Barış sürecinin Alevilerin katılımı ve talepleri olmadan ilerleyemeyeceğini söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ‘Ümmet kardeşliği bize yetmez. Eşit yurttaşlık ve eşit haklarla donatılmış bir kardeşlik gerekiyor. Bu kardeşliğin yasal bir statüye kavuşması lazım’ dedi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İstanbul’un Ümraniye ilçesinde bulunan Kazım Karabekir Cemevi’nde Alevi temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya, Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç başta olmak üzere il ve ilçelerdeki cemevlerinin temsilcileri, DEM Parti İstanbul il ve ilçe temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“Barışa, ‘biri yenecek, biri yenilecek’, ‘biri kaybedecek, biri kazanacak’ şeklinde bakmıyoruz” diyen Tülay Hatimoğulları, “Barış, yenmek ve yenilmek üzerinden değil, ortak yaşamı inşa etmek ve bu konuda birbirimize rızalık vermek üzerinden şekillenir. Biz barışı bu temelde görüyor ve değerlendiriyoruz. Ezcümle, 72 milletten 86 milyon yurttaşımız adalet, barış ve özgürlükler içinde yaşadığı zaman barış olur” şeklinde konuştu.
Alevilerin yaşadıkları tüm coğrafyalarda acı, katliam ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Tülay Hatimoğulları, “Alevi canlarımızın savunduğu çok temel ve değerli bir yaklaşım var. Acılarımızın bizim zincirimiz olmasına, elimizi kolumuzu bağlamasına izin verseydik ve yalnızca acılarımızla yaşayan bir topluluk olarak kalsaydık, örgütlenmemizi gerçekleştiremezdik. Bugün Türkiye’de ve Avrupa’da ulaşmış olduğumuz örgütlülüğü, bütün eksiklerine ve gediklerine rağmen sağlayamazdık. Bunu başarabildiysek acılarımıza teslim olmadığımız, onları bir zincir olarak görmediğimiz ve aşarak geldiğimiz içindir” diye belirtti.
Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar
HTŞ’nin Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirdiği katliamlara işaret eden Tülay Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti:
“Katliamların şimdilik kısmen de olsa durdurulmasında sizlerin katkısı çok büyük oldu. Bundan dolayı oradaki halkımızın teşekkürlerini sizlere iletmek istiyorum. Oradaki canlarımızı lütfen unutmayalım, bir an olsun gündemimizden çıkarmayalım. Orada hâlâ Alevilere yönelik bir soykırım yaşanıyor. Sadece Alevilere değil, fırsat buldukça Dürzilere ve Hristiyanlara yönelik de bir kırım, katliam ve baskı politikası sürdürülüyor. Bunun altını bir kez daha çizmek isterim. Biz burada, hem Türkiye’de hem Avrupa’da yaşayan bütün canlar olarak bu süreci sahiplenmeye, oradaki halkımızın sesi ve soluğu olmaya devam edeceğiz. Bu konudaki destek ve dayanışmanızı lütfen esirgemeyin.”
‘Aleviler dinlenmeli’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı sürece işaret eden Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:
“İktidara defalarca kez neden Alevilerin dinlenmediğini sorduk. Biz DEM Parti olarak ısrarla şunu söylüyoruz: Alevi canlarımız mutlaka dinlenmeli. Alevilerle konuşmadan barışı inşa edemezsiniz. Alevi canlarımızın Meclis’te dinlenmesi çok önemliydi. Fakat Meclis Başkanı bu konuda farklı bir kanaat ortaya koydu ve talebi kabul etmedi. Bunu da bir kez daha buradan eleştiriyoruz.”
‘Tüm demokrasi güçleri dahil edilmeli’
Temmuz ayında kabul edilen çerçeve yasayı hatırlatan Tülay Hatimoğulları, süreçte yalnızca siyasi partilerin temsil edilmesinin yeterli olmadığını, Türkiye’deki bütün demokratik örgütlerin ve kadın hareketinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Tülay Hatimoğulları, “Muhalefete dönük bu kadar yoğun bir baskı varken, muhalefet partilerinin belediyelerine yönelik bu kadar ciddi baskılar, gözaltılar ve tutuklamalar yaşanırken bu barış süreci ne kadar başarıya ulaşabilir?” diye sordu.
