Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi Üyesi Duran Kalkan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin iki yılını, zindanların durumunu, Mekke İttifakı’nı ve Fransa’daki gençlik eylemlerini değerlendirdi
Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV programında gündemdeki temel konulara ve yöneltilen sorulara dair geniş kapsamlı açıklamalarda bulundu. Bêrîtan’ın (Gülnaz Karataş) şehadetinin 34’üncü yıl dönümünden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin iki yılına, zindanlardaki uygulamalardan Mekke İttifakı, ekolojik kıyımlar ve Fransa’daki liseli gençlik eylemlerine kadar birçok başlığı değerlendiren Duran Kalkan, sürecin başarıya ulaşması için somut adımların atılması gerektiğini vurguladı.
Bêrîtan çizgisi ve Kürt demokratik birliği
Şehadetinin 34’üncü yıl dönümünde Bêrîtan’ı anarak konuşmasına başlayan Duran Kalkan, “Bêrîtan çizgisi” tanımının işbirlikçiliğe, teslimiyete ve feodal erkek egemenliğine karşı direnişin sembolü olduğunu belirtti. Günümüzde Kürtler arası çatışmaları bitirmenin ötesinde demokratik birliği sağlama arayışının öne çıktığını aktaran Duran Kalkan, “Sorunun çözümü için Kürt demokratik birliği en önemli güç olarak görülüyor. Karasungur yoldaşın da Bêrîtan yoldaşın da mücadelesinin temel hedefi Kürdistan’ın demokratik birliğe kavuşmasıydı. Bu doğrultuda Başûr’daki yönetimin ve siyasetin demokratikleşmesi, Özgürlük Hareketi üzerindeki yasağın kalkması ve Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik entegrasyon stratejisinin Başûr’da da etkili biçimde uygulanması gerekir” değerlendirmesini yaptı.
Devlette söz var, pratik yok
Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihindeki çağrısı ve Abdullah Öcalan’ın 23 Ekim 2024’te verdiği yanıtla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin 2’nci yılını değerlendiren Duran Kalkan, iki yıllık süreçte hareket olarak tarihi kararlar aldıklarını ifade etti. 27 Şubat 2025’teki çağrı, 1 Mart 2025’teki ateşkes, 12. Kongre kararları, 11 Temmuz 2025’teki silah yakma eylemi ve ardından güçlerin sınır dışına çekilmesi süreçlerini anımsatan Duran Kalkan, şöyle konuştu:
“Türkiye sınırları içerisindeki silahlı güçlerimizin hepsini çektik. Ne sınır boyunda ne Türkiye sınırları içerisinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir silahlı gerilla gücü kalmadı. Bu bakımdan herhangi bir tehdit artık yoktur. Bundan öteye adımlar atabilmemiz için koşulların yaratılması gerekiyor. Nedir bu koşullar? Bir, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü. İki, hukuki ve siyasi zeminin oluşturulması. Ancak karşı tarafta sürecin gerektirdiği adımları atan bir tutum göremiyoruz. Devlet Bahçeli’nin açıklamaları oldu, Meclis Komisyonu rapor hazırladı, Çerçeve Yasa geçti ama öngörülen maddeler hayata geçirilmedi. Söz var, eylem yok, pratik yok. Önder Apo’nun statüsüne ilişkin herhangi bir karar bile alınabilmiş değil.”
Türkiye’ye yeni bir dizayn vermeye çalışıyor
“Ama söz var, eylem yok, pratik yok. İlk açıklamasında da gelsin Mecliste DEM Parti grubunda konuşsun demişti Önder Apo için. Bırak Meclise gelmeyi Önder Apo’nun statüsüne ilişkin herhangi bir karar bile alınabilmiş değil. Ne bir siyasi karar var ne bir hukuki karar var. Umut hakkından ardına kadar yararlansın demişti. Umut hakkını ağzına bile almıyor Türk Devleti. Herhangi bir yaklaşımı da yok. Dolayısıyla kararlı olunması iyi. Besbelli ki süreci bitirmek istemiyorlar. Çünkü ihtiyaçları var. Çıkarlarına geliyor ama sürecin gerektirdiği adımları da atmıyorlar. Aşırı derecede siyasallaştırma var. Şu anlamda; iktidara bağlama, seçim siyasetine bağlama var. Buna dayanarak bir iç siyaset yürütüyor. Türkiye’ye yeni bir dizayn vermeye çalışıyor. Bu AKP egemenliğini pekiştirme yönünde. Bunu herkes görüyor.”
