- Mekke Paktı’nın ‘mezhepçi NATO’ olduğu görülüyor. Askeri, ekonomik ve zihinsel sömürgecilik konseptidir. Yemen Savaşı ittifakın ilk testi… Pakistan’ın nükleer silahları tehdit olarak kullanılacak. Mekke Paktı ve Bedir İttifakı; Bağdat Paktı, CENTO gibi başarısız olacak
- İran ile Mekke Paktı içindeki ülkeler arasında Tahran’da 26 Ekim’de toplantı yapıldı. Ancak ABD Kongre seçimleri sonrası İran’a yeniden saldırı dalgası başlatılacak gibi görünüyor. İran patlarsa Suriye de patlayacak. Suriye’ye de Suudi Arabistan’a da saldırılar kaçınılmaz
M.Ali Çelebi
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, AKP Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında Meclis Dışişleri Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildi. (27 Ekim 2026) AKP, MHP, CHP oylamada “evet”, DEM Parti, Yeni Parti, İYİ Parti “hayır” dedi. Coğrafyayı ve halkları mezhepçi savaş döngüsüne sürükleme potansiyeli taşıyan anlaşmayı resmileştirme sürecinde gözler Genel Kurul sürecine çevrildi. Pakistan ve Suudi Arabistan’ın iç hukuk resmi onay süreçlerini 23 Ekim’de tamamlamıştı.
AKP-MHP Türkiye’si, yürüttüğü “asimetrik diplomasi”, “hibrid diplomasi” politikasını Mekke Paktı ve Bedir İttifakı ile perçinlemek daha yoğun sonuçlar üretmeye çalışıyor. Mekke Anlaşması, ABD hâlâ en büyük küresel aktör olsa da manevra ve etki yeteneği örselenirken Türkiye’nin boşluk doldurma hevesiyle yürüttüğü savaşların doğasını değiştiren yapay zeka destekli Dron, SİHA odaklı silah endüstrisini palazlandırma ve ittifak arayışlarının sonucu olarak ortaya çıktı. Bu bağlamda Türkiye son dönemde kritik bazı adımlar attı: Mekke Ortak Savunma Anlaşması (Mekke Paktı) imzalandı. Tobruk’taki Libya Temsilciler Meclisi, 2019’da Trablus hükümeti ve Türkiye arasında imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nı onayladı. Bedir İttifakı imzalandı. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a yapacağı doğal gaz boru hattı için 26 Ekim-31 Aralık 2026 tarihleri arasında NAVTEX yayınlayarak start verdi. Bütün bu adımlar bir yanıyla diplomasi anlamında başarı hanelerine yazılabilir. Aslolan sonuç üretip üretmeyeceği. Madalyonun diğer yüzüne bakıldığında başarısızlık ihtimali yüksek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Prens-Başbakan Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in imzaladığı (7 Ağustos 2026) Mekke Paktı’ndan ilerlersek; imza sonrası Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Ankara ve İstanbul’da dijital ekranlarda özel kampanya yaptı. Mekke’de Safa Sarayı’nda imzalanan pakt için soru şu? Mekke Paktı ile ne hedefleniyor, neler yaşanabilir? Dinsel savaş denklemleri mi kurulacak, gündeme gelen Yemen Savaşı’na Türkiye de dahil olacak mı?
Türkiye çok ısrarlı olsa da Mısır, Mekke İttifakı’na katılmadı. Çünkü Mısır, Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz politikasından rahatsızdı. Bu doğrultuda Türkiye ile Trablus ve Tobruk hükümetleri arasında yapılan deniz yetki anlaşmasına karşı tutum almıştır. Bir ittifakın Süveyş’e gölge oluşturmasını da istemiyordu. Mısırlılar idamları da unutmuyordu. Osmanlı devleti; Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, Suriye ve Lübnanlıları idam etmişti. İdamlara dikkat çeken “Ateş Krallıkları’ gibi diziler yayınlıyor, idamların yapıldığı Babü’z-Züveyle’ye dikkat çekiyordu. İran ise pakta girmek isteyecektir, çünkü alınırsa içerden ne olup bittiğini izleyecek, fren mekanizması oluşturabilecek.