‘Alevilerin kaygıları önemli’
Tülay Hatimoğulları, Alevilerin sürece ilişkin kaygılarına değinerek şunları söyledi:
“Düşünce ve ifade özgürlüğüne, insanların sosyal medyada düşüncelerini ifade eden mesajlar yayımlamasına bu kadar büyük bir sansür uygulanırken, Türkiye tarihinde görülmemiş ölçüde bir sansürün yaşandığı bu dönemde barış sürecini ne kadar hakikate uygun bir biçimde inşa edebiliriz? Alevi canlarımızın temel sorularından biri bu. Bir diğer soru, aydınlara, yazarlara ve sanatçılara bu kadar baskı uygulanırken bu sürecin mümkün olup olmadığı. Bu süreçte AKP ile yan yana mı durulacak? Mevcut iktidar, önümüzdeki dönemde bu süreci kendisi için bir seçim malzemesi hâline getirmek ve bunun için araçsallaştırmak istiyor olabilir mi? Bunlar, Alevi canlarımız tarafından bize çok ciddi bir şekilde iletilen kaygılar ve sorular. Hepsi de haklı sorular. Şunu da bilmenizi isterim ki biz parti olarak bu soruları sizin sorduğunuz netlikte soruyoruz. Sizin ortaya koyduğunuz tutumla ilgili de görüş alışverişine sonuna kadar açığız. Çünkü bu kaygılar gerçekten önemli. Bu kadar baskının ve şiddetin olduğu bir yerde ağzını açanı hemen gözaltına al, tutukla, hapse koy; bununla da yetinme, varsa annesini, babasını, kardeşini, eşini, dostunu da alıp hapse koy… Bu kabul edilir değil.
‘Eşit yurttaşlık istiyoruz’
Fon vurgununa dair değerlendirmeler yapan Tülay Hatimoğulları, fon vurgununda geçen isimlerin açıklanmamasına tepki göstererek:
“Siyasetçilere ve birçok kesime yönelik itibar suikastları gerçekleştiriliyor. Şimdi böyle bir sürecin içinde biz barış sürecini nasıl inşa edeceğiz? Bunlar kolay sorular değil. Cevaplanması zor sorular. Ancak biz şuna inanıyoruz: Bütün bu kaygılara ve eleştirilere rağmen bu topraklarda barışı tesis etmek dışında bizim başka bir seçeneğimiz yok. Bize ümmet kardeşliği değil, eşit yurttaşlığa dayalı bir kardeşlik lazım. Bu, bu dönemde temel çağrımız olmalı. Ümmet kardeşliği bize yetmez. Eşit yurttaşlık ve eşit haklarla donatılmış bir kardeşlik gerekiyor. Bu kardeşliğin yasal bir statüye kavuşması lazım. Eşit yurttaşlığın hukuk güvencesi altına alınması gerekiyor. Sürece yaklaşımımızın bu çerçevede olduğunu bilmenizi isterim.”
‘Barış iktidarın insafına terk edilemez’
Alevilerin kaygılarına değinen Tülay Hatimoğulları, Alevilerin sürecin izleyeni değil, öznesi olması gerektiğini vurguladı. Tülay Hatimoğulları şöyle devam etti:
“Alevi canlar olarak hep birlikte bu sürecin tam kalbinde yer almayı, süreci sahiplenmeyi ve ilerletmeyi başarırsak sürecin özneleri yalnız bırakılmamış olur. Böylece sürecin özneleri bu iktidarın insafına bırakılmamış, barış da iktidarın insafına terk edilmemiş olur. Hep birlikte sahiplenebilir, bu konuda kenetlenebilirsek bunu başarabiliriz. Alevi canlarımızın bugüne kadar dile getirdiği bütün sorunlar bizim asli sorunlarımız, bütün talepleri bizim asli taleplerimizdir. Bu talepleri yalnızca bu tür buluşmalarda dile getirmedik. Parlamentoda yaptığımız konuşmalarda, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinde, Alevi canlarımızla alanlarda ve meydanlarda gerçekleştirdiğimiz her buluşmada onların taleplerinin doğrudan siyasi sözcüsü olmayı kendimize görev bildik. Çünkü bize göre siyasete düşen en önemli görev, toplumun taleplerini siyasette sonuç almak üzere gündeme taşımak ve bu talepler doğrultusunda sonuç almaya çalışmaktır. Alevi canlarımızın en büyük şikâyetlerinden biri, eğitimin tek yönlü ve tekleştirici olmasıdır. Bu, geçmişte de bizim temel eleştirimizdi, bugün de öyle. Bizim açımızdan eğitim tekleştirilmemelidir; eğitim bilimsel olmalıdır. Ana dilde eğitim hakkı da mutlaka güvence altına alınmalıdır. Bütün bunlara ulaşabilmemizin yolu, Cumhuriyet’in daha güçlü bir demokrasiyle buluşmasından geçiyor. Dün Cumhuriyet’in 103’üncü kuruluş yıl dönümüydü. Dün verdiğimiz mesajda, Cumhuriyet’in 86 milyon yurttaşımızın ortak evi olması gerektiğini söyledik. Aynı yerde duruyoruz. Evet, Cumhuriyet hepimizin ortak evi olmalı. Bunun için Cumhuriyet hepimize eşit yaklaşmalı, hiç kimseyi inkâr etmemeliyiz. Bugün Türkiye’de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, Cumhuriyet’in demokratikleşmesi ve demokratik bir Cumhuriyet’in inşa edilmesidir.”
Toplantı, Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından basına kapalı olarak devam etti.
HABER MERKEZİ









