• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Ekim 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

LGBTİ+ varoluşu ne cezalandırılır ne de yok sayılabilir

14 Ekim 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet

‘Ailem Güvende’ operasyonlarının üzerinden bir ay geçti. Hak savunucuları LGBTİ+ varoluşunun yasaklanamayacağını, hak mücadelesinin engellenemeyeceğini söylerken, KaosGL.org editörü Oğulcan Özgenç, ‘İnsanların kimlikleri ve sözleri nedeniyle kriminalize edildiği bir yerde hiç kimsenin hakkı güvende değil’ dedi

‘LGBTİ+’ların en temel taleplerinden birinin, bir güvenlik tehdidi olarak görülmekten vazgeçilmesidir. “Ailem Güvende” diyebilmenin yolunun birilerini ailelerin düşmanı ilan etmekten değil, herkesin haklarını güvence altına almaktan geçer’

‘Kaos GL yöneticileri, hapis yatmayı dahi gerektirmeyen bu suçlama gerekçe gösterilerek bugün tutuklu bulunuyor. Bunun en açık örneklerinden biri ‘müstehcenlik’ suçunun kullanım biçimi.  Burada tutukluluğun kendisinin bir cezalandırma aracına dönüştüğünü de görmek gerekiyor.’

Duygu Kıt

12 Eylül’de “Ailem Güvende” adıyla başlayan operasyonlarda LGBTİ+ örgütleri, HIV alanında çalışan hak örgütleri, trans kadınlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar ve hak savunucuları gözaltına alındı; çok sayıda kişi tutuklandı, internet siteleri ve sosyal medya hesapları erişime engellendi. Yapılan gözaltı ve tutuklamaların üzerinden bir ay geçti. Operasyonların gayesinin açıklandığı bu bir aylık süre içerisinde 20 kadın erkek şiddeti sonucunda hayatını kaybetti, sayısız kadın ve çocuk şiddete maruz kaldı, dört çocuk çalışmak zorunda bırakıldığı iş yerlerinde hayatını kaybetti. Gözaltıların yapıldığı günlerde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı veriler de dikkat çekiciydi. Platformun verilerine göre 2026’nın ilk sekiz ayında 197 kadın öldürüldü. Öldürülen 197 kadının 117’si evinde, 162’si ise eşi, eski eşi, partneri veya aile üyelerinden biri tarafından öldürüldü. Hak savunucuları ise 2019 yılından bu yana yargı paketleri ile gündeme getirilen, en son 12. Yargı Paketi ile LGBTİ+ varoluşunu ve hak mücadelesini direkt olarak cezalandırmak isteyen tüm düzenlemelerin birebir hayata geçirildiğini vurguluyorlar. KaosGL.org editörü Oğulcan Özgenç hak savunuculuğunu yasaklamayı öngören ve LGBTİ+’larla dayanışmaya ceza içeren, varoluşu hedef alan düzenlemelerden bugüne gelinen tabloyu gazetemize değerlendirdi.

Yasalaşmayan hükümler fiilen uygulanıyor

Özgenç, “Ailem Güvende” operasyonlarını, iktidarın LGBTİ+’lara yönelik politikasında yeni bir aşama olarak değerlendirmek gerektiğine işaret etti. “Kamuoyundan gelen tepkiler sonucunda yargı paketlerinden geri çekilen ya da yasalaşamayan düzenlemelerin bugün fiilen uygulanmaya başladığını görüyoruz.” diyen Özgenç şu değerlendirmede bulundu:

“Kaos GL yöneticileri, hapis yatmayı dahi gerektirmeyen bu suçlama gerekçe gösterilerek bugün tutuklu bulunuyor. Bunun en açık örneklerinden biri “müstehcenlik” suçunun kullanım biçimi.  Burada tutukluluğun kendisinin bir cezalandırma aracına dönüştüğünü de görmek gerekiyor. Henüz ortada kesinleşmiş bir hüküm yokken insanların özgürlüğünden mahrum bırakılması, yargı sürecinin sonucundan bağımsız olarak cezalandırılmaları anlamına geliyor. Daha önemlisi, iktidarın yeni bir yasa çıkarmaya dahi ihtiyaç duymadan mevcut mevzuatı esneterek ve araçsallaştırarak başta LGBTİ+’lar olmak üzere toplumsal muhalefeti hedef aldığını görüyoruz. Daha önce kamuoyunun tepkisiyle yargı paketlerinden çıkarılan hükümlerin yaratmak istediği baskı ortamı bugün kolluk, savcılık, mahkemeler ve idari kararlar eliyle fiilen kuruluyor. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Meclis’ten geçiremediğiniz düzenlemeleri zaten uygulayabiliyorsanız yasama faaliyetinin, hukuki güvencenin ne anlamı kalıyor?”

İfade özgürlüğü herkes için

Yaşananları sadece LGBTİ+’lara yönelik bir saldırı olarak okumanın eksik kaldığını, T24’ten Kısa Dalga’ya pek çok haber mecrasının yanı sıra gazetecilerin, hak savunucularının ve LGBTİ+’larla dayanışma gösteren kişilerin sosyal medya hesaplarının da erişime engellendiğini hatırlatan Özgenç, “Operasyonların ardından gelen erişim engellerine baktığımızda saldırının sınırlarının çok daha geniş olduğunu görüyoruz. Yani yaşananları haberleştirenlerin, belgeleyenlerin, itiraz edenlerin ve dayanışma gösterenlerin de sesi kesilmek isteniyor. Burada dayanışmanın kendisinin de hedef haline getirildiğini görmek lazım. İktidar LGBTİ+’ların yaşadıklarını haberleştiren gazetecilere, belgeleyen hak savunucularına ve dayanışma gösteren herkese de aynı mesajı veriyor, bu mesaj da “susun” mesajı. Tam da bu nedenle, bütün baskılara rağmen yaşananları kayda geçirmenin, belgelemenin ve kamuoyuna aktarmanın hepimizin sorumluluğu olduğunu hatırlatmak gerekiyor.” dedi.

Operasyonların çelişkisi açık

Operasyonlara verilen “Ailem Güvende” adının başlı başına bir çelişki olduğunu vurgulayan Özgenç şöyle devam etti:

“Kadın cinayetlerinin, iş cinayetlerinin, çocukların öldüğü ve şiddete maruz bırakıldığı bir ülkede sormak gerekiyor: Kimin ailesi güvende? Kim güvende? LGBTİ+’ların varlığını bir güvenlik tehdidi gibi sunarken kadınları, çocukları ve işçileri öldüren koşullara dokunulmuyorsa burada korunmak istenenin “aile” olmadığı açık. Kimse güvende değil; erkeklik güvende. “Aile” burada insanların hayatlarını gerçekten güvenli hale getirecek bir sosyal politika meselesi olmaktan çıkarılıp siyasal bir silaha dönüştürülüyor. Ekonomik kriz, yoksulluk, güvencesizlik, bakım yükü ve şiddet konuşulması gerekirken iktidar bütün bunların karşısına hayali bir düşman olarak LGBTİ+’ları koyuyor.”

Özgürlük İstiyoruz kampanyası

Özgürlüğün parça parça savunulabilecek bir şey olmadığının altınız çizen Özgenç, buradan hareketle LGBTİ+’ların yakın zamanda başlattığı “Özgürlük İstiyoruz” kampanyası hakkında bilgi vererek şunları dile getirdi:

“Bir toplumsal kesimin ifade özgürlüğünü, örgütlenme hakkını ya da bedeni üzerindeki söz hakkını ortadan kaldırıp geri kalan toplumun özgür kalabileceğini düşünemeyiz. Üstelik LGBTİ+’lara karşı kullanılan yöntemlerin hiçbiri sadece LGBTİ+’lara özgü değil. Erişim engelleri, muğlak suçlamalar, derneklerin kriminalize edilmesi, tutuklama tehdidi ve dijital alanın denetlenmesi farklı toplumsal kesimlere karşı da kullanılabilecek ve kullanılan araçlar. Dolayısıyla mesele artık “Bugün LGBTİ+’lar, yarın kim?” sorusundan ibaret değil. Çünkü bu baskı araçları çoktan hepimizin kamusal alanını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü daraltmaya başladı.”

Özgürlük birlikte savunulmalı

“Bir yandan barıştan ve demokratikleşmeden söz ederken diğer yandan sivil toplumu kriminalize etmek, gazetecilerin sesini kısmak, dernek yöneticilerini tutuklamak ve bir toplumsal kesimi düşmanlaştırmak büyük bir çelişki.” diyerek operasyonlara tepki gösteren Özgenç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir başka önemli nokta bütün bunların barış ve demokratikleşme tartışmalarının sürdüğü bir dönemde yaşanıyor olması. LGBTİ+ hareketi barışın ve demokratikleşmenin en güçlü destekçilerinden biri oldu. Çünkü barış, farklı kimliklerin eşit yurttaşlar olarak yaşayabildiği, örgütlenebildiği, konuşabildiği ve kamusal alanda var olabildiği bir düzeni gerektirir. O nedenle “Ailem Güvende” operasyonlarını aynı zamanda barış ve demokratikleşme sürecine yönelik bir provokasyon olarak da okumak gerekiyor. LGBTİ+’ların dışarıda bırakıldığı bir demokratikleşme kimin demokrasisi olacak? Bugün LGBTİ+’lara yönelen bu saldırının yarın kime yöneleceğini tartışmakla vakit kaybetmemek gerekiyor; çünkü saldırı çoktan herkese yönelmiş durumda. Gazetecinin haber yapamadığı, derneğin örgütlenemediği, hak savunucusunun konuşamadığı, insanların kimlikleri ve sözleri nedeniyle kriminalize edildiği bir yerde hiç kimsenin hakkı güvende değil. İktidar LGBTİ+’ları toplumdan yalıtarak kolay bir hedef yaratmak, ardından bu hedef üzerinden baskının sınırlarını genişletmek istiyor. Buna verilecek yanıt LGBTİ+’ları yalnız bırakmamak ve özgürlüğü birlikte savunmak olmalı. Çünkü bugün asıl soru “LGBTİ+’lara ne olacak?” değil. Asıl soru şu: LGBTİ+’ların haklarının bu kadar kolay gasp edilebildiği, dayanışmanın suçlaştırıldığı ve yasalaşmayan yasaların bile fiilen uygulanabildiği bir ülkede geriye nasıl bir demokrasi kalacak?”

Hayatımızdaki riskler artıyor

LGBTİ+’ların karşı karşıya olduğu riskleri sadece gözaltına alınmak ya da tutuklanmak üzerinden tarif etmenin yeterli olmayacağının altını çizen Özgenç, “Bir tarafta doğrudan adli baskı, diğer tarafta örgütlenme kanallarının dağıtılması, dijital alandan silinme, çalışma ve barınma hakkına erişimde yaşanan güvencesizlik ve giderek büyüyen bir otosansür iklimi var. LGBTİ+ derneklerinin siyasi söz üretmekten ibaret kurumlar olmadığını belirtelim. Dernekler, aynı zamanda şiddete ve ayrımcılığa maruz kalanların hukuki ve psikososyal desteğe, sağlık alanında güvenilir bilgiye ve akran dayanışmasına ulaşabildiği mekanizmalar. Bu kurumların yöneticilerini tutukladığınız, hesaplarını erişime engellediğiniz ve faaliyetlerini kriminalize ettiğiniz zaman aslında o kurumlara başvuracak LGBTİ+’ların destek mekanizmalarına erişimini de kesiyorsunuz. HIV alanında çalışan örgütlerin hedef alınması da bu nedenle ayrıca kaygı verici. Dolayısıyla operasyonların önemli sonuçlarından birisi de binlerce LGBTİ+’nın daha yalnız, daha güvencesiz ve haklara erişim konusunda daha kırılgan hale getirilmesi” ifadelerini kullandı.

Hapishanede haklara erişim yok

Özgenç hapishanedeki LGBTİ+’ların yaşadıklarının da gündemde tutulması gerektiğini söyledi. “Dışarıda LGBTİ+ varoluşunu kriminalize eden anlayış; içeride barınmadan sağlığa, mahremiyetten iletişime kadar en temel haklara erişim meselesine dönüşüyor.” diyen Özgenç tutsakların güncel durumuna ilişkin şu bilgileri verdi:

“Mersin E Tipi Cezaevi’ndeki LGBTİ+ tutukluları ziyaret eden avukatların aktardığına göre sekiz kişilik koğuşta 18 kişi tutuluyor, on kişi yerde yatıyor ve bazı tutuklular şilteye dahi erişemiyor. Düzenli kullanılan ilaçlara ve kışlık kıyafetlere erişimde sorunlar yaşanıyor; hormon kullanan bir mahpusa ilacının verilmediği de bildirildi. Avukat-müvekkil görüşmelerinin gizliliğinin sağlanmadığına ilişkin aktarımlar var. Sincan’dan ise ağır tecrit koşullarına ve LGBTİ+ tutukluların hapishanedeki diğer haklardan cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri nedeniyle yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin belirsizliklere dair bilgiler geliyor. Özellikle HIV’le yaşayan tutukluların durumu çok ciddi. Bazı HIV’le yaşayan LGBTİ+’ların HIV statüleri gerekçe gösterilerek tek kişilik hücrelerde tutulduğu ve mevcut ilaçları bittikten sonra tedavilerinin nasıl sürdürüleceğine ilişkin kaygı yaşadıkları aktarılıyor. HIV statüsü bir tecrit gerekçesi olamaz. Aynı şekilde transların hormon tedavisine erişiminin kesilmesi de basit bir idari aksaklık olarak görülemez. Bazı mahpusların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, içme suyu ve kişisel hijyen malzemelerine erişimin dahi ekonomik imkânlara bağlı hale gelebildiği bir tablodan söz ediyoruz.”

Taleplerimiz açık ve net

Özgenç LGBTİ+’ların en temel taleplerinden birinin, bir güvenlik tehdidi olarak görülmekten vazgeçilmesi olduğunu söyledi. “Ailem Güvende” diyebilmenin yolunun birilerini ailelerin düşmanı ilan etmekten değil, herkesin haklarını güvence altına almaktan geçtiğini belirten Özgenç son olarak şu talepleri sıraladı:

“LGBTİ+’ların talepleri çok açık. Operasyonlar kapsamında tutuklanan LGBTİ+’ların, gazetecilerin ve hak savunucularının serbest bırakılması; LGBTİ+ örgütlerine ve hak savunuculuğuna yönelik kriminalizasyona son verilmesi talep ediliyor. İnternet sitelerine ve sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerinin kaldırılması, derneklerin faaliyetlerini özgürce sürdürebilmelerinin güvence altına alınması da temel talepler arasında. Hapishanelerde ise LGBTİ+’ların güvenliğinin sağlanması; cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ya da HIV statüsünün tecrit ve ayrımcılık gerekçesi haline getirilmemesi gerekiyor. HIV’le yaşayan tutukluların ilaç, hekim ve tetkiklere; trans tutukluların ise hormon tedavileri başta olmak üzere ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine kesintisiz erişimi sağlanmalı. Sağlık bilgilerinin mahremiyeti korunmalı; barınma, hijyen, kıyafet, iletişim ve avukata erişim gibi en temel haklar hiçbir ayrım gözetilmeksizin güvence altına alınmalı. Hapishanelerdeki koşulların bağımsız hak örgütleri ve ilgili kurumlar tarafından düzenli olarak izlenebilmesinin de önü açılmalı. LGBTİ+’ların talep ettiği güvenlik; LGBTİ+’ların olmadığı sokaklar, kapatılmış dernekler ya da susturulmuş gazeteciler değil. Şiddete uğramadan yaşayabilmek, barınabilmek, çalışabilmek, sağlık hizmetine erişebilmek, örgütlenebilmek ve kimliğini saklamak zorunda kalmadan var olabilmek.”
PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hama’da 3 kişi öldürüldü, İdlib’de 2 şüpheli ölüm

Sonraki Haber

Eti Bakır’dan dezenformasyon raporu!

Sonraki Haber

Eti Bakır’dan dezenformasyon raporu!

SON HABERLER

Siyasette fikir-zikir-eylem birliği

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Perde önünde fetihçi, arkasında ricacı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Kadri Bağdu cinayeti 12 yıldır aydınlatılmıyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Eti Bakır’dan dezenformasyon raporu!

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

LGBTİ+ varoluşu ne cezalandırılır ne de yok sayılabilir

Yazar: Yeni Yaşam
14 Ekim 2026

Hama’da 3 kişi öldürüldü, İdlib’de 2 şüpheli ölüm

Yazar: Yeni Yaşam
13 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır