AKP-MHP iktidarının şimdi Ortadoğu’da kendisine yönelik gördüğü tehlikeyi iç cepheyi güçlendirerek değil de dışarda ittifaklar yaparak atlatmayı istediği anlaşılıyor. Bir taraftan kendilerine muhalif güçler üzerinde baskı kuruyor; diğer taraftan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni bir tarafa itiyor. Özcesi iç cepheyi zayıflatacak her şeyi yapıyor
Dr. Hayri Hazargöl
AKP iktidarı son zamanlarda bazı ittifaklar yapıyor. AKP-MHP ittifakı bu antlaşmaları savunurken, muhalefet de eleştiriyor. Bu ittifaklar için birçok neden ileri sürülüyor. Ancak bu ittifaklar Ortadoğu ve çevresinde olunca ilk akla gelen savaşla bağlantısı oluyor. Savaş tarihçileri savaşı, politikanın farklı araçlarla devamı olarak tanımlar. Böyle olunca savaş bölgesi olan Ortadoğu’da bu ittifakların Türkiye’yi savaşın içine sokacağı anlaşılıyor.
Zaten şimdiden Suudi Arabistan ve Pakistan’la yapılan ittifak Türkiye’yi savaşa sokmuştur. Gelen bilgilere ve yapılan değerlendirmelere göre Türkiye Yemen’de süren savaşın içine dalmıştır. Türk devleti SİHA’larını ve bunları kullanan uzmanlarını Suudi Arabistan’a göndermiştir. Oradan da Yemen’de Husilere karşı saldırılar yapılmaktadır. Bilindiği gibi Husileri İran desteklemektedir. Dolayısıyla Türkiye, İran’la savaşa girmiş durumdadır. Bir taraftan ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa karşı olduğunu söylüyor, diğer taraftan Yemen’de Husilere karşı savaş açıyor.
Türkiye kendine göre her ipte oynuyor. Husilere yönelik savaşın içinde yer alarak İran karşıtı konuma düşüyor. Husiler İsrail’in de düşmanı. Böylece İsrail yanlısı bir tutum içinde olmuş da oluyor. İran yanlısı olup İran karşıtı konuma düşmek, İsrail karşıtı gözüküp İsrail yanlısı bir tutum içinde olmak! Türkiye işte böyle çelişkiler yumağı içinde olan bir politika yürütüyor. Son zamanlarda klişe bir deyimle her tuşa basıyor… Zorluk ve sıkıntı içinde olanların her tuşa bastığı biliniyor. Türkiye böyle yaparak bir şeyleri kurtaracağını sanıyor; ama aslında kumar oynuyor.
Ne İran Türkiye’nin bu tutumunu unutur ne de İsrail Yemen’e saldırdı diye Türkiye’ye olumlu bakar. Türkiye’nin İran’a yönelik savaşa karşı gözükmesi tamamen Kürt karşıtlığı ile ilgilidir. İran’a yönelik savaştan Kürtlerin yararlanacağını düşünüp karşı çıkıyor. Zaten Devlet Bahçeli PJAK da silah bıraksın derken, İran’ı düşünmekten çok Kürt karşıtlığını ortaya koyuyor. İran, Türkiye böyle yaklaşırken esas olarak İran’ın zayıflamasını istediğini çok iyi biliyor. İran zayıflarsa Türkiye’nin bölgede daha etkin olacağını düşünüyor.
Türkiye Suudi Arabistan ve Pakistan’la ittifak yaparak sadece İran karşıtı bir konuma girmiyor. Aynı zamanda Hindistan’ı da karşısına alıyor. Hindistan’ın Çin gibi yükselen bir güç olduğu görülüyor. Hindistan’ın İsrail’le de ilişkileri güçlü. Türkiye’nin kurduğu ittifakla çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olması yüksek bir ihtimal. Enver, Talat ve Cemal paşaların güçlü olduğunu düşündükleri Almanya’nın yanında savaşa girerek Osmanlı’ya büyük bir yenilgi yaşattıkları biliniyor. AKP iktidarı Suudi Arabistan ile ilişki geliştirirsem petro dolarlar gelir ve ekonomik sorunları aşarım diyordur. İşte petro dolarların bu çekiciliği Türkiye’yi her türlü batağın içine sokabilir. Yapılan ittifaklar bunu gösteriyor.
Her siyasi ittifak bazı devletleri ve siyasi güçleri rahatsız eder. Katar, Pakistan ve Endonezya ile yapılan ittifak sadece Hindistan ve İran’ı değil başka ülkeleri de rahatsız edecektir. Zaten Libya ile yaptığı kıta sahanlığı işbirliği Avrupa, Yunanistan, İsrail ve Mısır’ı da rahatsız etmiştir. Avrupa’yı böyle karşısına almak Türkiye’ye çok şey kaybettirir. Mısır zaten Libya politikası nedeniyle Türkiye’den çok rahatsızdır. Şimdi bu rahatsızlık daha da artacak. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı zaten karşısına almıştır. Türkiye bir de bu cepheden karşıtlıklar yaratmış durumda.
Savaş politikanın başka araçlarla devamıysa o zaman Türkiye’nin yaptığı ittifaklar savaşa doğru gidildiğini gösteriyor.
Türkiye 2 yıl önce Ortadoğu’daki savaş ve siyasi dengelerin değişme durumu karşısında Kürt Özgürlük Hareketi ile savaşı durdurup ortaya çıkacak tehlikelerden kurtulmayı amaçladı. Ortadoğu yeniden dizayn edilirken iç cepheyi güçlendirme politikası izledi. Nitekim Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne girmelerini hep iç cepheyi güçlendirmek biçiminde açıkladılar. Şimdi Kürtlerle savaşı sonlandırıp tehlikeleri bertaraf etme politikasını bırakmış gözüküyor. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi her türlü adımı atmışken devletin hiçbir adım atmaması bir politika değişikliğini göstermektedir. Yakın zamanda yürüttüğü ittifak politikası bu politika değişikliğinin somut ifadesi olmaktadır.
AKP-MHP iktidarının şimdi Ortadoğu’da kendisine yönelik gördüğü tehlikeyi iç cepheyi güçlendirerek değil de dışarda ittifaklar yaparak atlatmayı istediği anlaşılıyor. Bir taraftan kendilerine muhalif güçler üzerinde baskı kuruyor; diğer taraftan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni bir tarafa itiyor. Özcesi iç cepheyi zayıflatacak her şeyi yapıyor. Demek ki politikası iç cepheyi güçlendirme değil. Dış ittifaklarla hem iç cepheyi bastıran hem de dışardan gelecek tehlikelere karşı koymayı esas alan bir politikaya yönelmiştir.
Osmanlı, 19. yüzyılda başta Kürtler olmak üzere iç cephede sorunlar yaşadığından zayıflayarak Batı karşısında gerilemiş; 20. yüzyılın başında da Almanlarla ilişki kumarını oynayıp kaybetmiştir. Türk devleti bu tarihsel gerçekliği bir daha tekrar ediyor. Kürtlerin uzattığı kurtuluş elini tutmayarak tarihi bir hata yapıyor. Türkiye’yi bu çıkmazdan kurtaracak tek yol Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesini sağlayacak adımlar atmasıdır. Türkiye’nin geleceği de bu konuda yürüteceği politikaya bağlıdır.









