• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Ekim 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Dünya

Gerry Adams: Barış kapınızı çalmaz; inşa edilmesi gerekir

27 Ekim 2026 Salı - 00:00
Kategori: Dünya, Manşet, Söyleşi

İngiltere ile Kuzey İrlanda arasındaki barış görüşmelerinin baş müzakerecisi Gerry Adams, gazetemize konuştu:   

    • Bizim hızlı öğrendiğimiz şey şuydu: Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Adaletin varlığı gerekir. Hakların varlığı gerekir. Herkesi kapsaması gerekir. Barış yapmak savaştan daha zordur. Barış öylece gelip kapınızı çalmaz; inşa edilmesi gerekir
    • Geçmiş önemlidir. Geçmiş bugünü yaratır. Bugün ise geleceği yaratma fırsatı verir. Ama eğer kendimizi yaşatılan acıların, yaraların ve adaletsizliklerin içinde boğarsak, hiçbir şey yapamayız. Bu yüzden geleceği düşünmek zorundayız
    • Bobby Sands meşhur bir söz söylemişti: ‘Bizim intikamımız, çocuklarımızın kahkahası olacak.’ Yani intikamcı değildi. Mesele, herkesin kendisini ait hissedeceği yeni bir düzen, yeni bir dönem, yeni bir gelecek yaratmaktı
    • Eğer kendi ülkenizde barış yapmaya çalışan insanlara bir şey söylemem gerekirse, siz zaten en büyük adımı attınız. PKK’nin silah bırakması ve benzeri adımlar… Abdullah Öcalan’ın başlattığı girişim… Gerçekten geri dönüş yok
    • Bazen en zor müzakere kendi tarafınızla yaptığınız müzakeredir. Çünkü insanlar bir girişimin bütün ayrıntılarını tam olarak anlamayabilir. Bu nedenle herkesin bu meselelerde kendi sözünü söyleyebileceği bir iklimin, çok ama çok önemlidir
    • Dağlarda silahlı güçlerimiz yoktu. Halk bizim dağlarımızdı… Vazgeçmeyin. Ne kadar zor görünürse görünsün, mücadeleye devam edin. Tabanınızın birleşik olduğundan emin olun. Kürt halkı gibi gururlu bir halk kimseye minnet duymaz
    • Abdullah Öcalan serbest bırakılmalıdır. Diğer bütün mahpuslar da bırakılmalıdır. Kendisine en iyi dileklerimi iletiyorum. Ve ortaya koyduğu tutum için kendisine teşekkür ediyorum. Siz bir halk olarak ileriye doğru çok büyük bir adım attınız

Erem Kansoy

Sinn Féin eski Başkanı Gerry Adams, İngiltere ile İrlanda arasındaki barış sürecinin mimarlarından ve barış stratejisinde merkezi rol oynadı. 1998 Good Friday (Hayırlı Cuma) Anlaşması’na giden müzakerelerde belirleyici rol aldı. Kuzey İrlanda’nın baş müzakerecisi ve Sinn Féin’in başkanlığını yaptı. Türkiye’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak yer aldığı yeni süreçle birlikte gözler bir kez daha dünya örneklerine çevrildi. Kuzey İrlanda barış süreci ve Hayırlı Cuma Anlaşması da sık sık süreç bağlamında atıf yapılan başlıca örneklerden. Biz de İngiltere ile Kuzey İrlanda arasındaki barış görüşmelerinde baş müzakereci olarak rol alan Gerry Adams ile hem kendi deneyimlerini hem de Türkiye ile Kürt Hareketi arasındaki yeni süreci konuştuk.

  • IRA 1994 yılında ateşkes ilan ettiğinde, eğer yanlışsam düzeltin, o gün neyi riske attığınızı ve neyi başarabileceğinizi düşünüyordunuz?

Bütün bunları stratejik hedefler açısından değerlendirmek gerekir. Cumhuriyetçiler olarak kendi stratejik hedeflerimizi belirlemiştik. Bunları belirli bir sırayla söylemiyorum, aklıma geldiği şekilde ifade ediyorum. Ancak bunların en başında, İrlanda’daki İngiliz yönetimine son vermek ve İrlanda halkının kendi kaderini tayin hakkını elde etmek vardı.

Bu hedef değişmeden kalmalıydı. Bu değiştirilemez. Aynı şekilde, Kürt mücadelesi açısından da Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının genel hedefiniz olarak korunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında başka stratejik hedefler de vardı.