Mezhepçi NATO
Mekke Anlaşması’nın ruhunda ve dilinde ne var? Mekke Paktı, emperyalist olduğu kadar Teo-Racist yapılanmadır. Askeri, ekonomik ve zihinsel sömürgecilik konseptidir. Simgesel ritüeller de içerik de Mekke Paktı’nın “mezhepçi NATO” doğrultulu olduğunu gösteriyor. Yani diğer inanç sistemlerini benimsemeyen, sadece tek mezhep hükümranlığını esas alan “mezhepçi NATO” postulatı. (32 üyeli NATO dahi dinsel değil. Ağırlık Hristiyan olsa da Türkiye ve Arnavutluk Müslüman üyeler)
Paktı yayılma kılıcı yapma hevesindeki Dışişleri Bakanı Fidan süreci kotarma yolunda sıkça “bölgesel sahiplenme” kavramı kullanıyordu. Tipik emperyal bloku sürükleyen hegemon devlet söylemi. Üstenci, emperyal bakış açısı vardı. Örneğin “Güney Kafkasya’ya bakışımızın temelinde de bölgesel sahiplenme anlayışımız bulunmakta” diyordu. (18.10.2026/AA) Fidan, BM 81. Genel Kurulu yüksek düzeyli haftasında New York’ta basın toplantısında tekrarlıyor “Türkiye’nin bölgesel sahiplenme vizyonu çerçevesinde bölgesel meselelerin çözümü” diye sürdürüyordu. (AA/26.09.2026) Fidan Mekke Anlaşması çerçevesinde oluşturulan komitenin ilk toplantısının ardından tekrarlıyordu: “Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladık. Anlaşma, bölgesel sahiplenme anlayışının bir ürünüdür.” (TRT Haber/31.08.2026)
Anlaşmanın gizli üç devletsel hedefinin İsrail, Yunanistan ve İran olduğunun altını çizelim. Türkiye’nin hedefi İsrail ve Yunanistan. Pakistan’ın hedefi İran. Suudi Arabistan’ın hedefi İran ve İsrail. Gizli ulus-dilsel hedefler ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Krallığı sınırlar içinde ve yakın coğrafyadaki özgürlükçü uluslar, asimilasyon cenderesindeki dil ve inançlar.
Türkiye; Kıbrıs, Doğu Akdeniz enerji denklemi, Akdeniz adaları ve Ege adaları konusunda yeni krizler çalkalandığında, çelme yediğinde eskisi gibi NATO üyelerinde destek alamayabileceği ve dengeleme diplomasisi göremeyebileceği düşüncesinden hareketle, yeni güç devşirmek ve bölge ülkelerinin sopasından yararlanmak istiyor. İsrail’e karşı da caydırıcı olmanın hesabını yapıyor.
Paktın en kritik yönü, kolektif caydırıcılığı güçlendirme, üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlaması olmuştur. Bu NATO’nın 5. maddesi ve BM şartının 51. maddesinin eşdeğeriydi. Pakistan’ın nükleer silahları tehdit olarak kullanılacak.
Truva Atı

Halklar için Truva Atı olacak Mekke Paktı’ndan çekilmenin ancak yürürlüğe girdikten 10 yıl sonra olabileceği şartı konmuş. Mekke Paktı’nın birinci maddesi; Sadabad Paktı’nın Kürtler düşünülerek oluşturulan ilk iki maddesi, Bağdat Paktı’nın benzer ikinci maddesi, CENTO’nun benzer üçüncü maddesi olan, tarafların birlerinin içişlerine, sınırların dokunulmazlığına, karşılıklı toprak bütünlüğüne saygı göstereceği şeklindeki maddelerin benzeridir. Hesaba göre Pakistan Keşmir, Beluçlar ve Şiiler meselesinde destek alacak, bariyer oluşturacaktı. Türkiye de Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere, Rumlara karşı bariyer oluşturacak, Kıbrıs için destek alacaktı. Suudiler de Şiilere karşı set çekmeyi hedeflemişti.