Duran Kalkan muhataplarına da uyarıda bulunarak, “Bizi başka şey yapamaz, bu işi kendi güçleriyle yürütemez sanmasınlar. Kendileriyle birlikte iş yapmaya çok muhtaçmışız gibi de görmeseler iyidir. Yanlış hesap yapmasınlar” ifadelerini kullandı. Devamında Duran Kalkan şunları anlattı:
“Biz kararlıyız süreci geliştirmede. Bunu başkaları istiyor diye değil, anlaşmayla ilan etmedik zaten. Kürtlerin buna ihtiyacı var. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İnsanlığın buna ihtiyacı var. Bunu gördük, bildik, anladığımız için yaptık. Başarısı için, gerçekleşmesi için de çalıştık, çalışacağız. İlgili bütün çevreleri, toplumsal kesimleri sürekli bu sürecin gelişip başarıya gitmesi için daha duyarlı yaklaşmaya, sürece daha fazla sahip çıkmaya, bu doğrultuda daha çok mücadele etmeye çağırdık. Süreç mücadele süreci çünkü. Bu çağrılarımızı yineliyoruz.”
Tehlikeli yaklaşımlar da var
“Umarız yanlış hesaplar yapmıyorlardır. Muhataplarımız. Bizi böyle başka şey yapamaz, bu işi kendi güçleriyle yürütemez sanmasınlar. Kendileriyle birlikte iş yapmaya çok muhtaçmışız gibi de görmeseler iyidir. Bu tür görüntüler var gibi geliyor bize. İsteklerinden, tutumlarından ne yapmak istediklerini, ne tür plan yaptıklarını, nelerin peşinde olduklarını az çok anlıyoruz. Tehlikeli yaklaşımlar da var. Öyle kör hiçbir şey göremez değiliz. Bunu bu çerçevede net olarak ifade edebilirim.”
20. Avrupa Kürt Konferansı ve Avrupa’nın sorumluluğu
14-15 Ekim tarihlerinde Avrupa Parlamentosu’nda yapılan 20. Avrupa Kürt Konferansı’nı değerlendiren Duran Kalkan, toplantıda Abdullah Öcalan’ın mesajının doğrudan okunmasının ve kararların ileri düzeyde olmasının önemine işaret etti. Avrupa’nın 1998 uluslararası komplosundaki rolünü hatırlatan Duran Kalkan, “İmralı sistemi NATO gladyosu tarafından ayakta tutuluyor ve bundan Avrupa sorumludur. Avrupa siyaseti artık daha cesur adımlar atmalı, kararları pratikleştirmelidir” değerlendirmelerinde bulunarak şu tespitleri yaptı:
“İmralı sistemi NATO gladyosu tarafından ayakta tutuluyor, sürdürülüyor. Bundan Avrupa sorumlu. Zaten Kürt sorununu yaratan da Avrupa’nın kendi 1. Dünya Savaşı’ndaki iç savaşıydı. İngiltere-Almanya savaşı Kürtleri bu hâle getirdi. Biraz yaptıklarını düzeltirler diye, bir öz eleştiri yapabilirler diye aslında Önder Apo ‘98’de Avrupa’ya çıkmayı tercih etmişti. Fakat o görülemedi. Şimdi artık daha cesur adımlar atmalı Avrupa siyaseti, onu söylemek istiyorum. Evet toplantılar, tartışmalar, kararlar iyi. Ama pratikleşme için de daha cesur adımlar atılmalı. Önder Apo 28 yıldır İmralı’da tutuluyor. İşkence ve tecrit ortamında. Avrupa yasaları uygulansa çıkması gerekecek. Hâlbuki İmralı sadece Türkiye’nin bir cezaevi değil. Avrupa da içinde, Amerika da içinde. Ortak denetlenen bir cezaevi. Avrupa yasaları uygulanmıyor. Tartışma, karar alma, kötülemiyoruz da ama pratik böyle olunca insan ne diyeceğini şaşırıyor. Ne diyelim? İyidir nasıl diyelim buna? Öfke duymamak, eleştirmemek mümkün değil.”
Zindanlardan cenaze çıkarsa savaş şehidi sayacağız
Cezasımı tamamlayan tutsakların idare ve gözlem kurulları tarafından tahliye edilmemesine ve zindanlardaki hak ihlallerine değinen Duran Kalkan, tutsakların siyasi rehine konumunda tutulduğunu vurguladı. Toplumsal tepkinin yetersizliğini eleştiren Duran Kalkan, şu uyarılarda bulundu:
“Akıl alacak iş midir bu? Tek akıllı onlar, hepimiz ahmak mıyız? Bizi böyle kimse göremez. Öyle olmamalı. Mesela bu cezaevlerindeki durum gerçekten ilginç. 35 yıl yatanlar var, 36 yıl yatanlar var. Daha ne kadar yatacağı belli değil. Geliyor, bir yıl geçiyor. İkinci yıla ertelendi, öbürüne ertelendi. Ne kanun var, ne mahkeme var. Hiçbir şey yok. Alikıran başkesen hesabı, işleri gidiyor. Bazı protestolar oluyor bunlara karşı. Fakat azdır. Daha fazla olmalı. Kıyamet koparılmalı aslında. Dünyanın dört bir yanında, onda birini yapan iktidarlara karşı her türlü protesto eylemleri gelişiyor. Tepki azdır. Bu duruma maruz kalanların tepkisi de azdır. Bir de hasta olmuşlar. Her türlü şeyden geçmişler. Ölüm döşeğindeler çoğu. Onlar da olmuyor.
“Bize diyorlar işte adım atma. Verilmiş cezayı bilmem kaç yıl fazla yaparak insanlar çıkmışlar. Diyorlar ki sürece dönük adım. İstesek bırakmazdık da. Muhataplarımız bize bunu alenen söylüyorlar. Biz de kamuoyuyla paylaşıyoruz. Durum bu. Zindanlardaki insanların nasıl birer rehine olduğunu herkes görsün, bilsin. Ben sadece şunu söyleyeceğim, bunu ekleyeceğim. Zindanlardan bu temelde bir cenaze çıkarsa biz onları savaş şehidi sayacağız. Bunu muhataplarımız iyi bilsin. Hareket olarak bunda kesinlikle kararlıyız. Savaş şehidi sayacağız. Ateşkes yapılmamış, savaş durdurulmamış, savaş zindanda sürdürülmüş ve bu sonuca yol açmış diyeceğiz. Herkes bunu bilmeli.”
Mekke İttifakı ve Bölgesel Tehlikeler
Yemen ve Suudi Arabistan hattında gündeme gelen Mekke İttifakı tartışmalarını yorumlayan Duran Kalkan, bu durumun Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilen NATO toplantısının bir kararı olduğunu aktardı. Türkiye’nin İbrahimi Anlaşma’ya dahil edilerek Suudi Arabistan’a asker göndermeye ve İran’a karşı savaşa sürüklenmeye çalışıldığını belirten Duran Kalkan, “Osmanlı’nın kırılışı Yemen’de başladı. AKP yönetimi Türk askerini yeniden Yemen’e sürecek. Buna karşı çıkılmalıdır. Zagroslara gelince Kürtlere karşı İran’la anlaşıp Körfez’de İsrail ve ABD ile birlikte İran’a karşı savaşa girmek bir ip üzerinde yürümeye benziyor. Bu durum ciddi tehditler barındırmaktadır” şeklinde konuştan Duran Kalkan şu tespitleri yaptı:
“Mekke İttifakı’nın Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO toplantısının bir kararı olduğunu bilmemiz lazım. Bu netleşti artık. Mekke İttifakı ile Türkiye’yi ne yapıyorlar? ABD Başkanı Trump bir çağrı yapmıştı. Başta Türkiye olmak üzere Orta Doğu’daki devletleri İbrahimî Anlaşma’ya katılmaya çağırıyoruz, demişti. Mekke İttifakı anlaşması İbrahimî Anlaşma’da yer alanların İbrahimî Anlaşma’ya dahil olması anlaşmasıdır. Bunu böyle görmeliyiz. Türkiye bu biçimde İbrahimî Anlaşma’ya dahil olmuş oluyor. ABD ile anlaşmış. İsrail ile anlaşmış oluyor bu anlaşma. İsrail anlaşmasıdır. Şimdi Suudi’ye de asker gönderiyorlar. Yemen’deki savaşa müdahil olacaklar. Yemen’de İran yanlılarına karşı savaşacaklar. Türkiye İran’a karşı savaşa giriyor dolaylı olarak. O pozisyona getiriliyor bu biçimde. Hem İbrahimî Anlaşma’ya dahil olmuş oluyor. Bu çerçevede İran’a karşı savaşa da dahil olmuş oluyor.
Hakan Fidan politikasını iyi izlemek lazım
” ABD Başkanı yeniden bir açıklama yaptı. Erdoğan dedi, bütün isteklerimi yerine getiriyor Yemen konusunda. Türkiye toplumu niye az tartışıyor ben bilemiyorum. Osmanlı’nın kırılışı Yemen’de başladı. Yemen üzerinde ne kadar türkü var, ağıtlar var yakılmış. Yeniden AKP yönetimi Türk askerini Yemen’e sürecek. Gider mi gitmez mi? Buna karşı çıkılmalı. Bu öyle rahat kabul edilebilir, karşılanabilir mi? Diğer yandan orada bir İran karşıtlığı var. Türkiye İran’la neredeyse savaşır hâle gelecek bir yönüyle… Ama biz biliyoruz ki diğer taraftan da İran’la Kürtlere karşı ileri düzeyde anlaşması var. Bu Hakan Fidan politikasını iyi izlemek lazım. Bir ip üzerinde oynayan cambaza benziyor biraz. Suudi’de, Yemen’de, Körfez’de İsrail’le, ABD’yle birlikte İran’a karşı savaş. Zagroslara gelince Kürtlere karşı İran’la birlikte savaş. İranlılar bundan ne anladılar tam bilemiyoruz aslında.”
Ekolojik kıyım ve doğa saldırıları
İstanbul’da yaşanan sel felaketi ve doğaya yönelik tahribatları değerlendiren Duran Kalkan, bunun doğal bir afet olmadığını, kapitalist modernitenin aşırı kâr hırsı ve AKP iktidarının doğayı talan eden politikalarının bir sonucu olduğunu ifade etti. Botan’dan Dersim’e ve Behdînan’a kadar orman kıyımlarının sürdüğünü belirten Duran Kalkan, her ağaç kesiminin bir insan katliamı olarak görülmesi gerektiğini ve ekolojik kıyımlara karşı isyan düzeyinde kitlesel eylemlerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmelelir yaptı:
“Afet deniliyor, felaket deniliyor. Bu kavramlarla üstü örtülüyor. Deprem olunca da böyle diyorlardı. Akdeniz’de deprem oldu. Bunu da böyle tanımladı AKP yönetimi. Birçok çevre de doğayı da suçluyorlar, çeşitli şeyleri de suçluyorlar. Fakat nasıl diyelim, sadece Türkiye’ye özgü bir şey de değil bu. Bütün dünyada geçerli olan bir durum. Doğanın dengeleriyle bu kadar oynanırsa doğa da hesap sorucu olur tabii.”
“Ama AKP yönetimi hiçbir ahlaki ve hukuki kural tanımaz oldu. Para, kâr nereden gelecekse aşırı derecede doğa yok edilmeye çalışılıyor. Bu Karadeniz’den başladı, Karadenizliler karşı çıktılar, kadınlar, toplum protesto etti. Biz gerçekten onları önemsemiştik. Ege’ye, diğer alanlara yayıldı, Kürdistan’da ise ölçüsüz olarak geliştiriliyor. İşte Amed’den Muş’a, Varto’ya… Birçok alanda çok geç de olsa bilinçlenme oluştu, komiteler, örgütlenmeler gelişti. Doğanın tahribine karşı toplum evine sahip çıkıyor, yaşam zeminine sahip çıkıyor. Doğa, üzerinde yaşanılan yer, olmazsa insanlık olmaz. Doğayı anlama bilinci, insanın, toplumun kendini anlama bilincinin başlangıcı.”
“Sol sosyalist güçler, demokratik çevreler bu işi daha fazla ciddiye almalılar. Daha çok önemsemek lazım. Daha çok ekolojik bilincin gelişmesine, örgütlenmeye, mücadeleye önem vermek gerekiyor…Mesela doğaya karşı yapılan talan, tahribatlar isyan gerekçesi düzeyinde aslında. Her türlü eylemi, demokratik eylemi, kitle hareketini geliştirmek için birer gerekçe, hem de en makul gerekçe. Kimse diyemez niye oldu. Bundan daha fazlası olmaz çünkü. Bu kadar zarar verici. Yaşam için, insanlık için. İnsanlığın geleceği açısından. Gelecek karartılıyor. Zarar görenleri telafi ederler. Ders çıkartmaları önemli. Ama bütün herkesi bir musibet bir nasihattan yeğdir düsturuyla hareket edip buradan ders çıkartarak bu tür şeylerin bir daha yaşanmaması için gerekli örgütlenme ve mücadeleyi geliştirmeye çağırıyorum. Başka çare yok.”
Fransa’daki liseli gençlik eylemleri
Fransa’da lise öğrencilerinin öncülüğünde başlayan ve genel grevlerle yayılan toplumsal eylemleri selamlayan Duran Kalkan, eylemlerin kapitalist modernite sistemine karşı bir tepki olduğunu söyledi. Duran Kalkan, “Kapitalist modernite işçi hareketlerini pasifize etti, üniversite gençliğini sistemin içine çekti. Şimdi sıra liseli gençliğe geldi. Liseli gençlerin bu refleksi, iradesi ve kitlesel eylemi çok önemlidir. Bu eylemlerin kapitalist sistemin kirliliğine karşı bütün toplumu tutuşturacak bir kıvılcım olmasını umuyoruz” diyerek şu değerlendirmelir yaptı:
“Fransa’daki durum gerçekten de ilgi çekici. Dikkat çekici. Biraz tartışmıştık onlarla. Buradan hangi sonuçları çıkarmalıyız? Doğal bir tepki, öyle görülüyor. Önemli olan o bilincin nasıl oluştuğudur. Örgütlenmeleri için gençliğin, öğrenci gençliğin araçları var. Teknik kullanıyorlar. İsterse öğrenci gençliğin bir anda örgütlenmesi, eyleme kalkması mümkün. Yeter ki onlar o isteğe ulaşsınlar. O bilinç olsun. Fransa’da lise gençliği bu bilince ulaştı. Hiç kimsenin beklemediği, herkesi şaşırtan, birçok değerlendirmeye konu olacak olan, aslında nasıl diyelim, özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından da büyük umut veren bu gelişmeler ortaya çıktı.
Gerçekten de selamlamak gerekiyor, kutlamak gerekiyor. Toplumu harekete geçirdi. Sarı Yelekliler de devreye girdiler. Şimdi genel greve gidiliyor. Fransa’yla sınırlı kalmıyor. Belçika’ya yayıldı. Diğer Avrupa ülkelerine de yayılacak. Öyle anlaşılıyor ki sürer bu hareket. Kesintisiz olmayabilir. Parça parça olabilir ama gittikçe ileride yeni biçimlerde çıkar ve Orta Doğu’ya, Türkiye’ye de yayılabilir. Çünkü niye? Birilerinin bu kapitalist modernite sisteminin geldiği düzeye karşı isyan etmesi lazım. Yok ediyor, bitiriyor. Bu, toplumu da bitiriyor. Mevcut sömürü…
Liseli gençler öncülük ediyor
Hiçbir zaman insanlık şimdiki gibi geleceğin tehlikede olduğu bir durumu yaşamadı. Kapitalist modernite sisteminin geldiği nokta bu. Önceki dönemlerinde de böyle değildi. Kapitalist moderniteden kurtulmadıkça işte İslamiyet demiş ne olur? Kıyamet kopar. Kıyamet gibi bir durum. Kapitalist modernitenin doğa ve topluma saldırıları gerçekten de kıyamet alametleri gibi bir şey.
Gerçekten de öncülük yapıyorlar. Niye liseli gençler ettiler? Şunu söyleyebilirim. Bir kesim çıkacak isyan edecek. Mutlaka edecek. İnsanlık bunu kaldıramaz, kabul edemez. Şimdi bu kesim liseli gençler oluyor. 50-60 yıl önce üniversite gençleriydiler. 1960’lı yıllarda, ‘70’li, ‘80’li yıllarda üniversite gençliğiydi. PKK de bir aydın gençlik hareketi olarak çıktı. Biz de o gençliğin içinden geliyoruz. O heyecan, o ruh, o bilinç, irade farklıydı. Onu net ifade edebiliyorum.
Kapitalist modernite sistemi işçi hareketini zayıflattı
Şimdi liseli gençlik böyle bir kesim olabilir mi? Böyle önemsemek lazım. Çocukları bile önemsemek gerekli. Yarın daha genç olanlar da bu tür kalkışlar yapabilirler. Çünkü sorun yaşamsaldır. Gelecek sorunu. Biraz bilinç edinir, yaşamı anlamaya başlar hâle gelirse, insan mevcut olana tepki duyar. Genç insanlar yaşamın kirine pasına bulaşmadıkları için besbelli ki daha idealistler. Hayalleri daha geniş, güçlü, daha dinamikler ve daha çok duyarlılar. Liseli gençlik de onu ifade ediyor. Şimdi sıra liseli gençliğe gelmiş diyebiliriz.
Kapitalist modernite sistemi işçi hareketini zayıflattı. İşçileri şu veya bu yöntemle sistemin içine çekti. Pay verdi. Sadece sendikacılık geliştirdi. Şu bu yöntemlerle önemli ölçüde işçi hareketlerini pasifize etti. Yoksa bu sömürüye dayanılır mı? Yüz yıl önce, yüz elli yıl önce bu kadar grev yapan, bundan daha az sömürü varken grev yapan işçiler şimdi niye yapmıyorlar? Bir özel savaş yöntemidir. Kapitalist modernite sisteminin. Anladık ki son elli yıldır üniversite gençliği üzerinde de özel bir politika uygulanmış. Dünyada uygulanmış. Türkiye’de uygulanıyor bu. Sistemin içine çekilmiş. Böyle çeşitli yöntemlerle kapitalizmin kirine, pasına bulaştırılmış üniversite gençleri. Yoksa o bilinç ve dinamizm durmazdı. Ama en zayıf durumda şimdi. Dikkat edelim. Onlar böyle yaklaşınca işte artık lise gençleri de diyorlar ki sorun bize kaldı. Öncü biz olmalıyız. Çareyi biz yaratmalıyız ve kalkışa giriyorlar.”
HABER MERKEZİ









