Avrupa ufkunda, özellikle de Fransa ve İtalya’da yüzyıllar sonra yeniden beliren “ihtilal” hayaleti dünya kamuoyunu büyülerken üç önemli ülkede önümüzdeki hafta yapılacak seçimler de insanlığın geleceği açısından kritik önem taşıyor. Brezilya, İsrail ve ABD’deki sandık sonuçları, birbirinden uzak coğrafyalarda sosyal adalet, barış ve demokrasi umutlarının geleceğini belirleyebilir.
Brezilya: Demokrasiden ‘barbarlığa’?
25 Ekim Pazar günü Brezilya’da başkanlık seçimlerinin ikinci turu yapılacak. İlk turda sağcı Flavio Bolsonaro’nun Lula da Silva karşısında üstünlük sağlaması, Brezilya solunu Bolsonarist yükselişi kıracak bir hamle arayışına soktu. Ancak 80 yaşındaki Lula’nın genç rakibi karşısında henüz dengeleri değiştirecek bir çıkış yaptığı söylenemez.
Eski başkan Jair Bolsonaro’nun oğlu olan Flavio, babasının hapis cezası üzerinden mağduriyet demagojisi kadar kendisini “aşılı Bolsonaro” olarak sunmasının da bir avantaj olduğunu düşünüyor. Bu imaj, babasının pandemi dönemindeki tutumundan ayrışmasının yanı sıra klasik Bolsanarismo’nun ve Arjantin’de Javier Milei gibi takipçilerinin vahşetine kıyasla daha “insani” bir kapitalizm vaadine gönderme yapıyor. Sosyal yardımların kesilmeyeceğini söyleyerek yoksul seçmenlerin desteğini kazanmaya çalışıyor.
Trump yönetimi ve Elon Musk’tan destek gören Bolsonaro, Latin Amerika’daki sağ dalganın da parçası. Ama Bolsonarismo’nun bu avantajlı görünümüne rağmen, PT (İşçi Partisi) önderliği altındaki Brezilya solunun iktidarını sürdürme ihtimali de göz ardı edilemez. Lula, ilk turda sandığa gitmeyen yüzde 21,8’lik seçmeni harekete geçirmeyi hedefliyor. Sosyal adalet, Amazon ormanlarının korunması ve ekonomik büyüme üzerinden yürütülen kampanyanın temel iddiası şu: Seçim, yalnızca iki aday arasında değil, demokrasi ile “barbarlık” arasında yapılacak.
İsrail: Netanyahu nasıl kurtulur?
Brezilya’nın hemen ardından, 27 Ekim günü İsrail’de genel seçimler yapılacak. Anketler Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefeti avantajlı gösterse de Netanyahu’nun yeniden kazanma ihtimali göz ardı edilemez.
İsrail seçmeni, Ortadoğu ve Batı kamuoyundan farklı olarak 7 Ekim 2023 sonrası içine girilen savaş ve katliam sarmalını eleştirmiyor. Seçim tartışmasının merkezinde, saldırı öncesinde hükümetin elindeki istihbarata rağmen tedbir almadığı iddiası bulunuyor. 7 Ekim öncesinde kitlesel protestolarla sarsılan Netanyahu hükümeti düşmenin eşiğindeydi. Objektif bir bakışla, savaşın başbakanın siyasi ömrünü uzattığı görülüyor. İktidardan düştüğü anda hakkındaki yolsuzluk suçlamaları nedeniyle hapse girme riski altında olan Netanyahu, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından da savaş suçları nedeniyle “aranıyor”. Son çare olarak bu hafta içinde Suriye ya da Lübnan topraklarında yayılmacı askeri operasyonlar ve İran’a yeni bir füze saldırı hamlesi başlayabilir.
Likud Partisi ve İsrail Genelkurmayı karargahlarında pişirilen bu hesapların cephede tutmaması ve önümüzdeki hafta Eisencot’u İsrail başbakanı olarak görmemiz kuvvetle muhtemel. Ama hükümet değişikliği, İsrail devletinin politikalarında ciddi bir değişim anlamına gelmeyecek. Yeni yönetim, askerî saldırıları sürdürmek yerine Gazze, Batı Şeria, güney Lübnan ve güney Suriye’deki işgalleri kalıcılaştırmaya yönelebilir. İran ve bölgedeki müttefikleriyle çatışmanın seyri ise büyük ölçüde Washington’ın tutumuna bağlı kalacak.
Trump ve “kelebek etkisi”
3 Kasım’da ABD’de Kongre seçimleri yapılacak; Senato’nun 35 üyesi ve Temsilciler Meclisi’nin tamamı için sandığa gidilecek. Cumhuriyetçiler çoğunluğu kaybederse Trump, başkanlığının kalan döneminde “topal ördek”e dönüşebilir; azil girişimleri de gündeme gelebilir.
Bu nedenle seçim öncesinde uluslararası siyasette önemli hamleler şaşırtıcı olmayacaktır. Trump’ın Ukrayna’da ateşkes arayışı sürerken İran çevresindeki Amerikan askerî yığınağı da dikkat çekiyor. İran’a yönelik olası bir saldırının zamanlaması, ABD’deki seçim hesaplarıyla Pentagon ve İsrail genelkurmayının askerî planlarının kesiştiği noktada belirlenecektir.
Bu üç seçim, birbirinden bağımsız gelişmeler değil. İsrail’in savaş politikaları Washington’ın desteğine, Trump’ın uluslararası hamleleri ise iç siyasetteki güç dengelerine bağlı. Brezilya’daki sonuç da özellikle ABD seçmenini etkileyecektir. Kaos teorisinin ünlü metaforuyla söylersek: “Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına yaratabilir.” Bolsonaro, Netanyahu ve Trump uzak kıtalarda seçim sınavına girerken bu üç seçimden çıkacak sonuçların dünya genelinde sosyal adaletin, demokrasinin ve barışın kaderini etkileyeceği görülüyor.