Mekke Paktı’nın ikinci maddesi; BM şartı 51. maddesine de atıf yapan NATO Anlaşması’nın 5. maddesinin adeta kopyasıdır. Beşinci maddesi; etnik ve kültürel farklılıklara karşı egemen ulusu ve statükoyu korumaya yöneliktir. Üçüncü maddesi, yedinci maddesi ve onuncu maddesi; Pakistan’ın nükleer silah tecrübesinden yararlanmak nükleer silah programı geliştirme hevesini gerçekleştirmeye yöneliktir. Pakistan’ın balistik füze teknolojisinden yaralanmaya dönüktür. Aynı zamanda yapay zeka teknolojisi paylaşımı, SİHA gibi teknoloji paylaşımına yöneliktir. Yine bu maddeler Katar’ın sermayesinden yararlanmaya dönüktür. Sekizinci ve on beşinci maddesi; Erdoğan’ın sık şikayet ettiği BMGK 5’lisine yüklenen misyon gibidir. Buna göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan “Çekirdek Taraflar” olup stratejik komiteler kurabilecekler, oydaşmasıyla yeni katılımlara ilişkin usul ve esasları belirleyip onaylayacaklar. Yani veto hakkı olacak çekirdek üyelerin. On birinci maddesi; her zaman yasal düzenleme yapılabileceğini öngörüp esnek manevra alanı açmıştır. On ikinci maddesi NATO’nun sekizinci maddesi gibi, uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine halel getirmeyeceğine yöneliktir.
On üçüncü maddesi; Truva Atı gibidir. Tarafların birbiriyle gizli bilgi paylaşacakları, diğer devletlere vermeyecekleri şeklindeki madde kapsamında diğer ülkeler Suudi Arabistan’a; Arap Birliği, Körfez İşbirliği Konseyi, OPEC gibi yapılar içindeki Truva Atı olarak bakacak. Pakistan’a da Asya, Pasifik bölgesindeki Truva Atı olarak bakılacak. Türkiye’ye de NATO, AB, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri içindeki Truva Atı olarak bakılacak.
21 Ekim’de Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan arasında Katar’ın başkenti Doha’da Bedir Mutabakat Zaptı da; balistik, SİHA, TİHA, hava savunma sistemleri gibi yeni dönem hibrid savaş araçları alışverişini hızlandırmak, teknoloji transferi sağlamak hedefli. Hz. Muhammed’in komuta ettiği Müslümanlar ile Mekkeliler arasında Medine ile Mekke arasındaki bölgede Mart 624’te yapılan, İslam’ın ve peygamberin kazandığı ilk savaş Bedir Savaşı’na atıfla isim verildi. Dolayısıyla Bedir İttifakı’na da Sünni eksenin ilk anlamı yüklenmiş oluyor. Bedir İttifakı, Çin’in de hazzetmeyeceği bir tablo. Dinsel damarlı Endonezya, Çin için hayati ticaret boğazlarını kontrol ediyor çünkü. Malakka Boğazı ve Sunda Boğazı’nı. Güçlü bir ittifak, hele ki ABD-NATO destekli bir ülke ve Pakistan gibi nükleer bir güç işin içindeyse. Ayrıca 26 milyonluk Uygur (Doğu Türkistan) gibi de bir sorunu varken.
Baltayı ayağına vurmak
Pakt üyeleri için her şey iyi gidiyorken Kızıldeniz Savaşı, yani Yemen Savaşı patlak verince şok dalgaları yaşandı. Yemen Savaşı’ndaki tutum ve sonuç, diğer ülkelerinin eğilimlerinde belirleyici olacaktır.
Savaş başlayınca Mekke Paktı’nın ve Türkiye’nin sınandığı yönünde argümanlar parlatıldı, ancak hakikat başkaydı. Çünkü ateşkesi bozan Suudi Arabistan olmuştur ve uçakları 13 Temmuz’da Yemen’in başkentindeki Uluslararası Sana Havalimanı’nı bombalamıştır. Yine Mekke Paktı sonrası da 28 Ağustos’ta Saada, Jabal Rabi, Taiz, Saqain, Bayda, Lahj’a savaş uçaklarıyla saldırılar yapılmıştır, ölümlere neden olunmuştur. Hem de İsrail’in Husi kabinesinin büyük kısmını yok ettiği 28 Ağustos 2025’teki Şans Damlası Operasyonu’nun birinci yıldönümünde. Dolayısıyla baltayı ayağına ve taşa vuran varsa ittifak içinde. Husiler ise 3 Eylül’de yıldırım harekatı başlatmış ve Suudi Arabistan’a ve Yemen’deki paramiliter güçlerine kinetik enerji uygulamıştır. “Sandaletli savaşçılar”, “yalın ayaklı savaşçılar” diye adlandırılan Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki adını Mocha kahvesine veren Mocha (El Mokha) Limanı’nı, Hudeyde’deki Hays Limanı’nı 10 Eylül’de ele geçirmiştir. 11 Eylül’de de Babül Mendeb Boğazı’nı ikiye ayıran uluslararası deniz ticareti açısından ve askeri kontrol üssü olması açısından stratejik Mayyun Adası’nı (Perim), Hudeyde açıklarındaki Zukar Adası, Büyük Haniş Adası, Küçük Haniş Adası’nı kontrolüne aldı. Böylece Babül Mendeb Boğazı denetimi tamamen Husilerin kontrolüne geçmiştir. Husiler Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı, Medine, Cidde, Abha, Khamis Muşayt, Necran, Cizan, Dammam, Yanbu, Abkayk, Ras Tanura kentlerini, Savunma Bakanlığı’nı, başkentteki dahil kritik havaalanlarını, devlete ait Aramco petrol tesislerini vurmuştur.
İran da Suriye de patlayacak

Kritik sorulardan biri Yemen Savaşı’na dahil olacaklar mı? Pakistan ile Afganistan çatışırsa Türkiye Afganistan’a mı saldıracak? İran, Suudi Arabistan’ı vurduğunda; Irak’taki Haşdi Şabi güçleri ve Yemen’deki Husi yönetimi, Suudi Arabistan Krallığı’nı vurduğunda Türkiye savaşa dahil mi olacak? Ya da İran ile Pakistan çatıştığında Türkiye, İran’ı mı vuracak? Pakistan ile Suudi Arabistan 17 Eylül 2025’te benzer ikili anlaşma yapmıştı. İran 28 Şubat 2026’dan beri aralıklarla Suudi Arabistan’ı vurduğunda, sonrası dönemde de Irak’taki Haşdi Şabi ve Yemen-Husileri Suudi Arabistan’ı vurduklarında Pakistan bombardıman mı yaptı. Afganistan ile Pakistan Ekim 2025’ten beri sıkça çatışırken Suudi bombardıman mı yaptı? Bunlar olmayacak, ancak silah pazarı geliştirecekler, satış ciroları yapacaklar.
İran ile Mekke Paktı içindeki Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 26 Ekim’de Tahran’da dörtlü toplantı yapıldı. İran’ın AB tehditlerine karşı alttan alarak yeni çatışma fayını tetiklememesini önlemek, İran rejiminin ayakta kalmasını ve Husileri durdurmasını sağlamak içindi. Ancak ABD Kongre seçimleri sonrası İran’a yeniden saldırı dalgası başlatılacak gibi görünüyor. İran patlarsa Suriye de patlayacak. Çünkü İran’n canı yandığında Suriye’ye de Suudi Arabistan’a da saldırılar kaçınılmaz. Husiler de Riyad ve çevre kentleri vurmaya devam edecek. Türkiye yine İran’a savaş açamaz. Türkiye sadece Riyad’daki Sekreterlik emrine asker gönderecektir. Silah zaten veriyor. 17 Temmuz 2023’te Suudi Savunma Bakanlığı ile Bayraktar AKINCI TİHA anlaşması imzalanmıştır. SİHA ve TİHA’ları kullanacak Suudi pilot, teknisyen, elektronik bakım ekibine Tekirdağ’a bağlı Çorlu Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde eğitim verilmiş, Suudi pilotlar için generallerin de katılımıyla 14 Ekim 2025’te ve 25 Eylül 2026’da, mezuniyet töreni düzenlenmiştir.
Ürdün-Kerek’te kilisede katliam yapan cihadistlerin de Suriye uzantılı çıkması soru işaretlerini artırmıştır. Gördüğüm, İsrail gibi ülkeler de Türkiye ve Şam’ı sınırlandırmak için Suriye’yi vuracaklar.
Sözünü tutamayacak çünkü…

Türkiye TSK’yi Yemen’de de savaşa sokmaz. Yani AKP-MHP koalisyonu, Mekke Paktı’ndaki sözünü tutamayacak. Çünkü 1-İran, Kalkınma Yolu Projesi’ni, 2-Hürmüz yolu sekte yiyince canlanan orta koridoru-OBOR’u, 3-bir ayağı olan Zengezur Koridoru’nu, 4-İstanbul-Şam-Hicaz Demir Yolu projesini, 5-Somali hayallerini bloke edebilirdi. 6-İran, Irak’taki TSK üslerine, 7-Suriye’ye ve Suriye’deki TSK üslerine doğrudan ya da dolaylı vekil güçler eliyle saldırılar yapabilirdi. 8-Husiler, Irak Haşdi Şabileri ve Husiler; Katar, Somali, Libya, Sudan, Suriye, Irak’taki Türkiye üslerini vurabilirdi.
Son tahlilde Mekke Paktı ve Bedir İttifakı; Menderes ve Bayar ikilisinin 1955 sonrası halkların başına bela ettiği, ölüm ve asimilasyona neden olan Bağdat Paktı, CENTO gibi kadük kalacak, sorunlara çözüm üretmeyecek.
Bir ülkede ağır sorunlar varsa hiçbir pakt para etmez, tersine jeopolitik paralize ivmesi yaratır. Bangladeş’te ve ülke içinde üç milyon kadar insanı öldürmüş, insanları idam etmiş Pakistan mı bölgesel sorunlara çözüm, barış, istikrar üretecek? Yine içerde, Doğu Timor’da ve Açe’de üç milyon kadar insanı öldürmüş Endonezya mı? Zeydilerin yakasını bırakmayan Suudi Krallığı mı?
Hani iç enerjisini harcayıp ömrünün sonuna gelen devasa yıldızların içe çökerek büyük patlaması, ve devasa ışık kütleleriyle sonuçlanması anlamındaki Süpernova’lar yaşanmış, Kürt meselesi olan ülkeler de çözümsüzlükte direnirse Süpernovalar yaşamaları kaçınılmazlaşır.
Türkiye’de Kürt meselesi, Alevi meselesi, Ermeni, Süryani, Rum meselesi sürdükçe Mekke, Riyad, Şam, Washington, Moskova, Pekin, İslamabad, Kahire gibi sembolik yer ve başkentlerde sorunu çözemezsin, tersine farklı aktörleri devreye koymuş olursun, onların hırs ve öncelikleriyle sorunlar katmerleşir. Sorunun varsa Mekke Paktları çözümsüz kalır.
Bu gibi yapılar; 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı-İİT, 22 üyeli Arap Birliği, 6 üyeli KİK, 11 üyeli BRICS, 10 üyeli ŞİÖ gibi iç dökme, retorik parçalama kürsülerine dönüşür. Başbakan Erbakan’ın önerisiyle İslam ülkelerinden Türkiye, Pakistan, Endonezya, İran, Mısır, Bangladeş, Malezya, Nijerya arasında kurulan, ilk liderler zirvesini de 15 Haziran 1997’de İstanbul’da yapıp İstanbul Deklarasyonu yayınlayan D-8’in akıbeti gibi olur. Yani Mekke ve Bedir ittifakları kum dağına bayrak dikmektir. Farklı çıkarların oluşturacağı fırtınalar kumları savurduğunda o bayrak ayakta kalabilir mi?









