha geç olmadan bu sefil sürece müdahale etmek aracın direksiyonunu insandan ve doğadan yana kırmak gerekiyor. Zira, geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir kalmayacak. Komünist bir devrim olmadan da sistem çökecek ama devrim gerekli zira giderken bizi de götürecek. O halde slogan: Kapitalizm çökmeden biz çökertelim olabilir. Kapitalizm reforme edilebilir, insafa gelebilir bir sistem değil. Esasen hiçbir “üretim tarzı”, hiçbir “uygarlık” reforme edilebilir değildir. Her üretim tarzı belirli bir mantığa göre işler ve o mantığın dışına çıkınca da sistem olmaktan çıkar. Nasıl daha iyi bir köleci düzen, daha iyi bir feodalizm olamazsa, daha iyi bir kapitalizm de olmaz. Vakitlice saçma üretimle, anlamsız tüketimle, sefil yaşamla yüzleşmek gerekiyor ama öyle bir şey kapitalizm dahilinde mümkün değildir.

Binlerce, on binlerce, yüzbinlerce gereksiz, vazgeçilebilir değilse, zararlı şey üretiliyor, satılıyor, tüketiliyor. Oysa bir şey üretmek doğadan bir şeyler çekmek-azaltmaktır. Üstelik üretirken de tüketirken de kirletmek de kaçınılmazdır. Oysa, halen doğadan çekilen kaynağın (metal-enerji) %30’uyla, 8,5 milyar insanı insan haysiyetine yaraşır bir standartta yaşatmak mümkün. Artık entelektüel ataletten, politik körlükten kurtulmak, insan haysiyetinin bir gereği olan eylemliliği ortaya koymak gerekiyor. Zira komünist topluma giden yolun aralanmasının koşulları oluşmuş bulunuyor. Kapitalizmin saldırısı karşısında kitleler her yerde ayakta: Sermayeye karşı işçiler, işsizler, öğrenciler, emekliler, ekolojistler, patriyarkaya karşı kadınlar, ırkçılık karşıtları, anti-faşistler, jenosit karşıtları sahada ama o kadarı şeylerin seyrini değiştirmek için yeterli değil.

Karl Marx ve Friedrich Engels, “Sınıfın Partisi” adlı eserde: “Sadece olaylar, ilgisiz ve pasif kitleleri harekete geçirebilir” demişlerdi.

İnsan umut eden, hayal edebilen bir canlı, şeylerin seyrini değiştirmesine de bir engel yok…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Perde önünde fetihçi, arkasında ricacı

Sonraki Haber

Siyasette fikir-zikir-eylem birliği

Sonraki Haber

Siyasette fikir-zikir-eylem birliği

SON HABERLER

Siyasette fikir-zikir-eylem birliği

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Perde önünde fetihçi, arkasında ricacı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Kadri Bağdu cinayeti 12 yıldır aydınlatılmıyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Eti Bakır’dan dezenformasyon raporu!

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

LGBTİ+ varoluşu ne cezalandırılır ne de yok sayılabilir

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Hama’da 3 kişi öldürüldü, İdlib’de 2 şüpheli ölüm

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır