Şenlikli Fransa sokakları. Otorite ve zenginlik simgeleri, isyandan nasibini alıyor. Ulusötesi market tekelleri, çok iyi çalışıyor bugünlerde, asgari ücretli kasiyerleri ve otomatik para ödeme kasaları hariç. Yüzde yüzlük indirimlerle halka hizmet veriyorlar.
Bir doğrudan demokrasi eylemi galiba yağma. Sadece parası olanın satın alabildiği piyasa düzeninden, daha eşitlikçi olduğu kesin. Yeter ki herkes istediğini seçebilsin!
Ve kapitalizmin leş kokusunu bastırmasıyla ün kazanmış, parfüm şirketlerinin boşalmış rafları. Gettoların kalabalık metroları Christian Dior kokacak 3-4 hafta fena mı?
Gayet iyi hatırlıyorum, Arjantin’de, bir başka isyan günleriydi katıldığım; Bir gecekondu ortak mutfağında, kategorize edilmekten ve ince dilimlenmekten ve pahalı bir fiyata halka satılmaktan kurtulmuş, koca bir but pişmeye yatırıldığında, gayet mutluyduk biz ve gecekondu halkı. İçine buz atılmak için karıştırılmış ucuz ve pahalı Fransız ve Şili şarapları ve çocuklar kenarda bekliyorlardı. Masaların arasında birisi gitar çalıyordu, bir kadın şarkılar söylüyordu.
Ve dans ediyordu, isyancılar, yağmacılar.
2011’de Londra ayaklanmasında, Bir TV muhabiri siyah bir gence, “Hoşnutsuzluğunuzu ifade etmenin doğru yolu ayaklanmak mı?” diye soruyordu.
Genç:
“Evet. Ayaklanmasaydık şimdi benimle konuşuyor olmayacaktınız. İki ay önce, 2.000’den fazla siyah olarak Scotland Yard’a yürüdük. Her şey barışçıl ve sakindi. Peki ne oldu biliyor musunuz? Basında tek bir kelime bile çıkmadı.
Dün gece biraz ayaklanma, biraz yağma oldu. Şimdi etrafınıza bakın!” diyordu…
Eylem günüydü Paris, yine iyi hatırladığım; Her cumartesi kente iniyordu Sarı Yelekliler. Şu basit, naylon, bir yerlerde, her yerde beni gör diye giyilen yeleklerdendi, sarı tabii ki. Eylemler de zaten böyleydi, ‘beni gör’ diyordu insanlar işte. Onlar basit, sıradan, herkes, biz yani. Karikatür demokrasinin, karikatür figürleri, 4-5 yılda bir katıldıkları seçimden- kağıt kaplama sanatı Origamiyi beklemekten vazgeçip, sokakları, döner kavşakları, otobanları, viyadükleri ve köprüleri kesiyorlardı. Ve sonra aksırıp, tıksırıyordu iktidar, bazı zamları geri alıyordu mesela. Ücretleri artırıyordu öte yandan…
Tarihi belediye binaları yandı diye üzülüyor, orta sınıf solcular. Kenarları kollarını koymaktan eprimiş koltuklarında, başlarını bir sağa, bir sola sallıyorlar, pek fazla değil ama makul bir oranda. Panzerin önünde durmuş bir pembe pantere itirazları yok lakin, eline bir taş alıp sallamazsa eğer, otoritenin suratına.
İsyan ne garip şey anne…
‘Fransız Devrimi’nin ‘Halkın idaresi’ belediyeden, geriye sadece yuvarlak köşeli binaları kalmış, içinde ne halk var, ne idaresi. Bir film platosu gibi demokrasi. Sadece ön duvarları var, fasa ve fiso gerisi.
Yani yanan şey, bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri…