Birlikte kalma ihtiyacı, bütünlüklü olma ihtiyacı ve herkesin bu süreci sahiplenebilmesini sağlama ihtiyacı. Diyaloğun önceliği. Konuşmanız gerekiyor. Ve bir kez konuşmaya karar verdiğinizde, bunun üzerine şartlar koyamazsınız. “Onunla konuşmayız” diyemezsiniz. “Yalnızca şu koşullar altında konuşuruz” diyemezsiniz. Diyalog çok önemli, hatta belirleyici ve merkezi bir unsurdur. Karşınızdaki insanları, rakiplerinizi, düşmanlarınızı tanımanın yolu budur. Karşı tarafın pozisyonunu anlamanın yolu budur. Ortak bir zeminin oluşmasını sağlayan şey budur.

Ve başka stratejik hedeflerimiz de vardı. Bunlar bizim kendimize koyduğumuz hedeflerdi. Aynı zamanda şunu da fark ettik: Genel hedefimize kendi başımıza ulaşacak kadar güçlü değildik. Zaten bu hedef bize ait değildi. Hayır, PKK Kürt halkının davasının ya da kendi kaderini tayin hakkının sahibi değildi. Bu hak herkese aitti. Dolayısıyla biz de kendi durumumuzda başka insanlara ulaşmaya başladık.

İrlanda açısından bunun en bilinen örneği, benim ve SDLP lideri John Hume’un bir çıkış yolu bulmak için belirli programlar ve seçenekler üzerinde anlaşmamızdı.

Ayrıca bu konuda şanslıydık. Gerçekten şanslıydık. Çok güçlü bir diasporamız vardı. İrlandalılar dünyanın dört bir yanına yayılmış bir halktır. Özellikle Kuzey Amerika’da, Britanya’da ve başka yerlerde çok güçlü topluluklarımız var.

Bu nedenle bu insanların etkisini kullanmak için onlara ulaştık. Amerika Birleşik Devletleri’nde, elbette Amerikan hükümeti üzerinde; Britanya’da ise İngiliz hükümeti üzerinde etkilerini kullanmalarını istedik. İrlanda’yı terk etmek zorunda kalmış ve bu meseleyle ilgilenen insanların bulunduğu her yerde, onları da sürecin bir parçası haline getirmeye çalıştık. İngilizler ise burada yaşanan bütün meselelerin iç meseleler olduğunu savunuyordu.

İrlanda veya Britanya dışından herhangi biri insan hakları, mahpusların hakları, ayrımcılık ya da İngiliz işgali hakkında bir mesele gündeme getirdiğinde, İngilizler bunun kimseyi ilgilendirmediğini söylüyordu. “Bunlar bizim iç meselemiz” diyorlardı. Biz ise bunu uluslararası bir mesele haline getirmeye çalıştık. Ve kendi diasporamızın gücü sayesinde bunu başardık.

  • Bu durumda barış yapmak mı daha zordu, yoksa anlaşmayı imzalamadan önce savaşı sürdürmek mi?

Birini diğeriyle karşılaştırmak zor. Ancak savaş yapmak ya da savaşı desteklemek gerçekten korkunç bir şeydir. Elbette insanlar savaşırken çok ama çok cesur olabilirler. Özellikle de bir işgal ordusu tarafından sayıca eziliyorsanız ve o ordunun arkasında devletin bütün gücü, hapishaneler, yasalar ve diğer bütün kurumlar varsa…

Ayrıca savaş, genel olarak, özellikle bizim burada yaşadığımız türden bir savaş, çoğunlukla küçük bir grup insan tarafından yürütülür.

Bu insanların arkasında toplumun geniş kesimlerinin desteği olabilir. Ama bu destek pasiftir. Aktif katılım, gönüllülerle ve onlara aktif destek sağlayan insanlarla sınırlıdır. Barış ise herkesindir. Barış herkesin meselesidir. Ve herkes bu sürecin sahibi olacaktır. Zaten insanlar barış istiyor. Bizim çok hızlı öğrendiğimiz şey ise şuydu: Barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Adaletin varlığı gerekir. Hakların varlığı gerekir. Her vatandaşı kapsaması gerekir.

Onlarla aynı fikirde olup olmamanız önemli değildir. Onların hakları vardır. Onlar yaşarlar ve vatandaş olarak bir statüye sahiptirler. Dolayısıyla tartışılabilir ki, barış yapmak savaştan daha zordur. Ayrıca bazen en zor müzakere kendi tarafınızla yaptığınız müzakeredir. Çünkü insanlar bir girişimin bütün ayrıntılarını ya da bizim örneğimizde Sinn Féin’in neden şunu veya bunu yaptığını tam olarak anlamayabilir. Bazıları bunun yanlış yönde çok ileri gittiğini düşünebilir.

Bu nedenle herkesin bu meselelerde kendi sözünü söyleyebileceği bir iklimin, bir ortamın, bir kültürün oluşması gerçekten çok ama çok önemlidir. Elbette liderlerin önderlik etmesi gerekir. Liderlikler sürece öncülük etmek zorundadır. Ama herkes sürece dahil olsun.

  • On yıllar süren çatışmanın ardından Cumhuriyetçileri, İngiliz hükümeti ve Birlikçilerle aynı masaya oturmanın teslimiyet olmadığına nasıl ikna ettiniz?

Genellikle ilerici mücadeleler olarak adlandırdığım mücadelelerde ve özellikle de İrlanda mücadelesinde, bizim her zaman görüşmelerden yana olduğumuzu görürsünüz. Son 40-50 yıl içerisinde barış görüşmelerinin, ateşkeslerin ve çatışmaya ara verilmesinin çok sayıda örneği var. Dolayısıyla bu, Cumhuriyetçiler için yeni bir kavram değildi. Ama elbette insanlar sevdiklerini kaybettiğinde, yoldaşlarını kaybettiğinde, büyük fedakârlıklara katlanmak zorunda kaldığında veya uzun yıllar hapis yattığında; aile üyelerinin ya da arkadaşlarının hapse atılmasına tanık olduğunda, bütün bunların boşuna olmadığı duygusunu korumak gerekir.

İnsanların bunun değip değmediğini düşünüp düşünmemesi kişisel bir meseledir. Ancak bizi sürekli olarak esir alan şey aslında geçmişte ne olduğu değildir. Geçmiş son derece önemlidir. Geçmiş bugünü yaratır. Bugün ise bize geleceği yaratma fırsatı verir. Ama eğer kendimizi insanlara yaşatılmış bütün acıların, yaraların ve adaletsizliklerin içinde boğarsak, hiçbir şey yapamayız.

Bu yüzden geleceği düşünmek zorundayız. Ve kendi kuşağımızın ötesindeki kuşakları da düşünmek zorundayız. Bobby Sands meşhur bir söz söylemişti: “Bizim intikamımız…” İntikam meselesiyle uğraşıyordu. “Bizim intikamımız, çocuklarımızın kahkahası olacak.” Yani intikamcı değildi. Mesele, herkesin kendisini ait hissedeceği yeni bir düzen, yeni bir dönem, yeni bir gelecek yaratmaktı.

  • 1994 yılında IRA liderliğine, siyasi bir alternatifin konuşulmaya ve bu riski almaya değer olduğuna inanmalarını sağlayan ne söylediniz?

Biz her zaman konuşmaktan yana olduk. IRA silahlı mücadelesine devam edebilirdi. IRA yenilgiye uğratılmış değildi. IRA, barış için ortaya çıkan fırsatı değerlendirecek olgunluğa, bilgeliğe ve cesarete sahipti. Ama bu kolay olmadı. İlk seferde de olmadı. İleri geri birçok görüşme, birçok gidip gelme yaşandı. IRA’nın barışçıl bir şekilde ilerlemenin mümkün olduğuna ikna olması zaman aldı.

  • Peki Hayırlı Cuma Anlaşması’yla gerçekten barışa ulaştığınızı mı düşündünüz, yoksa geleceğe yönelik mücadelenin sadece yeni bir aşamasını mı başlatmıştınız?

İkisi de. Genel anlamda çatışmanın sona ermesini sağladık. İngiliz güçleri ise varlığını sürdürdü. Sadık Birlikçi güçler de bugün hâlâ varlığını sürdürüyor. Ama IRA, yapacağını söylediği şeyi yaptı.

Silahlarını kullanılmaz hale getirdi ve silahlı faaliyetlerine son verdi. Dolayısıyla bu bir süreçtir. Biz buna barış süreci diyoruz. Barış öylece gelip kapınızı çalmaz. Barışın geliştirilmesi, inşa edilmesi gerekir. Daha önce söylediğim gibi, bunun için adaletin, hakların ve insanların sahip olduğu meşru hakların varlığı gerekir.

Ve sıradan insanların bu süreci sahiplenmesi gerekir.

Dağlarda silahlı güçlerimiz yoktu. Halk bizim dağlarımızdı. Bu nedenle entegrasyon süreci, tartışılabilir ki, daha kolay oldu. Ama kişisel düzeyde, bireysel düzeyde ilişkiler yıkılmıştı. Evlilikler sona ermişti. Çocuklar bütün bu süreç içerisinde büyümüştü. Dolayısıyla herkes için çok, çok büyük bir meydan okuma vardı. Ve eminim ki bugün bile hâlâ zorluk yaşayan eski mahpuslar vardır.

Bazı Kürt mahpuslarda da bunun aynı olduğunu biliyorum. Buradaki bazı mahpuslar 25, 26, 27 yıl hapis yattı. Hapse girdiklerinde cep telefonu diye bir şey yoktu. Arabalar bile bugünkü gibi değildi. Ve bu süre içerisinde toplumda meydana gelen bütün değişimler yaşandı. Dolayısıyla büyük bir uyum sağlama süreci vardı.

Biz çok şanslıydık. Bunun her yerde geçerli olduğunu düşünmüyorum. Ama güçlü Cumhuriyetçi topluluklarda mahpuslarla olan bağlarımız çok, çok güçlüydü. Mahpusların aileleriyle bağlar vardı. Mahpusların ailelerine destek vardı. Mahpuslar adına kampanyalar yürütülüyordu. Mahpusların hakları için mücadele ediliyordu.

Hatta serbest bırakılmalarından önce bile, en azından cezaevi koşullarında düzgün muamele görmelerini sağlamak için mücadele ediliyordu. Bu bağlar ne kadar güçlüyse, topluma yeniden entegre olmak da o kadar kolay olacaktır. Ancak kişisel düzeyde bu insanlar için yine de büyük bir mücadele olacaktır.

  • Bütün bunları yaşadınız. Tarihe, hatta yakın tarihe tanıklık ettiniz. Silahların bırakılmasına ve siyasi mücadeleye geçişe tanıklık ettiniz. Bunca yılın ardından Sinn Féin artık seçimlerle iktidara da geliyor. Peki bütün bunlardan sonra barış sizin için ne anlama geliyor?

Artık insanlar öldürülmüyor. Çok sayıda hayat kurtarıldı. Bir kuşak boyunca barış yaşandı. Hayırlı Cuma Anlaşması’nın üzerinden neredeyse 30 yıl geçti. 1998’de Hayırlı Cuma Anlaşması’ndan bu yana yaklaşık yarım milyon insan doğdu. Dolayısıyla bunlar, kendilerini ya da ailelerini kişisel olarak etkilemediği sürece, çatışmaya dair hiçbir anısı olmayan insanlar. Ama insanların barışı sevdiği gerçeği de var.

Bu anlaşılır bir şey. Ancak insanlar bunu kolayca dile getirmiyorlar. Çünkü daha önce birkaç kez söylediğim gibi, barış hakları da kapsamak zorundadır. Bugün insanların kendilerine olan güveni arttı. Bunu onlar değiştirdi. Bunu değiştirdiler. Bize bunun mümkün olmadığı söylendi. Bize bunun gerçekleşemeyeceği söylendi. Ama biz bunu gerçekleştirdik.

Dolayısıyla özellikle yeni bir İrlanda görmek isteyenler ve Birlik’e son verilmesini isteyenler açısından bir güven duygusu oluştu. Bunu gerçekleştirebileceğimize dair bir güven var. Çünkü bunu daha önce gerçekleştirdik.

  • Peki Türk-Kürt barış sürecine geldiğimizde, liderlere öneriniz nedir? Sizin deneyiminizden bugün barışın sağlanması konusunda hangi dersler çıkarılmalı?

Öncelikle Kürt halkının liderliğine ders verebileceğimizi düşünmek konusunda çok, çok temkinli olurum. Onlar kendi mücadelelerinden gerekli dersleri çıkarabilecek kapasitedeler. Ve eğer başka mücadelelerden de dersler çıkarabilirlerse, elbette yardımcı olmak isteriz. Ama en önemli şey şu: Vazgeçmeyin. Ne kadar zor görünürse görünsün, mücadeleye devam edin. Her zaman kapsayıcı olduğunuzdan emin olun.

Tabanınızın birleşik olduğundan emin olun. Tabanınızın neler olduğunu bildiğinden ve yaşananları sahiplendiğinden emin olun. Kürt halkı gibi gururlu ve mücadele etmiş bir halk, kendisi için neyin önerildiği konusunda bilgisiz bırakılmaktan kimseye minnet duymaz.

Elbette bazı meseleler gizli olabilir. Bazı konular özel olabilir. Bazı konular hükümet ile Kürt aktivistler arasındaki görüşmelere tabi olabilir. Ama genel olarak stratejinin nereye gittiği konusunda bir sahiplenme duygusunun ve insanların süreçte aktif rol oynayabilecekleri bir alanın bulunması gerekir.

  • Bildiğiniz gibi Sayın Öcalan, PKK’nin hem silahlı mücadelenin hem de demokratik siyasete geçiş sürecinin kurucusu. Son 27 yıldır CIA, MI6 ve Mossad’ın da dahil olduğu uluslararası bir komplonun sonucunda cezaevinde tutuluyor. Onun durumu bir bakıma Mandela’nın durumunu ve sizin yaşadıklarınızı da yansıtıyor. Peki doğrudan kendisine çağrınız nedir? İrlanda’dan, bütün bu deneyimleriniz ışığında onlara çağrınız nedir?

Benim adım Gerry Adams. Ben, İrlanda barış sürecine dahil olmuş ve hâlâ dahil olmaya devam eden birçok insandan biriyim. Çünkü bu bir süreçtir.

Eğer kendi ülkenizde barış yapmaya çalışan insanlara yol gösterecek bir şey söylemem gerekirse, siz zaten en büyük adımı attınız. PKK’nin silah bırakması, silahsızlanma meselesi ve benzeri adımlar… Abdullah Öcalan’ın başlattığı girişim… Siz artık bu sürecin içindesiniz. Dolayısıyla gerçekten geri dönüş yok.

Ve davanızı destekleyen herkesin bu süreci sahiplenmesi, kendisini bu sürecin bir parçası olarak görmesi çok ama çok önemli.

Bana göre, kendi kaderini tayin hakkının yanı sıra -ki bu elbette çok önemli bir taleptir- Öcalan’ın serbest bırakılması da önemli adım olacak. Ancak devlet bunları kabul etmeyebilir ya da hemen kabul etmeyebilir.

Devletlerin yapısı çok katmanlıdır. Her türlü çıkar grubu ve kendi gündemi olan farklı unsurlar vardır. Bu nedenle Kürt halkının birleşmesi, bu sürecin stratejik sahipliğini kendi elinde tutması gerçekten çok önemli.

Benim az önce sıraladığım bu noktaların yanı sıra, taleplerin hak temelli olması gerekir. Sizin haklarınız var. Siz insansınız. Siz vatandaşsınız. Dolayısıyla haklarınız var. Ve bu haklar, Türkiye devletinin size bir lütfu olarak değil, sizin hakkınız, doğuştan gelen hakkınız olarak kazanılmalıdır.

Bizim sürecimizin önemli bir bölümü de eşitlik ilkesi üzerine, insanların sahip olduğu haklar ve kazanılmış yetkiler üzerine kuruluydu. Elbette bir barış sürecini olduğu gibi alıp başka bir ülkenin durumuna uygulayamazsınız. Ancak barış arayışında olan her toplum için geçerli olan geniş ve evrensel ilkeler olduğuna inanıyorum.

Abdullah Öcalan serbest bırakılmalıdır. Diğer bütün mahpuslar da serbest bırakılmalıdır. Kendisine en iyi dileklerimi iletiyorum. Ve ortaya koyduğu tutum için kendisine teşekkür ediyorum. Siz bir halk olarak ileriye doğru çok büyük bir adım attınız. Dolayısıyla bundan sonrası, adaleti destekleyen, kendi kaderini tayin hakkını destekleyen herkesin sorumluluğundadır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Nestle su, Türkiye’de tekelleşiyor

Sonraki Haber

Türk devleti için tarih tekerrür ediyor

Sonraki Haber

Türk devleti için tarih tekerrür ediyor

SON HABERLER

Salem’den İran’a, Tahire Kurretü’l-Ayn’dan Werişe Muradi’ye: Direnişin hafızası

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Türk devleti için tarih tekerrür ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Gerry Adams: Barış kapınızı çalmaz; inşa edilmesi gerekir

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Nestle su, Türkiye’de tekelleşiyor

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Köse’yi bırakın ki yaşasın

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ekim 2026

Fon soruşturması: Eski SPK Daire Başkanı Erman Çete tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
26 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır